edebiyatokyanus
İÇERİK  
  ANA SAYFA
  YAZILAR
  ARAŞTIRMA-İNCELEME
  => Bedevilik-Barbarlık ve İnsanlk Tarihi-Sina Akşin
  => Tarih Felsefesi-Dr. Ali Şeriati
  => Görüşlerim-Sultan Galiyev
  => Kemal Tahir'in felsefi düşüncesi ve Devlet Ana
  => Sanat Anlayışım-Orhan Kemal
  => Çağın Dini: Humanizm-Cemil Meriç
  => Demokrasi Demopedidir-Cemil Meriç
  => Demokrasi Paradigması ve Sonrasız Modernlik-Yiğit Tuncay
  => Karl Popper'in Bilim Felsefesi-Hasan Engin Şener
  => Cemil Meriç'in Dil ve Edebiyat Üzerine Düşünceleri- Arş. Gör. Oğuzhan KARABURGU
  => Tiyatro San'atının Kaynağı 1-Refik Ahmet Sevngil
  => Tiyatro San'atının Kaynağı 2- Refik Ahmet Sevngil
  => Tiyatro San'atının Kaynağı 3- Refik Ahmet Sevengil
  => Gizli Halk Musikisinin Hakiki Karakteri Dindışıdır-Vahid Lütfi Salcı
  => YUNUS EMRE’NİN ŞİİRLERİNDE- R. FİLİZOK
  => AŞK[1] (Amour)-Elisabeth Sayın
  => Dil Bilimi Terimleri-Yard. Doç. Dr. Safiye AKDENİZ
  => BİR METİN yahut EDEBÎ ESER LİSE VE ÜNİVERSİTE DÜZEYİNDE NASIL İNCELENMELİ? -Anne-Marie ALBİSSON
  => DİL İLE BİLDİRİŞİMİN (communication) TEMEL ELEMENTLERİ-Prof. Dr Rıza FİLİZOK
  => BYRON, LAMARTİNE-Jale Parla
  => TAHİR ALANGU’NUN FOLKLOR ANLAYIŞI
  => HİKAYECİLİK DERSLERİ
  => TÜRKİYE’DE DENEME VE ELEŞTİRİNİN GELİŞİMİNDE ORHAN BURİAN’IN YERİ (tez)
  => EDEBİYAT ÖĞRETİMİ ÜZERİNE TASVİRÎ BİR DENEME
  => YAZI DEVRİMİNİN ÖYKÜSÜ
  => CUMHURIYET DÖNEM! TÜRK ŞİİRİ VE BEHCET NECATIGiL
  => ROMANLARDA 27 MAYIS İHTİLÂLİ
  => HİLMİ YAVUZ ŞİİRİNE METİN-MERKEZLİ BİR BAKIŞ
  => YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU’NUN ROMANLARINDA CİNSELLİK
  => KİRALIK KONAK’TA MADAME BOVARY
  => ADNAN BENK VE TÜRKiYE’DE MODERN EDEBİYAT ELEŞTİRİSİ NURİ AKSU-tez
  => GELENEKSEL ROMANA KARŞI ROMAN: ANTİ ROMAN
  => ROMANININ TARİHSEL BOYUTU ÜZERİNE BİR İNCELEME Sedat ...
  => XIX. YÜZYIL TÜRK EDEBİYATINDA VOLTAİRE VE ROUSSEAU ÇEVİRİLERİ
  => AHMET VEFİK PAŞA’NIN ÇEVİRİLERİNDE OSMANLILAŞAN MOLİÈRE
  => Osmanlı Dönemİ Türk Romanının Başlangıcında Beş Eser
  => Kıbrıs Türk Edebiyatı
  => Halide Edib-Adıvar Döneminde ve Romanında Feminizm
  => ERKEN DÖNEM TÜRK EDEBİYATINDA KÖYLÜLER
  => TÜRK GÖÇER ŞAİRLERİNE AİT ESERLER
  => KARŞILAŞTIRMALI EDEBİYAT BİLİMİ ve BİR UYGULAMA
  => SAFAHAT’TA EDEBİYATA AİT UNSURLAR ÜZERİNE BİR İNCELEME Abdullah ...
  => EDEBİYAT ÖĞRETİMİ ÜZERİNE TASVİRÎ BİR DENEME Ersin ÖZARSLAN*
  => SÖZ VE ÖZ
  => BATI TRAKYA TÜRK EDEBİYATI
  => YAVUZ BÜLENT BAKİLER’İN, “ŞAŞIRDIM KALDIM İŞTE” ŞİİRİNE EDEBÎ
  => TANPINAR’IN ŞİİR ANLAYIŞI VE ŞİİRİNİN KAYNAKLARI
