edebiyatokyanus
İÇERİK  
  ANA SAYFA
  YAZILAR
  ARAŞTIRMA-İNCELEME
  SÖYLEŞİ
  => Attila İlhan ile Roman, Şiir, Gerçekçilik, Dil, Sinema ve Diğerleri üzerine
  => Kelimeler bedava, cümleler sebil-A.Turan Alkan
  => Garbın Şark Meselesi-Suat Parlar
  => Depresifler Bana Göre Evrimsel Olarak Bir Sonraki Aşamayı Temsil Ediyor, Yazdıklarım Onlaradır-M.Tahir Ceylan
  => AMERİKA'NIN MATRUŞKASI-YİĞİT TUNCAY VE SUAT PARLAR
  => 21. YÜZYILDA TÜRKİYE" ÜZERİNE YAPILAN SÖYLEŞİLER-Emre Kongar
  => 21. YÜZYILDA TÜRKİYE-2 -Emre Kongar
  => 19 Mayıs Atatürkçü Düşünce Kulübü-ATTİLA İLHAN
  => Türk Aydını Türk Değildir-ATTİLA İLHAN
  => Attilâ İlhan kendini nasıl tanımlar?- Attilâ İlhan
  => Türk Şiirinin yaşayan büyük ustalarından Abdurrahim KARAKOÇ 'la Leylâ AKGÜL'ün söyleşisi
  => ÖYKÜ TARTIŞMASI
  => SÖYLEŞİ - Hegel’in Günümüz Felsefesi Açısından Önemi
  => ACQUES DERRIDA’YLA SÖYLEŞİ
  => Doğruya, İyiye ve Güzele
  => Enis Batur'la söyleşi “Umutsuz Karamsardır”
  DENEME
  ATTİLA İLHAN
  ATTİLA İLHAN-KÖŞE YAZILARI
  E-KİTAP
  ANSİKLOPEDİK
  SATRANÇ VİDEO DERSLERİ DÖKÜMANLAR
  SATRANÇ OYNA
  ŞİİR
  DİL ANLATIM TÜRK EDEBİYATI - LİSE KAYNAK
  EDEBİYAT RADYO
  EDEBİYATIMIZDA ŞİİR ROMAN ÖYKÜ (dinle)
  100 TEMEL ESER (dinle)
  100 TÜRK EDEBİYATÇISI (dinle)
  SESLİ KİTAPLAR
  FOTOĞRAF ÇILIK
  E-DEVLET
  EĞİTİM YÖNETİMİ DENETİMİ
  RADYO TİYATROSU
  ÖĞRETMEN KAYNAK
  EDEBİYAT TV
  SÖYLEŞİLER - BELGESELLER TV
  RADYO KLASİK
  TÜRKÜLER
  GAZETELER MANŞETLER
  ÖYKÜ ANTOLOJİSİ
  DERGİLER - KİTAPLAR - KÜTÜPHANELER
  E-DERGİ
  KİM KİMDİR BİYOGRAFİLER
  ZİYARETÇİ DEFTERİ
  İLETİŞİM
  EDEBİYAT OKYANUS
Depresifler Bana Göre Evrimsel Olarak Bir Sonraki Aşamayı Temsil Ediyor, Yazdıklarım Onlaradır-M.Tahir Ceylan

 

Tahir Ceylan:"Depresifler Bana Göre Evrimsel Olarak Bir Sonraki Aşamayı Temsil Ediyor, Yazdıklarım Onlaradır..."

Duygu Yılmaz Okutan

 

Mehmet Emin Ceylan; psikiyatrist, farmakolog ve yazar.
Öte yandan fotoğraf, deneme ve edebiyatla ilgili çalışmalarının tümünü Tahir Musa Ceylan adıyla yürütüyor.

Tahir Musa Ceylan, 1985 yılında Atilla İlhan’ın yol göstericiliğinde şiirler yazmaya başladı. 1988’de de bütün şiirlerinin Depresyonun Şiiri adlı kitabında topladı.
Aynı zamanda İFSAK'ta fotoğraf estetiği üzerine dersler verdi ve şiir kitabının yayımlandığı yıl İFSAK yayınlarından Fotoğraf Estetik ve Görüntü Üzerine Denemeler ismiyle kitabı basıldı. Türk toplumunun psikososyal yapısını irdelemek maksadını da içerecek şekilde, on yılı aşkın bir süre Cumhuriyet Gazetesi Bilim Teknik ekiyle, bir yıl Sabah Gazetesi İşte İnsan ekinde on beş günde bir psikofelsefi içerikli deneme yazıları yazdı.
Halen bu yazılarına Cumhuriyet gazetesinde devam ediyor.2005 yılına kadar olan yazılarının tümünün toplandığı Aylak Bilgi ve Aylak Yazılar isimli iki kitabı yayınlandı.

