edebiyatokyanus
İÇERİK  
  ANA SAYFA
  YAZILAR
  ARAŞTIRMA-İNCELEME
  SÖYLEŞİ
  DENEME
  ATTİLA İLHAN
  ATTİLA İLHAN-KÖŞE YAZILARI
  E-KİTAP
  ANSİKLOPEDİK
  SATRANÇ VİDEO DERSLERİ DÖKÜMANLAR
  SATRANÇ OYNA
  ŞİİR
  DİL ANLATIM TÜRK EDEBİYATI - LİSE KAYNAK
  => ÖSS TÜRKÇE KONULARI
  => EDEBİYAT BİLGİLERİ
  => Edebiyat Terimleri Sözlüğü -edebiyatokyanus
  => Edebiyat Terimleri Sözlüğü 2- edebiyatokyanus
  => Osmanlıca Terimler Sözlüğü-edebiyatokyanus
  => Edebiyat Bilgileri-Anlatım Türleri
  => Kompozisyon Bilgisi-Sözlü Anlatım
  => Kompozisyon Bilgisi-Yazılı Anlatım
  => Dilimizi Niçin Doğru kullanmalıyız?-Prof. Dr Rıza Filizok
  => Batı Edebiyatı
  => TÜRK EDEBİYATINDA TÜRLER
  => TÜRK EDEBİYATINDA AKIMLAR
  => DİVAN EDEBİYATI
  => TÜRK HALK EDEBİYATI
  => DOĞRU YAZMAK
  => TÜRK EDEBYATINDA DÖNEMLER
  => TÜRK EDEBİYATININ DÖNEMLERİ
  => Türk Edebiyatında Düzyazı
  => ANLATIM BİÇİMLERİ
  => Anlatım Birimleri
  => Cumhuriyet Döneminde Roman
  => Millî Edebiyatta Roman ve Öykü
  => EDEBÎ TÜRLERDEN YARARLANMA GıyasettinAYTAŞ
  => Eski Türk Edebiyatından Yeni Türk Edebiyatına Geçiş
  => GÖRÜNTÜLÜ ÖSS HAZIRLIK
  => Türk Edebiyatında Şiir
  => ARUZ TARİHÇE VEZİN KALIPLARI,ÖRNEKLER
  => Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında Şiir
  => Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında Öteki Türler
  => Dünya Tarihi Çağdaş
  => Edebiyat İncelemelerinde Yöntem
  => Türkiye'de yayınlanan edebiyat dergileri
  => FELSEFE SÖZLÜĞÜ FELSEFE TARİHİ
  => Türkçe Belgeseli
  => Belgesel Destanlarımız - Çanakkale
  => Mustafa Kemal -belgesel
  => Türkçe Sözlük
  => "A" harfiyle başlayan atasözleri
  => "B" harfiyle başlayan atasözleri
  => C- Ç " harfleriyle başlayan atasözleri
  => D-E" harfleriyle başlayan atasözleri
  => F -G-H" harfleriyle başlayan atasözleri
  => I-İ-K " harfleriyle başlayan atasözleri
  => L-M-N" harfleriyle başlayan atasözleri
  => O-Ö-P-R " harfleriyle başlayan atasözleri
  => S-Ş" harfleriyle başlayan atasözleri
  => T-U-Ü -V" harfleriyle başlayan atasözleri
  => Y- Z " harfleriyle başlayan atasözleri
  => A" harfiyle başlayan deyimler
  => "B" harfiyle başlayan deyimler
  => C- Ç " harfleriyle başlayan deyimler
  => "D" harfiyle başlayan deyimler
  => "E- F " harfleriyle başlayan deyimler
  => G" harfiyle başlayan deyimler
  => H" harfiyle başlayan deyimler