  => Bir Cumhuriyet Kadını Şükûfe Nihal
  => KUVAYI MİLLİYE HAREKETİNE YÖNELTİLEN İTHAMLAR
  => MİLLÎ MÜCADELE DÖNEMİNDE FRANSIZ GAZETECİNİN MUSTAFA KEMAL İLE TEMAS VE GÖRÜŞMELERİ
  => YURTTAŞ GAZETECİLİĞİ
  => RUSLARIN TÜRK TOPRAKLARI ÜZERİNDE YAYILMASI
  => BİR ÇAĞDAŞLAŞMA MODELİ OLARAK ATATÜRKÇÜLÜK
  => Mâni ve Bilmecelerimizde Geçen Meyve Adlarının Türkçe’deki Kullanımları Üzerine Bazı Tespitler
  => Şerif Benekçi’nin Romanlarında İnsan ve Toplum
  => A. Nihat Asya’nın Şiirlerinde Ölüm Kavramının Kullanımları Üzerine
  => Zafer HanIm’In AŞk-I Vatan RomanIBaĞlamInda KadIn
  => DİLBİLİM TARİHİNE BİR BAKIŞ
  => DİLBİLİM ARAŞTIRMALARI
  => DİLBİLİM (Linguistics)
  => Edebiyat Teorileri
  => EDEBİYAT TEORİSİ TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ
  => HALK EVLERİNİN KURULUŞU VE ÇALIŞMALARI
  => Ülkemizin Kaçırdığı En Büyük Eğitim Projesi: Köy Enstitüleri
  => BİLİM FELSEFESİ Prof.Dr. Mustafa Ergün
  => EDEBÎ METİNLER IŞIĞINDA DOĞU KÜLTÜRLERİNİN BATIYA ETKİLERİ VE BATIDA TÜRK İMGESİ ∗
  => ZİYA PAŞA’NIN “ŞİİR ve İNŞÂ” MAKALESİ Ali DONBAY
  => TATAR EDEBİYATININ GELİŞİMİ
  => OSMANLI ŞİİRİNE SANAT ONTOLOJİSİYLE YAKLAŞMAK ÜZERİNE
  => SÜLEYMAN NAZİF’E GÖRE İRAN EDEBİYATININ EDEBİYATIMIZA TESİRİ
  => EDEBİYAT ÖĞRETİMİ ÜZERİNE TASVİRÎ BİR DENEME -
  => ÖZNE KARAKTER NESNE KARAKTER Agusto Boal
  => İSLAMDA TRAGEDYA KAHRAMANI TRAGEDYA ÖRNEKLERİ Metin And
  => İSLAMDA TRAGEDYA KAHRAMANI TRAGEDYA ÖRNEKLERİ Metin And 2
  => DOĞU VE BATI KÜLTÜRLERİNDE DÜŞSEL YARATIKLAR Enis Batur
  => TANPINAR ÜZERİNE NOTLAR Selahattin Hilav
  => DÖRT BİN YIL ÖNCE TÜRKLERDE TİYATRO Refik Ahmet Sevengil
  => SELÇUKLU TÜRKLERİNDE DRAMATİK EĞLENCELER Refik Ahmet Sevengil
  => ANADOLU'DA DİNİ TEMAŞA Refik Ahmet Sevengil
  => OSMANLILARDA DRAMATİK EĞLENCELER Refik Ahmet Sevengil
  => ORHAN KEMAL'İN YAPITLARI Türk Gerçekçiliğinin Gelişmesinde Yeni Bir Aşama
  => ORHAN KEMAL'İN YAPITLARI Türk Gerçekçiliğinin Gelişmesinde Yeni Bir Aşama 2
  => ELEŞTİRİ VE HİCİV Johann Gottfried Herder
  => ROMAN Octavio Paz
  => YENİ TÜRK EDEBİYATI ARAŞTIRMALARI
  => ESKİ TÜRK DİLİ ARAŞTIRMALARI
  => ESKİ TÜRK EDEBİYATI ARAŞTIRMALARI
  => YENİ TÜRK DİLİ ARAŞTIRMALARI
  => HALK EDEBİYATI ARAŞTIRMALARI
  => DİL SORUNLARI
  => ÇAĞDAŞ TÜRK LEHÇELERİ ARAŞTIRMALARI
  => MAKALELER
  => edebiyat tezler
  => İNCELEME ARAŞTIRMA
  => İNCELEME
  => Medeniyetin Demir Pençesi Eksen Çağı
  => DEDE KORKUT DOSYASI
  => TÜRK EDEBİYATI İNCELEMELERİ 1
  => TÜRK EDEBİYATI İNCELEMELERİ 2
  => TÜRK EDEBİYATI İNCELEMELERİ 3
