edebiyatokyanus
İÇERİK  
  ANA SAYFA
  YAZILAR
  ARAŞTIRMA-İNCELEME
  SÖYLEŞİ
  DENEME
  ATTİLA İLHAN
  ATTİLA İLHAN-KÖŞE YAZILARI
  => 'Havanda Su Dövülüyor' -Attilâ İLHAN
  => Madalyonun Arka Yüzü-Attila İlhan
  => 'Deve' mi, Yoksa 'Kuş' mu?-Attila İlhan
  => Hadi, Konuşsana İsmet Paşa!.-Attila İlhan
  => İkisi de, Sağlam NATO'cu!..-Attila İlhan
  => 'Akbaba Operasyonu' ve Sonrası-Attila İlhan
  => Seç Seçebildiğini!- Attilâ İLHAN
  => Gâzi'nin 'Dev Yalnızlığı-Attilâ İLHAN
  => Gâzi'nin 'Solculuğu'!..- Attilâ İLHAN
  => Gâzi'nin Solculuğu!(2)-Attilâ İLHAN
  => 'Reis Paşa'nın, Gelecek Tasarımı!-Attilâ İLHAN
  => 'Avrasya'nın NATO'su!-Attilâ İLHAN
  => 'Kökü Dışarda Demokrasi!.-Attilâ İLHAN
  => 'Batı'ya Parmak Kaldırmak-Attilâ İLHAN
  => Amaç Ülkeyi, 'Batı Çizgisi'nde Tutmak-Attilâ İLHAN
  => Senin 'Batılılaşma' Dediğin-Attilâ İLHAN
  => Batılılaşma, Bir tuzak- Attilâ İLHAN
  => Aysberg'in Görünmeyen Kısmı-Attilâ İLHAN
  => Intibah Basladi- Attilâ İLHAN
  => Ilericiligin Böylesi - Attilâ İLHAN
  => Gençler Müdafai Hukuk’ta Birlesmeli-Attilâ İLHAN
  => Usakligin Zirvesindeki Komprador Aydinlar-Attilâ İLHAN
  => 'Biz e Sözümüz Var!-Attilâ İLHAN
  => 'Cumhuriyet Disiplini-Attilâ İLHAN
  => 'Darbe' İçin 'Halkı Kullanmak-Attilâ İLHAN
  => 'Değişme' Var da, 'Sandıkları' Değil-Attilâ İLHAN
  => 'Dengeler' Değişiyor mu-Attilâ İLHAN
  => 'Dibe Vurmak' mı?-Attilâ İLHAN
  => 'Doğu/Batı İkiliği' Olmasın?-Attilâ İLHAN
  => Gidinin 'Dünya Bankası!..-Attilâ İLHAN
  => Yeni 'Durum'a, Eski 'Senaryo'-Attilâ İLHAN
  => Gazi ve Filistin-Attilâ İLHAN
  => 'Emperyalizm'in Son Aşaması?-Attilâ İLHAN
  => 'Türkçülüğün' Yeri 'Solda' mı-Attilâ İLHAN
  => Faşizim Kimin Sloganı-Attilâ İLHAN
  => 'Ay/Yıldızı' Sildirtecek miyiz?-Attilâ İLHAN
  => 'Film Çöplüğü'-Attilâ İLHAN
  => 'Yoksul'a, 'Sınıf Atlama' Yolu: 'Futbol!-Attilâ İLHAN
  => 'Futbolcu'nun, 'Entel'e Verdiği 'Ders'-Attilâ İLHAN
  => Futbolu'nun 'Lağım Çukuru'- Attilâ İLHAN
  => Seni, Ben Mahvederim, İsmet- Attilâ İLHAN
  => Gâzi'nin 'Tespit'i- Attilâ İLHAN
  => 'Reis Paşa', Doğru Görmüştü
  => Gâzi'nin 'Tasarımı': 'Devlet Sosyalizmi'- Attilâ İLHAN
  => 'Times Anlaşması' - Attilâ İLHAN
  => 'Türkçü'nün 'Ülkücü'ye Tepkisi-Attilâ İLHAN
  => Halka Söylemeye Dilleri Varmıyor-Attilâ İLHAN
  => 'Hancı Sarhoş, Yolcu Sarhoş-Attilâ İLHAN
  => Demokrasi Kamuflajı- Attilâ İLHAN
  => Avrasya'da dolaşan Hayalet:'Galiyef'-Attila İlhan
  => ...'Ilımlı' mı?.. Yoksa 'Bağımlı' mı?..-ATTİLA İLHAN
  => 'İlk Meclis'in Solculuğu-Attilâ İLHAN
  => Kimin 'İmparatorluğu'-Attilâ İLHAN
  => 'Irk Milliyetçiliği' Değil, 'Yurt Milliyetçiliği'-ATTİLA İLHAN
  => İşin Ucu 'Nereye' Dayanırdı-Attilâ İLHAN
  => İthal Malı' Demokrasi- Attilâ İLHAN
  => İt Ürür, 'Tarih' Yürür-Attilâ İLHAN
  => İzin Arzuhali-Attilâ İLHAN
  => 'Karen Fogg Dosyası-ATTİLA İLHAN
  => İyi ki, Bugünleri Görmediler-ATTİLA İLHAN
  => Perinçek 'i tanımazdım: tanımış oldum-ATTİLA İLHAN
  => Kimlerin, Elinde Kalmıştık-ATTİLA İLHAN
  => 'Tatlısu Frengi' Kim? 'Tatlısu Türkü' Kim-ATTİLA İLHAN
  => Sol' Yoksa, 'Demokrasi' de Yok!-ATTİLA İLHAN
  => Üstelik, Adı 'Liberal', Soyadı 'Demokrasi ATTİLA İLHAN
  => 'Mazlumlar Enternasyonali' mi?-Attilâ İLHAN
  => Parola Vatan, İşareti Namus-ATTİLA İLHAN
  => Haklı Bir Milliyetçilik-Cengiz İlhan
  => Şiir Arşivi
  E-KİTAP
  ANSİKLOPEDİK
  SATRANÇ VİDEO DERSLERİ DÖKÜMANLAR
  SATRANÇ OYNA
  ŞİİR
  DİL ANLATIM TÜRK EDEBİYATI - LİSE KAYNAK
  EDEBİYAT RADYO
  EDEBİYATIMIZDA ŞİİR ROMAN ÖYKÜ (dinle)
  100 TEMEL ESER (dinle)
  100 TÜRK EDEBİYATÇISI (dinle)
  SESLİ KİTAPLAR
  FOTOĞRAF ÇILIK
  E-DEVLET
  EĞİTİM YÖNETİMİ DENETİMİ
  RADYO TİYATROSU
  ÖĞRETMEN KAYNAK
  EDEBİYAT TV
  SÖYLEŞİLER - BELGESELLER TV
  RADYO KLASİK
  TÜRKÜLER
  GAZETELER MANŞETLER
  ÖYKÜ ANTOLOJİSİ
  DERGİLER - KİTAPLAR - KÜTÜPHANELER
  E-DERGİ
  KİM KİMDİR BİYOGRAFİLER
  ZİYARETÇİ DEFTERİ
  İLETİŞİM
  EDEBİYAT OKYANUS
Usakligin Zirvesindeki Komprador Aydinlar-Attilâ İLHAN