  => " I - İ " harfleriyle başlayan deyimler
  => "K" harfiyle başlayan deyimler
  => "L-M-N" harfleriyle başlayan deyimler
  => "O-Ö" harfleriyle başlayan deyimler
  => P-R" harfleriyle başlayan deyimler
  => S-Ş" harfiyle başlayan deyimler
  => T-U-Ü" harfleriyle başlayan deyimler
  => "V-Y-Z" harfleriyle başlayan deyimler
  => MESLEKLER (ÖSS) REHBERİ
  => öss edebiyat soru bankası
  => Geçmiş Yıllarda Çıkmış Tüm ÖYS Edebiyat Soruları
  => İSLAMİYET ETKİSİNDE GELİŞEN TÜRK EDEBİYATI
  => ÖSS MATEMATİK GEOMETRİ FİZİK VİDEO DERSLERİ
  => Türk Edebiyatı Tarihi Ders Notları
  => Osmanlıca Sözlük
  => Mitoloji Sözlüğü
  => Atatürk Sayfaları
  => divan şairleri şiirleri
  => halk şiiri şairleri
  => Hikâye Antolojisi
  => Dünya Şiiri Antolojisi
  => Türk Halk Şiiri Antolojisi
  => Türk Şiiri Antolojisi
  => Divan Şiiri Antolojisi
  => QZANLAR - ESER -HAKKINDA
  => Yazarlar
  => Şairlerimiz -şiir antolojisi-
  => Şiir Atlası -dünya şaiirleri-
  => Çocuklara Şiirler
  => Şairler Yaşamöyküleri
  => Halk Şiiri
  => SÖZLÜKLER, dil yardımcıları
  => 9. sınıf edebiyat konuları 1
  => 9.sınıf edb konuları 2
  => 9 edb. konuları 3
  => Bilme bakış (sesli)
  => Ortaöğretim (Radyo) Ekonomi
  => (Radyo) Felsefe
  => (Radyo) Hukuk
  => (Radyo) Psikoloji
  => (Radyo) Sosyoloji
  => (Radyo) Tarih
  => (Radyo) >>T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük
  => Ortak (Anonim) Halk Edebiyatı
  => OSMANLI TÜRKÇESİ SÖZLÜĞÜ
  => İL TANITIMLARI (görüntülü)
  => MÜZELER
  => BAŞLICA EDEBİ AKIMLAR
  => ELEŞTİRİ SÖZLÜĞÜ
  => SÖZLÜKLER
  => Dil Edebiyat Bulmaca
  => Öss Puan Hesaplama
  => ÖSS'ye Hazırlanmanın Püf Noktaları video
  => Karagöz ile Hacivat Gölge Oyunu video
  => Ders Notları - edebiyat fakültesi
  => DİL EDEBİYAT SUNU DERS NOTLARI 625
  => DİL EDEBİYAT SUNU DERS NOTLARI
  => Atatürk Sayfaları.
  => Türk Dünyası Müzikleri
  EDEBİYAT RADYO
  EDEBİYATIMIZDA ŞİİR ROMAN ÖYKÜ (dinle)
  100 TEMEL ESER (dinle)
  100 TÜRK EDEBİYATÇISI (dinle)
  SESLİ KİTAPLAR
  FOTOĞRAF ÇILIK
  E-DEVLET
  EĞİTİM YÖNETİMİ DENETİMİ
  RADYO TİYATROSU
  ÖĞRETMEN KAYNAK
  EDEBİYAT TV
  SÖYLEŞİLER - BELGESELLER TV
  RADYO KLASİK
  TÜRKÜLER
  GAZETELER MANŞETLER
  ÖYKÜ ANTOLOJİSİ
  DERGİLER - KİTAPLAR - KÜTÜPHANELER
  E-DERGİ
  KİM KİMDİR BİYOGRAFİLER
  ZİYARETÇİ DEFTERİ
  İLETİŞİM
  EDEBİYAT OKYANUS
Edebiyat Terimleri Sözlüğü 2- edebiyatokyanus