  => TÜRK EDEBİYATI İNCELEMELERİ 4
  => TÜRK EDEBİYATI İNCELEMELERİ 5
  => TÜRK EDEBİYATI İNCELEMELERİ 6
  => Halk Şiiri, Gerçeküstücülük, Destan.
  => En Uzun Gece: Sahte Bir Roman - İzzet Harun Akçay
  => ARAŞTIRMACILAR İÇİN KAYNAKLAR
  => DOĞU EDEBİYATI
  => DOĞU EDEBİYATI - KİTAPLIK
  => TÜRK LEHÇELERİ ÇEVİRİ SÖZLÜĞÜ
  => İLETİŞİM ÇAĞINDA AŞIKLIK GELENEĞİNİN GELECEĞİ
  => ÂŞIK EDEBİYATI BÜTÜNÜ İÇİNDE SİVAS'TA VE ADANA'DA ÂŞIKLIK GELENEĞİNİN ORTAK VE FARKLI YANLARI
  => Türkiyat Araştırmaları 1
  => Türkiyat Araştırmaları 2
  => Türkiyat Araştırmaları
  => Türkiyat Araştırmaları 4
  => Türkiyat Araştırmaları 5
  => Bir Toplum Mimarı Olarak Yahya Kemal
  => Tanzimat Romanlarında Melodramın İdeolojik İşlevleri
  => Söz Sanatları Bakımından ‘Parçalı Ham’ Şiirler
  => İNCELEMELER.
  => İNCELEME..
  => İNCELEME...
  => İNCELEME....
  => İNCELEME.....
  => İNCELEME ŞİİR
  => İNCELEMELER.....
  => İNCELEMELER.,
  => İNCELEMELER,.
  => Edebiyat Sosyolojisi
  => Sosyalist Realizm Kavramının Ortaya Çıkış Süreci
  => toplumcu gerçekçilik
  => PEYAMİ SAFA.
  => Yeni Türk Edebiyatı
  => YENİ TÜRK A. İLHAN İÇERİKLİ
  => hilmi yavuz.
  => Behçet Necatigil
  => araştırmalar.1
  => ARAŞTIRMALAR 2
  => araştırma,
  => Türk Dili ve Edebiyatı,
  => 1919-1928 ARASI TÜRK ROMANINDA YAPI VE TEMA
  => Bilgisayar Öyküleri
  => Yayın
  => ROMAN,
  => ROMAN,,
  => ROMAN.
  => ROMAN..
  => şiir,
  => şiir,,
  => hikaye*
  => arş
  => arş1
  => arş2
  => arş4
  => arş6
  => arş7
  => arş8
  => arş9
  => edebiyat tarihinde realizm romantizm kavramı
  => YENİ TÜRK EDEBİYATININ KAYNAKLARI
  => YENİ TÜRK EDEBİYATININ KAYNAKLARI 1
  => KLASİK TÜRK EDEBİYATI
  => TÜRK DEBİYATI İNCELEME
  => DEDE KORKUT DOSYASI.
  => açık arşiv
  => edebiyat arşiv
  => Kuruluş Devrini Konu Alan Romanlar Üzerine
  SÖYLEŞİ
  DENEME
  ATTİLA İLHAN
  ATTİLA İLHAN-KÖŞE YAZILARI
  E-KİTAP
  ANSİKLOPEDİK
  SATRANÇ VİDEO DERSLERİ DÖKÜMANLAR
  SATRANÇ OYNA
  ŞİİR
  DİL ANLATIM TÜRK EDEBİYATI - LİSE KAYNAK
  EDEBİYAT RADYO
  EDEBİYATIMIZDA ŞİİR ROMAN ÖYKÜ (dinle)
  100 TEMEL ESER (dinle)
  100 TÜRK EDEBİYATÇISI (dinle)
  SESLİ KİTAPLAR
  FOTOĞRAF ÇILIK
  E-DEVLET
  EĞİTİM YÖNETİMİ DENETİMİ
  RADYO TİYATROSU
  ÖĞRETMEN KAYNAK
  EDEBİYAT TV
  SÖYLEŞİLER - BELGESELLER TV
  RADYO KLASİK
  TÜRKÜLER
  GAZETELER MANŞETLER
  ÖYKÜ ANTOLOJİSİ
  DERGİLER - KİTAPLAR - KÜTÜPHANELER
  E-DERGİ
  KİM KİMDİR BİYOGRAFİLER
  ZİYARETÇİ DEFTERİ
  İLETİŞİM
  EDEBİYAT OKYANUS
Demokrasi Paradigması ve Sonrasız Modernlik-Yiğit Tuncay