Usakligin Zirvesindeki Komprador Aydinlar

“... artik Avrupalilar Osmanli Devleti’nin, baslibasina kendisini yönetmeyecek sayilmasi gerektigini; bu yüzden de vesayet altina alinmasi icab ettigini kesinlikle açikladilar...
Iste o zaman efendiler, bir pasanin baskanliginda üçü Hiristiyan olmak üzere, alti memur, onu ulema ve iki askerden olusan bir heyet Bab-i Ali’de toplandi. (Elindeki Anayasa’yi göstererek) Ve bu kitabi yazdi...
“... Bu kitap, milleti memnun etmek için,
milletin arzulari ve gerçek emelleri için, olumlu ve elle tutulur bir gerçegin yansitilmasi degildir. Efendiler bu kitap, düsmanlarimizi, geçici de olsa, memnun etmek amacini gözetmis bir kitaptir... Bu kitabin içeriginin millet ile, hakimiyet ile, milletin iradesi ile hiç alakasi yoktur...
Efendiler bu kitap tasidigi ünvan sayesinde, milleti senelerce aldatan ve aldattikça yikilis çikmazina sürükleyen bir kitaptan baska bir sey degildir... Bir paçavradir efendiler...”
Mustafa Kemal TBMM 1 Aralik 1921

Cumhuriyet döneminde Türkiye'yi yönetenler veya Türk aydinlarinin agzinda medeni dünya diye bir laf yoktu. O dönemler Türkiye büyük bir hizla ve gayretle muasir medeniyet seviyesini yakalamak pesindeydi. “Hür dünya” diye bir tanim bilmiyordu. “Hür dünya” tanimi bizim sözlüklerimize demokrasiden sonra girmistir. Demokrasi hareketi basladiktan sonra Türkiye'de bazi parti liderleri medeni dünya, medeni dünya ile ayni düzeyde olmak, medeni dünyanin degerlerine sahip olmak ve onlar gibi olmak prensibini ortaya atmislardir.

Iktidar olmus partilerimizin pek çok lideri pek çok nutkunda bu medeni dünya deyimini kullanirlar. Bunu rahatlikla kullanirlar ve hiçbir zaman düsünmezler ki medeni dünya diye Batiyi kastederlerken dünyanin geri kalanini gayri medeni ilan ediyorlar.

Batinin Evrensellik Iddiasi Emperyalizm Döneminde Basladi

Kendi kendisine medeni dünya demesi, kendi kültürünü, kendi sanatini evrensel saymasi ve bütün dünyaya karsi hakim kilacak sekilde örgütlemek istemesi Batinin emperyalizmiyle birlikte baslamistir.