İşte tüm yönlerini romancılığı ile taçlandırdı Tahir Musa Ceylan. 2005 yılında Merkez Kitaplar'dan çıkan 'İçi Yoksul' adlı romanında adaşı, kasabalı, içi yoksul Tahir’in Hacettepe Üniversitesi’nin koridorlarında başlayan macerasını, ilk sayfasından itibaren samimiyetini bozmadan anlatıyor.
İkinci romanı ‘Kestane Kıranında Kadınlar’ Dharma Yayınları’ndan basıma hazırlanıyor..

 


Duygu: Küçükken “Büyüyünce ne olacaksın?” diye soranlara “Psikiyatrist” cevabını mı verirdiniz?

Tahir: Hayır hiç böyle bir cevabım olmadı, köyde ilk okulu bitirdikten sonra ortaokula başlayacağımı düşünmezdim, okul yoktu çünkü, ortaokuldan sonra liseye başlamayı da düşünmezdim çünkü lise ben ortaokulu bitirdiğim yıl açıldı kasabaya.

Duygu: Fotoğraf, şiir, deneme ve roman çalışmalarınızın yanında müzikle de ilgilisiniz.Diğer taraftan akrabalarınızdan hemen herkes sanatın içinde.Bu genlerinizden mi geliyor?

Tahir: Sanırım bu bir kendini anlatma çabası, bir kişiyle beş dakika konuşursunuz size yetmediğini hissedersiniz, sonra üç kişiyle daha beşer dakika konuşursunuz, sonra on kişiyle onar dakika… Sanırım ben dört dalda birden ömür boyu konuşmaya karar vermişim.

D: Aynı zamanda 11 yaşında bir kız çocuğu babasısınız. Onun yeteneği ne yönde gelişiyor?

Tahir: Onu okumaktan alıkoyamıyorum, Türkçeyi güzel kullanıyor, konuştuğunda bazen evin içinde bir buhur kokusu dağılır gibi sanki şiirler okunuyor, piyanoda kendini geliştirdi, ondan noktürnleri dinleyeceğim günleri hayal ediyorum, bir de buz dansı yapıyor, bakıyorum buzun üzerinde bazen duru bir su gibi akıyor

Duygu: Psikiyatri ve farmakoloji dışındaki çalışmalarınızda Tahir Musa Ceylan mahlasını kullanıyorsunuz. Bu iki ismin sizin için anlamını merak ediyorum.

Tahir: Basitçe iki farklı dünyaya geçiş sırasında öbür taraftan tümüyle soyunabilmek için, ben ismimi okurlarım için değil kendim için değiştirdim. Şiir yazarken mesela bütün bilimsel faaliyetimi geride bırakabilmek için ismim dahil herşeyi bırakıyor, kendimi o dünyaya sokuyorum, yoksa şair olamazdım. Tahir Musa Ceylan bir isim değil, bir isimsizliktir. Anadolu’da iki işi olan aç kalır derler. Birden fazla alanda ürün veriyorsanız, alanların arasında kesin sınırlar koymak lazım, bu hem konsantre olmak hem de o alana saygılı olmak adına yapılmalıdır. Ben edebiyatı, edebiyatın kölesi olarak yapıyorum. Felsefede de öyle, Cumhuriyetteki yazılarım, bir psikofelsefe kölesi olarak yazdıklarımdır. Kölelerin isimleri yok işaretleri vardır, TM Ceylan bir isim değil bir işarettir o yüzden.

 


Duygu: İçi Yoksul isimli romanınız bir yıl önce Merkez Kitapçılık’tan çıktı. Ne kadar süre çalıştınız üzerinde?

Tahir: Kitap bir yılda yazıldı, fakat iki yılda basıldı. Biliyorsunuz yayınevlerine binlerce dosya geliyor, onların arasından ayıklanarak çıktı. Bugün hala müteşekkirimdir onu basanlara, bir duyguyu, bir masanın başında geçen binlerce saatlik emeği insanlara ulaştırdılar. Sevgili Defne Asal ER, Handan Akdemir ve Canan Dila’ya müteşekkirim.

Duygu: Kitaba neden bu adı verdiniz?

Tahir: Romanın kahramanı, sanki topal bir adamın koşamaması gibi, çok sevdiği bir kadına karşı duygusunu dışlaştıramıyor, kadını sevgi görmeden de adama kendini bırakan cansız nesneler, okşayarak yazdığı defterler, ağaçların yapraklarından henüz bırakılmış taptaze nefesler gibi seviyor. Bir canlıyı sevmek oysa farklıdır, Tahir’in sakatlığı burada, içi zengin belki ama bir insan ruhuna yönelik değil, bir insan nesnesine yönelik. Yoksulluk burada, onun için olmuyor, kadın intihar ediyor. Adam intihar edecek duyguyu da taşımıyor, ancak delirebiliyor, intihar çok fazla insani bir şeydir çünkü!