'DEMOKRASİ' PARADİGMASI
VE
SONRASIZ MODERNLİK

              Yiğit     Tuncay

 

www.edebiyatokyanus.tr.gg 

   John Lukacs, yüzyılların süreleri üzerine yaptığı tespitte, yüz seneden oluşan yüzyılın, sayısal manada ondalık takvime tekabül etmesinden çok, medeniyetlerin, ulusların ve bireylerin hayatlarındaki gerçek dönüm noktaları açısından, yüzyılın başka bir anlam kazandığını ileri sürüyor. Böylelikle 17. yüzyılın 101 yıl, 18. yüzyılın 126 yıl, 19. yüzyılın ise Napolyon savaşlarının sonundan (1815) I. Dünya Savaşı’nın başlamasına kadar (1914) toplam olarak 99 yıl sürdüğünü gözlemliyor. Bu tespitten yola çıkarak, kapitalistlerin paylaşım savaşı ile başlayan (1914) 20. yüzyılın, Doğu Bloku’nun kutup değiştirmesi ve belirgin olan soğuk savaşın sona erdiği 1989 yılına kadar tam 75 yıl sürdüğünü görebiliyoruz.

Ulusların düşünsel sınırları
Çağlara baktığımızda ise, kabaca kadim, orta ve modern çağlar karşımıza çıkıyor. Orta çağların 1989’da bittiğini düşünen bazı vakanüvisler, 17. yüzyılın dünya düzeninin bitişini görmüyorlardı. 1815’ten sonra devrimler oldu. 19. yüzyılın son çeyreğinde ise, modernizm kendini tam anlamı ile hissettirmeye başladı. 1893’te H. V. Hofmannsthal modernlik üzerine şöyle diyordu:“Hayatın çözümlenmesi ve hayattan kaçış”.

Artık iki zıt nokta birbiriyle çakışıyordu. Modernizm, mekanik akıl ile sezgici aklı ısrarla bu iki uç arasındaki bir gerilime iterek çatışmayı mutlaklaştırmıştı. Her alanda gelişen bu tartışma ulusların düşünsel sınırlarını ortadan kaldırarak iletişim ağının örülmesine ve düşüncelerin gittikçe enternasyonalize olmasına neden olmuştu.

20. yüzyıla girildiğinde, kendine ilerici bir misyon biçmiş olan burjuvazinin sözcüsü, presbiteryen W. Wilson ulusların kendi kaderlerini tayin etme fikrini yayıyordu. Emek-sermaye çelişkisinin ve eşitsiz gelişmenin yaşandığı bu dünyada, ulus çıkarlarını (kendi sınıflarının) sınıfların üstünde tutan “demokrasi” havarisi emperyalistler, böylelikle dünyayı iki büyük felakete sürüklediler. Birincisinde kendi aralarında paylaşım için mücadele ettiler, daha sonra da faşizme karşı cephe oluşturdular.

‘Kalkınma’ ve ‘demokrasi’
1917 Devrimi’nden sonra dünya iki kutuplu hale gelmişti. Ancak, 2. Dünya Savaşı’nda güç kaybeden Avrupa devletleri, savaş sonrasında merkeziyetçiliğini ABD’ye kaptırmış ve “demokrasi” sözcülüğünü yapan ABD soğuk savaşın kaçınılmaz kutbu olmuştur. Doğu Avrupa’yı etkisi altına alan sosyalizm, ABD’nin en büyük korkusu halini almış ve buna karşılık sosyalizmin etkisinin önünü kesebilmek için, toplumsal ve teknolojik “kalkınma” ideolojisini devreye sokmuştur. Bu “kalkınma” ideolojisi ile birlikte, emperyalistlerin kontrolünde pazar sınırları kalkmaya başlamış ve kapitalizm enternasyonalize olma sürecini başlatmıştır. Bu siyasi modelin ideolojik pazarları, aynı ihracat yönelimli büyüme stratejisini izleyen Latin Amerika, Afrika ve Güneydoğu Asya’nın birçok ülkesi olmuştur.