Ondan önce onlar sadece Hiristiyan degerlerine güveniyorlar, Hiristiyan degerlerine inaniyorlar ve dünyayi Hiristiyan yapmak istiyorlardi. Fakat bunun adina evrensellik izafe etmeleri ve bunu bütün dünyaya yaymak istemeleri asagi yukari sömürgeciligin dünyaya hakim olmasiyla ortaya çikmistir. Yeni kusaklar bunu bilmezler ama biz ilkokula basladigimiz zaman bile dünyada Afrika kitasinin neredeyse tümü, Asya’nin üçte birinden fazlasi sömürgeydi ve Güney Amerika sömürgeye çok yakin bir konumda bulunuyordu.

Daha da dramatik olani, Birinci Cihan Harbi’nin sonunda eger Sevr Anlasmasi uygulanabilseydi dünyadaki bütün müslümanlar sömürge halki oluyorlardi. Böyle bir ortam içerisinde Batili, kendini Sangay’da, Bombay’da, Kahire’de, sömürgenin herhangi bir sehrinde vakarla, hakim, üstün ve onlarin üzerinde hissetmek için çok rahat bir sekilde kendisini evrensel bir deger, evrensel bir güç ve evrensel bir medeniyet sahibi sayiyordu.

Komprador: Ana Kültürüyle Yerli Misyoner Egitimiyle Yabanci

Sömürgecilik dünyaya yayilmaya baslayinca “Bu yayilmada biz nasil bir yol kullanacagiz” tartismalari dogmustur o zamanlar. Çok güzel bir yol buldular. Üzerine hakimiyet kurmak istedikleri topraklari önceden tespit ediyorlar. Bu topraklarda onlar için elverisli bazi seylerin olmasi lazim geliyordu. Bunlar iktisadi imkanlardi. Eger bunlar varsa oraya misyonerlerini gönderiyorlardi. Misyonerlerin yani sira misyoner okullari gidiyordu. Onlarin yani sira da bazi büyük sirketler oralarda acentalar açiyorlardi, ticaret basliyordu.

Bu ticareti gelistirebilmek için de bir takim büyük ticaret firmalarinin temsilcileri o ülkelere, daha dogrusu o limanlara gidiyorlardi.

Böyle bir yere geldikleri zaman kolonyalizmin temsilcilerinin en büyük güçlügü yerli halkti. Niye güçlük oluyor? Bu yerli halklarin hepsinin kendilerine mahsus bir medeniyeti, bir kültürü, bir dini var. Bir dili var. Halbuki bunlar, gelenler su kesin inançtaydilar ki, asil gerçek din Hiristiyanliktir. Gerçek kültür de kendi kültürleridir. Yerliler aslinda barbardirlar. Fakat bunlarla is yapmak zorundalar.

Bunlarla is yapabilmek için onlarla temas etmek lazim. Onlarin dilini ögrenmekte zorluk çekiyorlar. Hatta biraz da tenezzül etmiyorlar. Hal böyle olunca yapilmasi lazim gelen sey çok net ve açik ortada; misyoner mekteplerinde bunlarin bir kismini Hiristiyan yapiyorlar. Hiristiyan yaptiklari insanlara kendi dillerini ögretiyorlar ve kendi kültürlerini zerk ediyorlar. Ortaya yeni bir tip adam çikiyor. Bu yeni çikan adam tipi dokusuyla, ana kültürüyle baba kültürüyle yerli; fakat misyonerlerden aldigi egitimle ve ögrendigi seylerle yabanci. Eger sen simdi bu ortaya çikmis garip tipi sirketinde önemli bir yere koyarsan birdenbire hayati kurtuluyor ve bu defa menfaatiyle oraya baglanmis oluyor.

Ilk defa bunlara “kompradore” diyorlar; Kompradore, dogrudan dogruya bir yerli halkin içinden seçilmis, dini, dili ve kültürü degistirilmis, yani kültürsüzlestirilmis bir adamin hakim metropol ülkeye tâbi bir insan olarak kulanilmasi anlamina geliyor.

Kültürsüzlestirilmis Bir Halkin Yabana Gitmis Evlatlari

Bu en çok hangi ülkelerde ortaya çikmis, dikkatle bakip incelemek gerek. Bu, ciddi sekilde Hindistan’da ortaya çikmis. Hintlilerden çok komprador tüccar çikiyor fakat tüccarlikta kalmiyorlar, sonradan sanayici de oluyorlar. O kadarla da kalmiyorlar, entelektüel oluyorlar hatta sanatçi oluyorlar. Yani adam Hindu fakat dinine bakiyorsun püriten, yani Ingilizlerin dinine ait, kültürü tamamen Ingiliz.

Ingilizlerle beraber egitim görmüs hatta Ingiltere’ye gitmis, Oxford’da, Cambridge’de okumus, sonra memleketine dönmüs, memleketinde Ingiliz kültürünün öncülügünü yapmis. Saheserler yaratmis, Ingilizce olarak yaratmis. Hatta kraliçe veya kral tarafindan “sir” ünvaniyla “lord” ünvaniyla takdir edilmis adamlar var orada.