Edebiyat Terimleri Sözlüğü 2          www.edebiyatokyanus.tr.gg

FASIL
Ayırma, bölme. Bir kitabın bölümlerinin her biri.
Mevsim mânâsına da gelir. Fasl-ı zayf (yaz mevsimi), fasl-ı şitâ (kış mevsimi),
fasl-ı hazan (sonbahar mevsimi).
Tiyatro oyunlarında perde anlamında kullanılır.
Türk sanat musikisinde bir defada çalınan aynı makamdan parçaların tamamına
denir.

FASİH
Dilin bütün kaidelerine uyularak doğru, güzel ve açık şekilde konuşup yazılması,
ifadenin anlam ve âhenk bakımından kusursuz olması.

FESÂD-I TELİF
Söz veya yazıda anlamın anlaşılmayacak kadar karışık olması.

FESAHAT
Sözün ses ve anlam kusurlarından kurtarılması yolları. İfadenin kusurlardan uzak
bulunması hali fasîh’tir. Sözün söylenişi ve işitilişi tatlı olmalı,
anlaşılmasında güçlük çekilmemelidir. Divan edebiyatında fesahat, kelimede
fesahat, kelâmda fesahat diye ikiye ayrılır:
1. Kelimede fesahat: Aynı veya yakın mahreçten çıkan harflerin bir kelimede
toplanmamasına (tenâfür-I hurûf), (er kalkılınca); kelimeleri meydana getiren
harflerin kaynaşmasında telaffuz zorluğu olmamasına (mütenâfir) (ör. tartırttı);
anlamı herkes tarafından bilinmeyen kelimelere yer vermemeye (garâbet), kelimeyi
vezne uydurmak için şeklini değiştirmemeye, çok anlamlı bir kelimeyi meşhur
olmayan anlâmında kullanmamaya gramer hatası yapmamaya (kıyasa muhalefet) dikkat
edilir.
2. Kelâmda fesahat: Telaffuzu güçleştiren kelimelerin yan yana getirilmemesi
(tenafur-I kelimât). (Örneğin: Şu köşe yaz köşesi şu köşe kış köşesi),
zincirleme tamlama (tetâbu-I izâfât) yapmamaya (Örneğin: Ali’nin ceketinin
cebinin içi); Cümle kuruluşunun sağlam olmasına, önce söylenecek sözü sona,
sonra söylenecek sözü öne almamaya, sözün düğümlenmemesine dikkat edilir.

FİKSİYON
Bir sanat eserinde uydurularak bulunmuş şey. Günümüzde, roman, kısa hikaye gibi
nesir halindeki edebi eserler kastedilir. Romanla eş anlamlı kullanıldığı da
görülür. Açık bir şekilde bir olaya bağlı bulunmasından dolayı edebi şekiller
içindeki birçok şahıs hakkında kullanılmasına imkan verir.

FİKTİF
İtibari, gerçek olmayan, var sayılan demektir. Roman, hikaye, masal, halk
hikayesi, destan gibi edebi eserler için kullanılır. Yazar, dış dünyaya zihninde
bir şekil verir ve bunu eserine aktarır. Bu tür eserler, tasvir esasına
dayandığı için olaylar ve kahramanlar fiktiftir.

FRAGMATİZM
Parçacık diye adlandırılabileceğimiz bir edebiyat akımıdır. İlk defa XX.
Yüzyılın başlarından İtalyan yazarı A. Soffici’nin başlattığı bu akımda,
gerçekten alınmış kısa kısa parçalar, küçük tablolar ve hayattan görüntüler
(enstanteneler) en belirgin özelliği oluşturur.

FUAYE
Tiyatro salonlarında, perde arasında oyuncuların ve seyircilerin dinlenmesi için
ayrılan yer.

Fantazya: Düş gücünün alabildiğince özgürce ortaya koyulduğu düşünceye ya da
bunlarla donatılmış sanat yapıtlarıdır.

Fars: İlkel, basit güldürme ögelerinden yararlanılarak, kimi kez inanırlığın
sınırları dışına çıkarak oluşturulan, düşündürmekten çok güldürmeyi amaçlayan
oyunlar için kullanılır.

Fecr-i Ati Edebiyatı: "Sanat şahsi ve mahremdir" ilkesinden yola çıkarak
1908'den sonra yayımlanmaya başlayan Servetifünun dergisinde yazılar yayınlamaya
başlayan sanatçılara verilen ortak isimdir. Yakup Kadri, Ahmet Haşim, Hamdullah
Suphi ve Fuat Köprülü bu topluluğu oluşturan yazarlar arasında yer alır.

Fenafillah: "Ölmeden önce ölmek" anlamına gelir. Tasavvuf inancına göre, evrende
Tanrı'nın vücudundan başka gerçek vücut yoktur ve insan er ya da geç Tanrı'ya
geri dönecektir. İşte bu dönüşe Fenafillah denir.

Ferd: Divan edebiyatında başka beyitlere bağlı olmayan beyitlere verilen ad.

Fıkra: İçinde güldünü ögesi bulunan kısa öyküler için kullanılan Fıkra, gazete
ve dergilerin belli sütunlarında yayınlanan güncel, toplumsal ve siyasal
yazıların da ismidir.