Duygu: Roman kahramanının adı da Tahir.O da hayata sizin başladığınız yerden başlamış: Çanakkale'nin Yenice ilçesinden ve devamında sizi takip edercesine Ankara'da okumuş:Hacettepe’de. Ne kadar yakınlık duyuyorsunuz ‘İçi Yoksul’un Tahir’ine ?

Tahir: Çok yakınlık duyuyorum, isimleri mekanı kendi hayatımdan seçmem kahramanla çok güçlü bir empati kurarak yazabilmek için, yazabilmek çünkü kolay değil, saatler geçiyor bazen çünkü ölü gibi, tek satır yazmadan camdan ağaçlara bakakalıyorsunuz; ki o ağaçları siz dikmişsiniz, hepsi boy atmışlar bir yılda, sizin romanınız bir yüz sayfayı bile bulmamış daha!

 

"Eğer duymaya fırsat verilirse, aşk bir duygu olarak asla sona düşmeyecektir"

 

Duygu: Romanınız okura aşk karşısında hayranlık ve şaşkınlık duymayı hatırlatıyor.Ben de okurken zaman zaman kendime sordum “Bunca engele ne kadar gözü kara olabilirdim?” diye. Yeni çağ aşkı anlayamıyor mu?

Tahir: Bu çağın şöyle bir mantığı var gibi geliyor bana, aşkıma ya da genel olarak duygularıma karşılık alabilmem için param olsun. Onassis şöyle demişti: Kadınları kaldırın dünyadan, para ne işe yarar? İnsan duygudan vazgeçmeyecektir, yoksa herkes yaşamdan gitmek ister. 24 saat çalışan bir buldozerin içine azıcık can koysanız ilk boş kaldığı anda intihar eder, öyle değil mi? Eğer duymaya fırsat verilirse, aşk bir duygu olarak asla sona düşmeyecektir.

Duygu: Bazı yazarlar ‘yazmıyorsan yaşamıyorsun’u benimser, bazı yazar için de yazma eylemi bir tür istifradır. Siz yazıyı nasıl tanımlarsınız?

Tahir: Bu sorunuza muhteşem bir cevap veremeyeceğim, benim için yazmak görevdir, kendime, insana, hatta hayvanlara karşı bile bir görev. Basitçe bulunduğum her yeri derinden kazmayı severim, bir başlangıcım ve sonum yoktur, bazen işçiler görürsünüz yol kenarlarında, çapayı kaldırırlar ve vururlar, merak etmezsiniz yeniden kaldırıp vuracak mı diye, çapanın yeniden kalkacağından eminsinizdir, benimki de biraz öyle. Yazmak bir istifraya ya da bir yorulmaya neden olmuyor bende, İçi Yoksul yazıldı, bitti, hayatım değişmedi, Depresyonun Şiirinde de öyle, Aylak Bilgiler, ya da daha başkaları… Hep öyle. Bazıları dikiş dikiyor, bazıları ağaç buduyor, bazıları da yazı yazıyor, ben farklı bulmuyorum. Köyde evlerin çatıları çatılırken, ustaların çıkarttığı keser sesleri gelirdi kulağıma, öylesine müzikaldi ki her biri… Borodin’i son dinleyişimde, o muazzam ses, keserlerin çıkarttığından yine de sadece üç baş yüksekteydi.

Duygu: Çok yoğunsunuz biliyorum. Bu tempoda yazma süreciniz nasıl gelişiyor?

Tahir: Kendime adalar açıyorum, Cuma akşamı şu saatten sonra, Pazar şu saatten önce, önümüzdeki tatilde her gün gibi adacıkların içine sığınıyorum.
O yüzden adalara ilk girdiğim saatlerle, çıkmaya yüz tuttuğum zamanlarda yazdıklarım daha gündelik izler taşır benim.

D: Romandan önce “Depresyonun Şiiri” isimli şiir kitabınız yayınlandı.Hangi okura daha yakın hissettiniz kendinizi?