Simdi bunlar Hint edebiyatinin veya Hint kültürünün büyükleri degil. Bunlar Ingiliz edebiyatinin büyükleri de degil. Iste bunlar komprador edebiyatinin büyükleri. Kültürsüzlestirilmis bir halkin yabana gitmis insanlari bunlar.

Peki ayni sey baska nerede görülüyor? Fransizlar bu isi Kuzey Afrika’da yaptilar. Kuzey Afrika’da çok ciddi bir sekilde Fransizlastirma operasyonu yapilmistir ve bu operasyonun sonunda da simdiki Fransiz edebiyatindaki romancilarin çogu Kuzey Afrikalidir. Görüyoruz simdi isimlerini Fransiz olarak yaziyorlar. Adamin adi Ahmet, Hüseyin, bilmem ne. Aslinda onlar Arap. Kuzey Afrikali Arap. Tunuslu, Fasli, Cezayirli. Fakat o vasiflarini kaybediyorlar, o dili kaybediyorlar, o kültürü kaybediyorlar ve Fransa da, berbat bir halde yasiyorlar ve kendilerini Fransiz sayiyorlar. Fransiz degiller. Arap sayiyorlar Arap da degiller. Ikisinin arasinda bir yerdeler.

Ayni sekilde ayni kültürü Uzak Dogu’da görüyoruz. Uzak Dogu’daki bazi kavimlerde de böyle. Malezya kökenli, Çin kökenli bazi kisiler ayni sekilde komprador tüccar, komprador sanayici, komprador entelektüel olmuslar ve ortaya çikmislardir. Ve bu insanlar sömürge düzeni devam ettigi sürece metropollerde çok itibar gördüler. Çünkü kendi halklari aleyhine çalisan, kendi halklarinin kültürünü reddeden ve o ülkeye metropol kültürünü yaymaya çalisan insanlardir.

Kanatlari Düsmüs Osmanli’nin Sömürgelestirilmesi

Bunun bizimle alakasi var. Osmanli Imparatorlugu emperyalizmin dikkatini Napolyon Savasi’ndan sonra ciddi sekilde çekmistir. Napolyon’un Misir’a kadar gelmis olmasi ve Osmanli’nin onlari atamamasi ve Kavalali Mehmet Ali Pasa’nin isyan ederek neredeyse Bolu’ya kadar gelmesi ve padisahi tehdit etmesi, sonunda Batililarin araya girmesiyle ara bulunmasiyla birlikte Bati emperyalizmine Osmanli Imparatorlugu’nun da içinde tasidigi bir çok zenginliklerle pekala bir sömürge olabilecegi düsüncesini getirmistir.

Tipki Çin gibi, Hint gibi. Büyük bir imparatorluk, büyün zenginlikler içinde ve üstelik jeostratejik olarak çok önemli hele Ingiltere için Hindistan yolunu kapatan bir olay. Eger bu sömürgelestirilirse fevkalâde cazip bir sey ortaya çikabilir. Ama karsilarindaki Afrika’daki veya Malezya’daki bir kabile devleti degil. 600 seneden beri devam eden bayagi güçlü bir imparatorluk ama simdi görülüyor ki, kanatlari düsmüs, Napolyon’u kovamiyor. Hatta isyan eden bir valisiyle basa çikamiyor. Buna karsi bir çare düsünmek lazim.

Tanzimati Hayriyye Degil Tanzimat-i Seriyye

Zaten hasbelkader kabul edilmis kapitülasyonlar var. O kapitülasyonlar da Bati sermayesine ve Bati emperyalizmine zaten bir takim haklar tanimis. Simdi nasil yapilirsa bu imparatorluk ayni oyuna getirilebilir. Tanzimat bulduklari çaredir Batililarin. “Bu Osmanli’yi nasil yeriz?” düsüncesinin bulunmus çaresidir.

Bunu Ingilizler istemislerdir. Tanzimat-i Hayriye diye ilan edilen sey tam anlamiyla, Tanzimat-i Serriye’dir. Bir beladir. Çünkü o zaman onlar Osmanli halklarini serbestlige, medeni haklara, medeni dünyaya, medeni hürriyetlere kavusturuyoruz diye kendi kurallarini Osmanli’ya kabul ettirmeye baslamislardir.

Mesela Tanzimat’in ilan edildigi dönemde burada Ingiliz sefiri olan adamin karisinin anilarinda bu olay çok açik görülmektedir. Nasil oynuyorlar bizimle. Sadrazam Sait Pasa hep bunlarla ugrasiyor. Yani bir yere bir vali tayin edilecek, o valiyi tayin etmek için mücadele vermek zorunda kaliyorlar çünkü oraya mesela Erzurum Valiligi’ne tayin edilecek olan adamin aslinda Hiristiyan olmasini istiyor Ingilizler. Bizimkiler vermek istemiyorlar. Çünkü oraya bir Hiristiyan tayin edersek sonra orada bir Ermeni valisi isteyecekler. Arkasindan da özerklik isteyecekler, biliyorlar.