Böylelikle emperyalistler hem sosyalizme karşı iknacı, hem de düşük emek maliyetli bir sonuca ulaşmışlardır. Sanayileşmeye yönelik bu “kalkınma” ideolojisinin önemli sacayağı ise uygulanan “demokrasi” illüzyonu olmuştur. Devrimci dönüşümlerin önünü alabilmek için halk güçlerini hareketsiz bırakan, statükosunu meşrulaştırmak niyetiyle geniş halk kitlelerine ekonomik ve toplumsal uyum politikalarını zaman zaman silahlı dayatan sivilleştirilmiş muhafazakar, otoriter, baskıcı “demokratik” rejimdir.

ABD, SSCB’de sosyalizmin çözülüşü ve Doğu Avrupa’daki değişimlerin ardından, sanayileşmeye yönelik stratejisini değiştirerek, insanların beynine yönelik ideolojik saldırılarını önemli bir silah olarak kullandığı iletişim araçlarının yardımı ile sahte düşünsel patikalar yaratmış ve mutlak felsefi spekülasyonlara dayalı, oyalayıcı suni tartışmaları başlatmıştır. Bu strateji, sanayileşme sonrası toplumun beyninde hasar yaratan ciddi bir zihin yarılmasına neden olmuştur. Böylelikle “kalkınma” paradigması son bulmuş ve yeni bir savaş yöntemi olarak “demokrasi” paradigması devreye girmiştir.

Tiyatroda bir teknik vardır, fars tekniği. Başka bir deyişle söyleyecek olursak, trafik tiyatrosu. Bu oyun tekniği, ilkel, inanırlığın sınırını aşan ve saçma konulardan oluşan bir güldürü türüdür. Ama en önemlisi, bütün bu saçmalıkların nasıl yutturulduğudur. İşte fars tekniğinin dikkat edilmesi gereken noktası budur. Bu nokta ise hızdır. Eğer oyuncu, bu oyunu hızla oynarsa, seyircinin düşünmesini engelleyen bir unsurdur. Seyirci oyunu sadece yüreğiyle seyreder, aklı devredışı kaldığı sürece, ne kendi durumunu, ne de oyunu analiz edebilir. Böylelikle seyirci tiyatrodan çok eğlenmiş olarak çıkar. Tiyatrodan çıkan seyircinin aklı hala cebindedir. Çünkü kapitalizm, onu hayatın içinde zaten bir hıza mahkum etmiştir. Seyircinin içinde bulunduğu yaşam koşulları düşünmenin yollarını kapatmıştır. Zaten onun trajedisi, seyirci durumuna düşmesiyle başlamıştır. Kendine düşünme zamanı yaratamayan seyirci, büyük bir hızla geriye doğru akan tarihte, yüzyıllar boyu büyük mücadeleler vererek elde ettiği birikimlerini de kaybetmektedir. Artık o seyirci mekanik bir robota dönüştürülmüş modern köledir.

‘Demokrasi’ ve modernlik
Yazımızın tarihsel akışında bahsettiğimiz, modernizmin tartışmaları ve oluşturduğu düşünsel iletişim ağı ile bilim, felsefe ve sanatta sürekli değişimler gerçekleşmişti. Bu değişimlerin temel noktası, olguculuğun karşısına göreceliliğin gelişiydi. Özellikle fizikte, A. Einstein’in izafiyet teorisi, Max Planck’ın belirsizlik ilkesi (Kuantum Kuramı), öncesinde felsefenin bir dalı olarak metafizik kuramlara dayandırılan ve S. Freud’dan sonra bir bilim olma özelliği kazanan psikoloji ve felsefede Husserl’in fenomenolojik yaklaşımları ile yeni bir çağ açılıyordu. Kelimenin kökenine baktığımız zaman, modern kelimesi latince ‘modernus’ biçimiyle ilk defa 5. yüzyılda hıristiyan olan o dönemi, Romalı ve Pagan geçmişten ayırmak için kullanılmış. Yani modern terimi kendini hep "eski"den "yeni"ye geçişin sonucu olarak belirlemiş.