T: Sonradan sonraya fark ettim ki, yazdıklarımı çoğunlukla depresif insanlar için yazmışım, ya da belki şöyle demek doğru olur: yaşamı boyunca depresyon geçirmeye aday olan kişilere yönelik yazmışım yazdıklarımı. Depresyonun şiiri, bir depresyonun içinden süzülüp çıkmış ya da çıkamamış kişilere hitap ediyor. Depresyon, duyulabilirse eğer insanı yüceltir, kendinden vazgeçirir, kendini başkasının mırıltılarına açık hale getirir. İnsan yaşama açıklığını tamamlamadı henüz, bu kadar çok ağlanacak şey olduğu halde kimsenin gözünde yaş olmaması bunu gösteriyor. O yüzden depresifler bana göre evrimsel olarak bir sonraki aşamayı temsil ediyor, yazdıklarım onlaradır.


Duygu: Romanınızdaki anlatım derinliği; içsel tahliller, insanın hayat karşısındaki çaresizliği...Mesleğiniz sizce bir avantaj mı?

Tahir: Hayır, Alain Delon bir çingene filminde, çocukların okula gönderilmesine karşı çıkıyor ve “Etrafa dikkat etsinler yeter, her şeyi öğrenirler” diyordu; bir de tam emin değilim ama Russel galiba “Ben okula giderek hayat eğitimime ara verdim” demişti. Ben insanın ruhunu insanlardan öğrendim, kitaplardan değil, hatta formel kitaplar, benim ruhu birinci elden öğrenmemi ciddi ciddi bozmuştur. Bir çiçeğe on dakika baktığınızda bir çiçeği öğrenmemeniz mümkün değildir. Ben insanlara kaç on dakika baktım biliyor musunuz? Ve bir çiçekle bir ruh arasında anlaşılacak iki ayrı “şey” olarak katiyen fark yoktur. Yaşam varsa öğrenmek için eğitime gerek yok.


Duygu: Bu söyleşinin sorularını hazırlarken masanın diğer ucunda da Irvin Yalom oturmuş bana bakıyordu! Nasıl değerlendiriyorsunuz kendisini?

Tahir: O da çiçeklere çok bakmış birisi.

 

"Benim hayatımda dünya, en çok gözlem işine yarar"

 

Duygu: En hoşunuza giden yazarlar kimler?

Tahir: Marquez’i çok severim, onun öncülü Asturias’la, İskandinav geleneğinden Knut Hamsun’u ve bir dereceye kadar Hesse’yi... Fransızlardan Camus ve Sartre’ı da dışarıda bırakmayalım…

Duygu: Yeni bir çalışma var mı yolda? Birkaç ipucu verebilir misiniz?

Tahir: Yeni bir romanım var sırada tamamlandı gibi, XX. yy. başlarında bir ailenin var olma mücadelesini anlatıyor. Aylak Bilgi’lerin üçüncü kitabı çıkacak bir de, sanırım ismi Aylak Düşünceler olacak.


Duygu: Bundan yıllar sonra, hangi yönünüzle anılmak isterdiniz?

Tahir: Her yönümle, kendimi ne kadar parçalara bölsem de ben aslında çok homojen birisiyim, belki de onun için kendimi fazla diseke ediyorum.


Duygu: Romanın başında “Dünya feci bir yerdir” diyor Tahir, sizce?...

Tahir: Romanın kahramanı Tahir için öyle, o mücadelenin göbeğinde ve yenilginin başında biriydi onu söylediği zaman, yazar Tahir’se mücadeleden çekilmiş birisi. Bana dünya feci gelmiyor, onu izlerken kendi tarafımı tutmuyorum, o zaman da ortada feci olacak bir şey kalmıyor. Burası güzel bir yer, bu topraklar tohumlarla seviştiğinde başak veriyorlar, bakıyorsunuz bir kadınla bir erkek bir kayanın üzerinde oturuyorlar, bir süre sonra onlar da oğul veriyorlar, ekinler biçiliyor, adamlar tıraş oluyor, doğan her canlı müthiş bir tutkuyla hiç istisnası yok yaşamaya çalışıyor, her şey sanki çok küçük farklarla birbirinin aynısı, sanki çok büyük bir canlı milyarlarca ayak takmış uygun adım yürümeye çalışıyor da adımları uygun olmayanı dışarıda bırakıyor gibi, matematiksel bir şey. Benim için dünya gözlenecek, gözlemlerle anlaşıldıkça da basit bulunacak bir yer. İnsanlar, hayvanlar, hatta bitkiler çok heyecanlı geliyor bana, kısa sürecek şeyler için, bitkiler mesela bahar için, adamlar aşk, hayvanlar taze et için ne büyük heyecan duyabiliyorlar. Tabiat heyecanı değişim için kullanıyor, kendini değiştirmek için enerjiyi canlılardan alıyor. Sonuç olarak benim hayatımda dünya, en çok gözlem işine yarar.

 

 

İLETİŞİM edebiyatokyanus@gmail.com  
   
Reklam  
   
edebiyatokyanus 365618 ziyaretçi (698494 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=