Fikir Yazıları: Düşünceye dayalı, öğretme ve bilgilendirme amacıyla yazılan
yazıların tümü.

Folklor: Bir halkın geçmişten bu yana oluşturduğu geleneklerin. inançların,
törelerin ve kültürün ortak adıdır.

Fütürizm: İtalyan şair Marinetti'nin 1909'da Fransa'da yayınladığı birdirgeyle
ortaya çıkan bu akım, yaşamın sürekli değiştiğini, sanatın da yerleşik bütün
kuralları bir yana bırakarak yeni biçimve anlatım yolları yaratarak bu değişime
ayak uydurması gerektiğini savunur.
- G -
Garipçiler: 1941'de Orhan Veli, M. Cevdet Anday ve Oktay Rifat üçlüsü, şiirde
varolan aşırı duygusallığa, şairaneliğe, basmakalıp söyleyişe başkaldıran
şiirlerini Garip adıyla bir kitapta topladılar. Kitaba koyulan Garip adı zamanla
hem üç şairi yansıtan bir kimlik kazandı hem de Türk şiirinde yeni başlayan
akımı yansıttı.
GALAT
Yanlış anlamına gelir. Bir kelimenin ilk veya kitapta yazılmış şeklinden başka
söylenmesi. Çokluk şekli galâtat’tır. Yanlış olduğu bilindiği halde
kullanılmasında sakınca görülmeyen kelime veya kelime grubuna galat-ı meşhur adı
verilir. Örnek:
Aslında çokluk olan evlat, eşkıya, evrak kelimelerinin evlatlar, eşkıyalar,
evraklar şeklinde tekrar çokluk yapılarak kullanılması gibi.
"Galat-ı meşhur, lügât-ı fasîhten evlâdır" sözüyle yanlış kullanılan yerleşmiş
kelimelerin tercih edilebileceği belirtilir.
Genellikle latife, alay isteği ile bir kelimeyi şekil, üslûp ve anlam bakımından
dildeki kullanışına aykırı kullanmaya galat-ı tahakkumi veya kıyasa muhalefet
denir.

GARABET
Dilden düşmüş veya çok az kullanılıp henüz ayılmamış kelimelerin kullanılmasıyla
meydana gelen fesahat bozukluğu. Böyle kelimeler için garib, vehşî isimlerinin
kullanıldığı görülür.
Bu durum eski edebiyatta çok ortaya çıkardı. Şair ve yazarlar ya ustalık
göstermek için ya da seci, kafiye zorlamalarından dolayı Arapça ve Farsça’dan
işitilmedik kelimeler alarak kullanmışlardır.
Söylendikleri zaman uygun olan, ancak bugün terkedilmiş sözler garib-i hüsn,
hiçbir devirde benimsenmemiş sözler de garib-i kubh diye adlandırılır.
Bir mecburiyet karşısında kullanılan garip kelimelere muvafık, zorunluluk
olmadan kullanılanlara ise muhalif denir.

GEÇİŞ
İki parafraf arasında bir düşünceden diğerine geçilirken bu fikirlerin
bağlanması. Paragraflar arasındaki geçişin azlığı veya çokluğu yazının açık,
doğal oluşuna göre değişir. Bağlanma açıksa geçişe gerek kalmaz. Geçişlerin kısa
olmasına dikkat edilir. Geçiş için, fakat, bundan dolayı, kaldı ki gibi edatlar
yeterli görülebilir.

GEZMECE
Aşıkların yolculukta uğradıkları yerleri anlatan methiyeli veya taşlamalı
deyişler. Gezmeceler onbirli destan veya sekizli kesik (semai) biçiminde
söylenir. Gezilen yerler sırayla anlatılırsa, deyiş, sıra gezmece veya sıralı
gezmece adını alır. Kerem’in (Aslı’nın âşığı) Pasin, Erzurum köyleri için
söylediği deyişler bilinen en eski gezmecelerdir.

GİRİZGÂH
Kasidelerin nesip bölümünden sonra medhiye bölümüne geçerken söylenen beyit veya
beyitler. Aslı girizgâhdır ve kaçış yeri anlamına gelir. Kasideler çokluk bir
tasvirle başlar. Ardından girizgahla asıl amaca geçilir. Şair esprili bir sözle
övgüye başladığını belirtir.

GNOMİK
Anlamlı sözleri nazımla anlatan manzum türü.