Bunun için ne yapti peki Bati? Çok basit bir sey yapmis. Aynen öbürlerine yaptiklari gibi misyoner mekteplerini Osmanli’nin içine salivermisler. 1800'lerde birden pitrak gibi Anadolu’da ve Orta Dogu’da her taraf bu okullarla dolmustur. Ve özellikle de sunu seçiyorlardi: Çesitli azinliklarin bulundugu bölgelere daha yogun gönderiyorlardi.

Mesela Lübnan Fransizlarin tercih ettigi bir bölgeydi. Musul, Irak tarafi ayni sekilde daha çok Ingilizlerin tercih ettigi bir bölgeydi.

Güneydogu Anadolu ve Dogu Anadolu bölgesi Amerikalilarin tercih ettigi bir bölgeydi. Oralarda bunlarin mektepleri dolmustu. Çesitli tarikatlardan çesitli insanlar... Bunlarin hepsinin de baskenti Robert Koleji. Buralarda Osmanli Imparatorlugu’nun çesitli bölgelerinden gelmis ve aslinda etnik özellikleri farkli kisiler tamamen onlarin medeni dünya dedikleri kendi dünyalari ölçüleri içerisinde yetistiriliyorlar.

Bunlarin ileride Osmanli’nin yönetiminde yer almasina dikkat ediyorlardi. Fakat bu is bu kadarla kalmamistir. Bizim orduyu, donanmayi da onlar adam edecekler gibi bir tavra girilmistir Tanzimat’tan hatta öncesinden itibaren. Bunun için de mesela kara ordusunu Almanlara, deniz ordusunu da Ingilizlere emanet etmisiz. Oradan da Ingiliz kafali deniz subaylari, Alman kafali kara subaylari yetismis. Osmanli Imparatorlugu kendisini bagimsiz bir devlet hatta bir imparatorluk sayiyor fakat yetistirdigi aydinlar artik baska bir kültürle yetisiyorlar ve onu adam edecegiz diye öteki kültüre uydurma yollarini arastiriyorlar.

Tanzimat Da Mesrutiyet De Yabancilarin Etkisiyle Olmustur

O zaman onlarin Hindistan’dakilerden pek bir farki kalmiyor. Hindistan da böyle oldu çünkü. Bizdeki Tanzimat hareketi de, Mesrutiyet hareketi de dikkat edilirse yabancilarin etkisiyle ve onlarin istekleri istikametinde olmustur.

O zamanin sadrazamlarina bakiyorsun Koca Vasif Pasa Ingiltere taraftari, Halil Pasa Ingiltere taraftari, Fuat Pasa Ingiltere taraftari, Sait Pasa o kadar Ingiltere taraftari ki halk ona Ingiliz Sait Pasa diyor. Mahmut Nedim Pasa Rus taraftari, Nedimof demisler. Bu Tanzimat’in tablosu. Yani yönetim zaten dominyon haline gelmis.

Birdenbire bir yeni inkilap yapiyoruz, Jöntürkler yapiyorlar. Jöntürk hareketi, Jöntürklerin yaptigi inkilabin halkimizla hiç alakasi yok. Gene o okullardan yetismis kisilerin yaptigi bir hareket. Alman Imparatorlugu not düsmüs; “Bizim askerlerin”, bizim asker dedigi de onlarda egitim görmüs askerler, Enver Pasa’yi kastediyor. “Onlarin yaptigi bir devrimdir” diyor. Italyanlar da diyorlar ki, “Bizim masonlar bu isi örgütlediler” falan. Nitekim her ikisi de dogru. O kadar dogru ki 1908’de Mesrutiyet ilan edilir, 1911’de Italyanlar Trablusgarp’a çikarlar. Yeni hükümet harp ilan etmez. Ona yardim ettiler diye diyet olarak veriyor Trablusgarp’i.

Tipik bir sömürge muamelesi görüyoruz Batililar tarafindan ve baska yerde yaptiklari seyleri aynen burada yapiyorlar. Sömürge aydini yetistirebilmek, sömürge memuru yetistirebilmek için buraya bir defa yabanci okullar giriyor, misyoner okullari hem din degistirmek için isi yapiyorlar hem ayni zamanda kültür degistirme. Eger dinini degistirebilirse ne ala, degistiremezse kültürünü degistiriyor. O da onun isine geliyor çünkü halka yabancilasiyor.

Bir de Osmanli’nin inanilmaz avantajlari var diger ülkelerde olmayan. Osmanli tebasinin önemli bir kismi Hiristiyan, onlara din degistirmek de gerekmiyor. Onlara merhaba diyorsun, mezhep degistir diyorsun, yani Ermeni Gregoryansa bakiyorsun Katolik oluyor. Fransizlarin hizmetine giriyor böylelikle.

Sömürge Limanlarinda Komprador Sehirleri

Özellikle iki harp arasinda çekilen filmlerde bu çok islenirdi. Uzakdogu’nun egzotik limanlarinda, Afrika'nin egzotik limanlarinda bir takim asklar yasanir oralara gitmis olan birtakim Batililar ya yerli kizlardan biriyle veyahut da oraya gelmis Batili fahiselerden biriyle inanilmaz maceralar yasarlar.