Burjuva devrimlerini yaşayan insanlık, eski dünyayı tasfiye etmenin mutluluğunu fazlası ile abartmış ve gün geçtikçe büyüyen bir canavar olan kapitalizmden hala bir şeyler beklemektedir. Aydınlanma yoluna çıkmış insanlık bu gelişimini altüst eden ve emek-sermaye çelişkisine dayalı sanayileşme hızını yaşamıştır Avrupa merkezciliğinde akan tarih, Avrupa’da yaşanan büyük savaşlarla sona ermiş ve teknoloji savaşının lideri olan Amerika’ya bu tarihsel konumunu devretmiştir. Amerika ise bu fırsatı, herşeyi metaya dönüştüren bir anlayışla değerin artmasına ve insanları büyük bir hızla üretmek için üretmeye yöneltmiş, ciddi bir değer elde edebilmek için üretilenleri kendi kontrolü altında belirsiz bir pazara sürmüştür. Bu belirsiz pazar hem değerin ta kendisi, hem de sosyalizme karşı yürütülen ideolojik savaşta bir cephe oluşturmak amacı ile kapitalizmin enternasyonalize edilişidir. Peki bu bir modernizasyon mudur?

1980’lerin sonunda, SSCB ve diğer ülkelerde sosyalizmin çözülüşünün ardından ABD teknoloji ile yürüttüğü savaş stratejisini değiştirerek ideolojilerin bittiğini ilan etmiş ve “demokrasi” illüzyonunu yaratarak teknolojisi ile dili işgal etmiştir. Dil artık teknolojinin bir nesnesi haline gelmiş ve hep sonsuz olanı elde etmek isteyen kapitalizmi bir “istenç metafiziği” olarak gören Lyotard’ın dediği gibi ideolojik savaş artık iletişim alanına kaydırılmıştır. Bu “iletişim ideolojisi”nin hedefi doğrudan insan beynidir. Bilindiği gibi iletişim aracı dildir. Dille yapılacak saldırılar insan beyninde büyük hasarlar yaratır. Yani dünyayı bütünlüklü olarak algılayan insan beynini parçalayarak, düşünceyi kodlayıp, küçük gruplara ayrılan mesajlar haline getirmek ve genel toplumsal anlayışı bölerek etkisiz topluluklar halinde lokalize eden bir yöntemdir. Daha önce de belirttiğimiz gibi, beyinde meydana gelen bu zihin yarılmasının diğer adı ise şizofrenidir. Böylece insanlık siyasal yollardan toplumsal bir hastalığa dönüşen şizofreniye sürüklenmiştir.

Ayna halkına özgürlük
Bu konjonktürel durumu besleyen en büyük unsur ise, mutlaklaştıran spekülasyonlara açık bir alan olan felsefedir. Felsefe ile çıkış alan bu yöntem, bilim ve sanatta karşılıklarını bulmaktadır ve her alanda buna “modernizm sonrası” (post-modernizm) denmektedir. Çıkışsız bir labirente dönüşen insan beyni, bir taraftan genel kazanımlarını kaybederken, diğer taraftan burjuva düzeninin epistemolojik tutkalı olan öznelliğini dayatır hale gelmiş ve bu öznellik yanılsamasının içinde tıpkılaşmayı yaşar hale gelmiştir.

Yüzyılımızın başından beri geliştirilen sivil toplum projeleri ile gelinen bu katastrofik durum, biraz önce yukarıda tespit ettiğimiz toplumsal şizofreni, bir gün toplumsal depresyona yol açacaktır. Ama bütün bu toplumsal sonuçların çıkış noktası olarak gösterilen ve şimdilik sürekliliğini sağlayan siyasal çözüm “demokrasi” illüzyonudur.

Yüzü sürekli bunlara dönük olan ülkemizin durumuna bir cevap olarak, Borges’in bir öyküsünün özeti ile bitirmek istiyorum: “Aynaların dünyası ile insanların dünyasının birbirlerinden ayrı, bölünmüş olmadığı bir çağda, bir gece ayna halkı dünyayı işgal eder. Çıkan savaşın sonunda, Sarı Sultan’ın büyük gücü sayesinde, ayna halkı altedilir. Sarı sultan, işgalcileri aynalara hapsedip, bundan böyle insanların hareketlerini taklit etmekle cezalandırır. Artık ayna halkı, insanların kölesi “yansımalar”dır. Ama bir gün gelecek, büyü bozulup, ayna halkı da özgürlüğüne kavuşacaktır.

25 Mart 1995 tarihli SÖZ Dergisi'nde yayınlanmıştır.

 

 

İLETİŞİM edebiyatokyanus@gmail.com  
   
Reklam  
   
edebiyatokyanus 365618 ziyaretçi (698525 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=