GRAMER
Bir dili meydana getiren ses, sözcük yapılışı, sözcük haznesi, anlam
değişmeleri, cümle kuruluşu gibi unsurları inceleyip kurallara bağlayan dil
bilgisi. Yunanca gramma kökünden geliyor.

GÜLDESTE
Seçme manzum ya da nesir yazılarının toplandığı dergi. Antoloji de denebilir.

GÜNLÜK
Bir kişinin düşüncelerini, duygu ve gözlemlerini günü gününe yazdığı ve o günün
tarihini koyduğu yazılar. Ruzname olarak da bilinir. Günlük bir tür anıdır.
Ancak günlük günü gününe yazılır, anı ise olayların yaşanmasından sonra kaleme
alınır.

Gazel: Divan edebiyatında kullanılan; en az beş, en çok on beş beyittin oluşan
şiir biçimi.

Geçer Anlam: Bir sözcüğün herkesce bilinen ve kullanılan anlamına verilen ad.

Geçiş: Yazılı anlatımda bir düşünceden ötekine, bir pragraftan sonrakine
geçerken düşüncenin zincirleniş biçimi.

Genelleme: Anlatılan konuyla tam bağlantısı bulunmayan bir takım düşünceler
ortaya sürme.

Gerçekçi: Gerçekçilik akımı içinde yer alan ya da o akımın ilkelerine bağlı
kalan yazar ya da eserler için kullanılır.

Gerçekçilik: 19. yüzyılda başlayan, gerçeği ve doğayı değiştirmeden, tüm
çirkinliklikleriyle birlikte aktarmayı amaçlayan sanat ve edebiyat akımıdır.

Gerçeküstücülük: 1924'den sonra Dadaizm'in yerine geçen, Fransa'da Andre Breton
ve arkadaşlarının öncülük ettiği edebiyat akımıdır. Bu akım düşünce ve
duyguların aklın denetimine girmesini reddeder.

Gerilim: Okuyucu ya da izleyicide merak ve korku duygularını uyandırarak,
endişeli bekleyiş içine sürükleyen gerginlik.

Geriye Dönüş Yöntemi: Bir eserde olayların zaman sırasını bozarak geçmiş bir
zamana ya da olaya dönme yolu.

Gezi Yazısı: Gezilip görülen yerlerin ilginç yönlerinin anlatıldığı düzyazı
biçimi.

Gösterge: Genellikle kendisi dışında bir şey gösteren her türlü nesne, varlık ya
da olgu; özel olarak dilsel bir gösterenle bir gösterilenin bileşiminden doğan
birimdir.

Gözlem: Olaylara, olgulara, varlıklara inceleyici gözle bakmak ve onların
belirleyici özelliklerini seçmek işi.

Göz Uyağı: Yazımları fonetik olmayan dillerde ses yönünden uyaklı olmadıkları
halde, sonlarında aynı harflerin bulunduğu sözcüklerle yapılan uyak. (Gam, Cem,
Kerem)

Grotesk: Kaba gülünçlüklerden, olmayacak, yabansı şakalaşmalardan yararlanan,
güldürmeyi kaba biçimde de olsa amaç edinen komedi türü.

Gül: Divan edebiyatında kullanım sıklığı çok yüksek, sanat yapmak amacıyla
başvurulan ögelerden biri.

Gülbank: Bir toplulukça, hep bir ağızdan ezgili biçimde söylenen kalıplaşmış
tekbirlere, dualara verilen ad.

Gülmece: Daha çok "Mizah" adıyla bilinen; durumların, olay ve olguların gülünç
yanlarını vurgulayan yapıtların genel adı.

Günlük: Bir kimsenin günü gününe tuttuğu, üzerine tarih atıp duygu ve
düşüncelerini belirttiği yazı.

Güzelleme: Özellikle halk şiirinde sevilen bir varlığı övüp yüceltmek için
yazılan koşmalara verilen ad.

Güzellik: Bir eserde, hoşumuza giden ve bizde hayranlık uyandıran biçim ve
ölçülerin oluşturduğu uyumlu bütün.
- H -
HÂBNAME
Bir olay, bir kişiyle ilgili düşünceleri sanki rüyada görmüş gibi anlatarak
yazılmış eserler. Hâbnameler nesir ya da nazım olabilir. Ziya Paşa ile Namık
Kemal’in "Rüya" adlı eserleri bu türe örnektir.