Oraya gitmis olan komprador tüccarlar Avrupali mahallesinde otururlar, bir de komprador yöneticiler Avrupali mahallesinde otururlar. Digerleri yerli mahallelerinde otururlar. Hatta yerli mahallelerine gitmek tehlikeli sayilir Batililar için.

Bunlar hangi sehirlerdir? Iskenderiye'dir, Kazablanka'dir, Sangay'dir, HongKong'tur, Makao'dur. Bunlar çok taninmis, özellikle sömürgecilik döneminde öne çikmis olan sehirlerdir. Bu sehirlerin içerisinde elinle koymus gibi bulabilecegin bir Avrupali sehri vardir. Onun etrafinda daha fakir yoksul ve küçümsenmis olan bir yerli sehri vardir.

Osmanli Imparatorlugu'nun içerisinde Selanik, Istanbul, Izmir, Beyrut ve Iskenderiye aynen böle bir komprador limani olmuslardir. Bu limanlarin içerisinde de aynen o sehirlerde oldugu gibi bir Avrupali yerlesim yeri vardir. O Avrupali sehri Selanik'te Beyazkule civaridir, Istanbul'da Beyoglu'dur, Izmir'de de meshur Frenk mahallesidir.

Tanzimat Aydini Ülkeyi Sevr’e Getirdi

Tanzimat sonlari Mesrutiyet baslarina dogru Avrupa'ya okusunlar diye gönderilmis aydinlarin da evcillestirilmesi suretiyle Beyoglu'nda, Beyazkule'de veya Frenk mahallesinde yerli Hiristiyanlarla beraber artik Batililasmis, yani medeni dünyaya ait olmus sayilan bir aydin kesimi belirmistir.

Bu aydin kesimi Türkiye'yi ileriye götürme tesebbüsü içinde görünür fakat aslinda Sevr muhadenesine götürürler. Sevr muhadenesini imzalamayi da çok yerinde bir seymis gibi yapmislardir. Ve onlara karsi Kemalist hareket belirmistir.

Kemalist hareketin neye karsi belirdigi çok nettir. Batili senin topraklarina el koymaya karar veriyor. Senin topraklarina el koymak için uyguladigi evcillestirme süreci, devsirme süreci aynen sömürgelere uyguladigi süreç. Önce seni dinden kaydirmaya çalisiyor, sonra dilden kaydirmaya çalisiyor, yavas yavas zevklerini ve yasama biçimini degistiriyor. Sen gittikçe ona uyuyorsun ve bunu ilericilik ve medenilik zannediyor ve savunmasini yapiyorsun. Halbuki seni kültürsüzlestiriyor.

Mustafa Kemal Pasa medeni dünya dememistir. Tam tersine Batiya inanilmaz suçlamalari vardir. Mustafa Kemal Pasa “onlarin yaptigi gibisini aynen yapalim” demiyor. O “biz medeni olacagiz” diyor ve “kendi medeniyetimizi yapmaya çalisacagiz” diyor. Bunun için de Türk tarihine, Türk diline ayri önemler veriyor.

Cumhuriyet Türkiyesi’nde Ulusallik Esas

Cumhuriyet Türkiyesi’nde Mustafa Kemal'in uyguladigi dis politika inanilmaz esneklikteki bir dis politikadir. Sovyetleri Ingilizlere karsi kullanmistir. Ingilizleri Sovyetlere karsi kullanmistir. Ingilizlere karsi Sovyetlerle beraber Fransizlari kullanmistir. Fransizlara karsi Italyanlari kullanmistir. Mustafa Kemal Pasa bunlarin hepsini kullanir, hiçbirisine taviz vermez. Cumhuriyet onun için tam bagimsizdir. Bunda çok israrlidir. Rusya büyük dostumuzdur, Rusya'ya da taviz vermez. Ya da yönetime burnunu soktuklari anda karsilarina çikar.

Ulusallik esastir. Ulusalligi ekonomide istemistir. Ulusal bir ekonomi kurmaya gayret etmistir, bunun için de kendi tabiriyle bir devlet sosyalizmi yapmak istiyor. Bunu yapmak istemesinin sebebi de çok net çünkü amele sinifi yok, olmayinca öbür sosyalizm olmazdi. Çok akillica bir sey, devlet vasitasiyla böyle bir sey yapabilirim diye düsündü.

Buna kalkisirken bunun ulusal olmasinda çok israrlidir, çünkü olmadigi takdirde sömürge haline düsüyorsun, perisan oluyorsun. Ulusal bir kültür yaratmak gayreti içindedir. Bunun için de dili mümkün oldugu kadar ulusallastirmaktan yanadir. Bunu yaparken de ulusal kültür eserleri verilmesinden yana çikmistir. Kisa süren hayati içerisinde yönetimde bunlari yapmaya gayret etmistir.