HÂCİB
İki ya da daha fazla kafiyeli olan manzumelerdeki bazı sözcük ya da sözcükler.
Sözcük anlamı perdeci, perde ağasıdır. Bu şekildeki kafiyelere mahcub adı
verilir. Örneğin

Âlem esir-I dest-I meşiyyet değil midir
Âdem zebun-I penç-I kudret değil midir
Avnî

HÂFIZ-I KÜTÜB
Kitapları koruyan kişi. Eskiden kütüphaneciler bu isimle adlandırılırdı.

HANE
Divan ve halk edebiyatında dörtlüklerden kurulu nazım türlerinin her bir
dörtlüğü.

HASASET
Sözcük anlamı cimrilik. Ahlaka aykırı sayılan sözcükleri edebi eserlerde
kullanmaya denir. Ters anlamlısı "asalet"tir.

HAŞİYE
Bir metnin altına ya da kenarına konuyla ilgili açıklayıcı bilgiler yazmak.
Eskiden yeni kitaplar yazmak yerine mevcuk kitaplar bu notlarla
zenginleştirilirdi. Haşiye yazmaya tahşiye, tahşiye yazan kişiye muhaşşi,
haşiyeli eserlere de muhaşşa ismi verilir.

HAŞV ya da HAŞİV
Yazıda gereksiz söz bulunması. Eş anlamlı sözcüğü sık sık kullanmak, anlam için
gerekli olmayan kelimeler bulundurmak, aynı fikri değişik kelimelerle tekrar
etmek, aynı anlama gelen kelimeleri art arda söylemek, yazıya yabancı fikir ve
hayal karıştırmak haşivdir. Eskiler seci, söz sanatları ve vezin için yazı veya
şiire fazla söz katarlardı. Edebiyatımızda haşiv örnekleri çok fazladır. Ü (ve)
edatıyla bağlanan eş anlamlı sözler sık sık kullanılmıştır. Örnek:
Ahd ü peyman, bey ü füruhi, ceng ü harb, etraf ü cevanib, feth ü küşad, ferid ü
yekta, ilm ü irfan, medh ü sitayiş, sehl ü asan, vak ü zaman...
Şeyh Galib’in şu beyti haşvin açık bir örneğidir:

Var mı hele söylenmedik söz
Kalmış mı meğer denilmedik söz

Haşv müfsid ve gayr-i müfsid olmak üzere ikiye ayrılır.
1. Haşv-i müfsid: Anlatımı bozan söz kalabalığı için kullanılır. Yazarın neyi
nasıl anlatacağı hakkında kesin fikri olmazsa fikir anlaşılmaz hale gelir,
maksat ifade edilmez.
2. 2. Haşv-i gayr-i müfsid: Fikri anlaşılmaz hâle sokmayan söz kalabalığı için
kullanılır. Kabîh, malih ve mutavassıta olmak üzere üçe ayrılır.
a. Haşv-i kabîh: İfadeye çirkinlik veren fazlalıklar. Söylenmiş bir fikrin eş
anlamlı kelimelerle tekrarlanmasında kabîh haşiv görülür.
b. Haşv-i melih: Söze güzellik ve kuvvet kazandırmak için söylenir. Gereksiz
gibi görünen bu sözler ikinci derecede anlam ifade ederler.
c. Haşv-i mutavassıta: İfadeye güzellik vermediği gibi çirkinlik de vermeyen
fazla söze denir. Pek fark edilmeyen eş anlamlı kelimelerin tekrarıyla meydana
gelir.
Bir beytin iki mısrasının baş ve son parçaları arasında bulunan parçalara da
haşiv denir.

HATIRAT
Bir kimsenin kendi hayatını, yaşadığı devrede gördüğü veya duyduğu olayları
anlattığı yazılardır. Hatıratı, otobiyografiden ayıran özellik şudur:
Otobiyografilerde yazar doğrudan kendi hayatını anlatır, duygu ve düşünceleri
geniş yer tutar. Hatıratta ise, kendi hayatıyla birlikte dönemini ve çevresini
anlatır. Bazen yazarın kendisini geriye çekerek sadece çevresini verdiği de
görülür.

HAYFA
"Yazık, eyvah!" anlamlarına gelen bu kelime Arap harfleri ile bir kelime,
noktalı, bir kelime noktasız düzenlenen yazıların adıdır. Tarih mısralarında
keder ifadesi için kullanılır.