Ilk Ray Degistirme 1938’De

Peki biz ne zaman ray degistirdik? Ilk ray 1938’de degistirildi. 1938'de Gazi'yi kaybedince ray degistirdik. Çok kisa bir süre sonra o zamana kadar Batiyla hiçbir anlasma yapmamis Türkiye Cumhuriyeti Fransa ve Ingiltere'yle ittifak anlasmasi yapmistir. 1940'ta Yunan-Latin tabanina dönülmüstür. Bunun Tanzimat demek oldugu çok güzel gizlendi, büyük bir ilericilikmis gibi sunuldu. Ve 1941'den itibarenden de milli egitim milli olmaktan çikarildi. Ayni zamanda hem dini egitime firsat verildi hem yeniden sömürge okullari memleketin her tarafinda pitrak gibi bitmeye basladi.

Soguk Savas buna tüy dikti. Türkiye'nin Ikinci Dünya Savasi’ndan sonra teorik olarak yalniz kalmasi o zamankileri dehsete düsürdügü için kendilerini büsbütün Anglo-Saksonlarin kucagina attilar. Anglosaksonlar da burasini Hindistanmis gibi çok güzel biçimlendirdiler.

Ne oldu? Türkiye 1960'lara dogru tekrar eskiden oldugu gibi komprador tipli aydin, komprador tipli tüccar, komprador tipli sanayici yetistirmeye baslamistir.

Cumhuriyet Türkiyesi’nin ilk yillarinda birer birer ulusallastirilmis, kamulastirilmis olan ecnebi sirketlerinin yerine yenileri geldiler. Ve burada o sirketlerin vaktiyle acentasi durumunda olan kisiler bilahare o sirketlerin Türkiye'deki fabrikalarini kurdular, sirketlerini kurdular yani onlara ortak oldular. Böylelikle çok tipik manada komprador bir ekonomi olusmaya basladi.

Komprador Kültürün Tüccarlari

1970'lerden sonra gittikçe daha hizli olmak üzere komprador bir kültür, komprador kültürün sanatçilari, komprador kültürün tüccarlari yetismeye basladi. Bunlar simdi yeniden medeni dünyadan bahsediyorlar ve o medeni dünyanin standartlarina göre yasamak lazim geldigini söylüyorlar. Ve medeniyetin ancak onlarin medeniyetini benimsemek demek olacagini söylüyorlar. Yani çagdas bir Türk medeniyeti, çagdas bir Hint medeniyeti, çagdas bir Çin medeniyeti olamazmis gibi koyuyorlar bu sorunu.

Bu ne sekle dönüsüyor, su sekle dönüsüyor kendi edebiyatin reddediliyor, kendi sanatin reddediliyor, kendi kültürün reddediliyor. Bunun yerine yabanci kültürü ta eski köklerine kadar bilmek, onlarin gelismesini taklit etmek, onlar gibi yapmak marifet sayiliyor. Ve eger eskaza kendi yaptiklarini orada bir begenirler de yayinlar, oynar veya takdir ederlerse sen çok zirveye varmis sayiliyorsun. Bu usakligin zirvesi tabiatiyla, köpekligin zirvesi. Fakat bunun farkinda degiller. O kadar devsirilmis oluyorlar ki, kendilerini orali sayiyorlar artik.

Çitirbom Yazarlar Aslinda Acente

Bizim sanatkarimiz da öyle oluyor. Yani Mustafa Kemal Pasa zamaninda Anadolu edebiyati, Anadolu sanati tesebbüsü vardir. Onlar Batililari örnek almiyorlardi. Tanzimatçilar aliyorlardi, Mesrutiyetçiler de almislardir. Cumhuriyetçiler almiyorlardi, Cumhuriyetçiler kendi kültürlerini yaratmaya çalisiyorlardi.

Ne zamandan itibaren bu is basladi? Garip hareketinden itibaren basladi. Garip hareketi çok net bir sekilde Fransiz edebiyatindan bir akimin Türkiye'deki temsilcisi olarak ortaya çikti. Acenta oldu yani. Tipki onun gibi arkadan Ikinci Yeni akimi geldi, o da bir acentaydi.

Onun arkasindan da bu çitirbom yeni romancilar geldiler. Bunlar da acenta, bunlar da Batidaki rüzgarin cereyani. O cereyan da çok açik, çok seçik, çok belli. O Salman Rüstü, Teslime Nesrin seklinde görünen cereyan, yani aslinda Üçüncü Dünyali olup Üçüncü Dünya halklarini küçük gören ve Batiyi öne çikarmaya çalisan ve onlarin hakli oldugunu söyleyen devsirilmislerin edebiyati.

Simdi biz de bunlari üretmekle mesgulüz, oraya geldik. Komprador bir kültür yaratmaya çalisiyoruz ve bunun kendi kültürümüzle uzaktan yakindan bir iliskisi olmadigi gibi kendi kültürümüzü zaten horgörüyor. Böyle bir durumdayiz.

Demek ki simdi Türkiye ekonomide Ortak Pazar sayesinde yani Avrupa Birligi sayesinde, IMF ve Dünya Bankasi sayesinde zaten komprador ekonomiye dönmüs durumdadir. Komprador ekonominin basini çeken de TÜSIAD'dir. Politikada zaten hep basindan beri, yani NATO'ya girdigimizden beri artik bagimsiz bir dis politika güdemiyoruz. Dogrudan dogruya onlarin etkisi altindayiz. Partilerimizin hemen hepsi komprador, acenta oradaki bir firmanin Türkiye'deki temsilcisi halinde politik düzeyde. Edebiyatta da durum ayni, sanatta da durum ayni. Son derece kötü, komprador bir hayat içerisindeyiz.

Geçenlerde bu söyledigimi teyit eden bir olay gördüm. Ben bunu daha evvel söylemistim Orhan Pamuk'tan bahsederken. Demistim ki, Salman Rüstü gibi olmak istiyor. Bir Bati Avrupa dergisinde bu konularla ilgili yazilar vardi; Orhan Pamuk'un ismini Teslime Nesrin ile beraber gördüm. Yani ne olduklari böylelikle tespit edilmis oldu. Söyledigim dogru, onlar içimizden seçip kendi aleyhimizde adam ariyorlar. Bunu bulduklari zaman da paye veriyorlar ve ne olurlar bunlar böyle giderlerse asil mesele bu. Iste bunun önünün kesilmesi lazim.

Komprador Aydin Tipini Çok Takmamak Lazim

Simdi Türk halkinin büyük bir sakinlikle bunu görmesi lazim. Biz bu duruma düsecek bir ülke degiliz. Biz en kötü zamanimizda, pekala ulusal demokratik devrimimizi yaptik. Bununla da kalmadik, ulusal kültürümüzü yarattik. Yani medeni milletlerin medeniyetine muhtaç degiliz. Tarih birikimimiz çok. Kendi kültürümüze dayanarak, kabile kültürümüzden beri, ümmet kültürümüz de dahil olmak üzere bunlari benimseyip koruyarak, tamamen çagdas ulusal ve gelismis bir kültür yaratabiliriz.

Mustafa Kemal Pasa'nin yazdiklarini okuyanlar Mustafa Kemal'in israrla Türk halkina sunlari söylemek istedigini görür: Kendine güven. Çünkü Osmanlilar kendine güvenmiyordu. Kendine güvenirsen yaparsin. O kendine güvendi ve yapti. Ve bu güce sahip oldugunu göstermistir.

Nasil bir dramdir ki, daha o zamandan bizim toplumumuzda ayni hatalarin yapilip, ayni yerlere götürecek insanlar oldugunu görmüs ve o sartlar altinda bile yapman lazim gelen görev neyse onu da söylemistir: “Bunlarin hepsi basiniza gelebilir, aldirmayin. Siz güçlsünüz, eger dayanirsaniz bunlarin da üstesinden gelebilirsiniz”.

Bu bakimdan komprador aydini tipini çok takmamak lazim. Bunu tam önleyemeyiz ama önlemenin yollari var.

Yapilmasi gereken birinci is, artik ulusalligini kaybetmis olan egitim ve ögretimi ulusallastirmaktir. Bunun için de ilk önce ecnebi okullarinin ortadan kaldirilmasi lazim. Yabanci dille tedrisatin hele de devlet okullarinda kesinlikle ortadan kaldirilmasi lazim. Yabanci dil ögretsinler ama baska yollarla ögretsinler. Ve ayrica da mutlaka Bati dillerini ögretmek zorunda degilsiniz. Dünya dilleri dendigi zaman bunun içinde Ispanyolca da var, Rusça, Arapça, Çince ve Japonca da var. Bunlari niye ögretmiyorlar acaba? Bunun disinda ulusal ekonomiye yönelik tedbirler almak gerekiyor.

AB ile Gümrük Birigi kurma rezaletimizi mutlaka ortadan kaldirmamiz lazim. Bu anlasmayla 1838'de Ingilizlerle yaptigimiz Ticaret Anlasmasi arasinda hiçbir fark yok. AB'ye karsi ticari ve iktisadi alanda mutlaka tedbirler almak lazim. Bizim ekonomimiz acenta ekonomisi degil. Bizim ekonomimiz ulusal, kendi kendini yaratan bir ekonomi. Mustafa Kemal Pasa Etibank'i, Sümerbank'i ortaya çikardi. Biz kendi sanayimizi kuruyorduk. Simdi o sanayiler, o fabrikalar elimizden aliniyor. Kendi kurdugumuz sanayii acenta haline getiriyorlar.

Kompradorluk gerçekte sömürgelesme yolunda bir acenta mantiginin bir ülkenin herseyine hakim olmasidir. Yani orada ulusal hiçbir sey kalmaz. Ulusal olan hersey ikinci plana atilir. Yabancinin deger ölçüleri hakim olur. Sen onlarin acentasi olarak görev yaparsin. Edebiyattan tut politikaya, ekonomiden tut bilime kadar böyle olmustur.

İLETİŞİM edebiyatokyanus@gmail.com  
   
Reklam  
   
edebiyatokyanus 361701 ziyaretçi (691212 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=