HÂYÎDE
Ağızdan ağıza dolaşmış, herkes tarafından kullanılmış, çok duyulmuş söz.
Edebiyatta bu tür sözlerin kullanılması kusurlu sayılır. Örnek:

Hâyîde edâya sanma kim el
Bir kerre daha demişler evvel

Şeyh Galib

HAZF
"Giderme, kaldırma" anlamına gelir. Bir ifadedeki kelimelerin bir veya bir
kaçını ya da bazı cümleleri kaldırma suretiyle yapılan söz kısaltmasına denir.
Kasdedilen anlamı tek bir kelime ile söylemeye de hazf ü takdir denir. Arap
harfi Türçe metinlerde noktasız harflerle meydana getirilen söz için de bu tabir
kullanılır. Bî-nukat, tecrid gibi sözcükler de aynı anlama gelir.

HİCVİYE
Kişilerin veya toplumun kötü yönlerini, kusurlarını, gülünç durumlarını alaylı
bir dille ortaya koyan manzum yazılar. Medhiye’nin tersi kabul edilir. Yergi de
denen hicviye halk edebiyatında taşlama adını alır. Hicviyelerde mübalağalı
üslûp kullanılır. Hicvedilen kişi şahsiyetinin gerçek yönleriyle ilgisi olmayan
yergi ve sövgülerle aşağılanır.

HİKMET
Doğadaki nesnelerin mahiyetini, asıllarını anlatan bilgi, ahlaki ve öğüt verici
sözdür. Edebiyatta, dini-ahlaki konuları işleyen, nasihat eden, atasözleri ve
öğütlerle süslü nazma denir. Bu tür şiirler hikemi şiirler diye bilinir.

HİLYE
Hz. Muhammed’in iç ve dış vasıflarını anlatan yazılar. Kelime, "Süs, ziynet,
cevher, güzel yüz, güzellikler" anlamında. Hilyelerde Hz. Muhammed’in göz ve saç
rengi, şekli, boyunun uzunluğu, konuşması, sesinin tonu, belli başlı tavrı,
bedeni ve diğer maddi özellikleri tanımlanır. Mevlid ve mirâciyeler gibi
İslamiyet’in gelişme döneminde ortaya çıktı. Osmanlı döneminde yaygınlaşarak
orijinal eserler yazıldı. Hilye ismi de bu dönemde verildi.

HİTABET
Söz söyleme sanatı. Bir topluluğa bir fikri, bir davayı aşılamak, bilgi vermek
için yapılan konuşma.

HÜSN-İ TA’LİL
Anlamla ilgili edebi sanat. Divan edebiyatında bir olayın meydana gelişini
hayali ve güzel bir nedene bağlama yoluyla yapılır. Bu nedenin gerçekle ilgili
olmaması ve kesin bir etkeninin bulunması gerekir. Hüsn-i tevcih diye de
anlandırılır. Eğer neden, güya, sanki, acep, acaba, meğer gibi sözcüklerle
olasılıklara dayandırılırsa şibh-i hüsn-i ta’lil (yani yarım hüsn-i ta’lil)
yapılmış olur. Örnek:

Aceb bi bağ kenârında dursa lâle hacil
Ki lâlezâr-ı cemâlinde hûr u zârındır
Ahmet Paşa
(Lale bağ kenarında utungaç dursa şaşılır mı? Çünkü o lale bahçesine benzeyen
yüzünün güzelliği yanında senin bir düşkünündür. Yani şair, sevgiliye, "senin
yanakların o kadar kırmızı ki, lale bile onun yanında utanır kızarır" diyor.
Lalenin kırmızılığı güzel bir nedene bağlanıyor.)

Hak: Tanrı'nın adlarından biridir. Gerçek ve adalet anlamında da kullanılır.

Hak Aşığı: Pir elinden bade içmiş, dili çözülüp şiir söylemeye başlamış gerçek
aşık.

Halkbilim: Bir toplumun yarattığı halka özgü kültürel yaratımları, gelenek ve
görenekleri, yaşanılan topraklar üzerindeki farklı töreleri inceleyen bilimdalı.


Halkçılar: Cumhuriyet dönemi Türk şiirinde halk şiirine özgü biçimsel ve
söyleyişsel özelliklerden yararlanma, şiirlerini bu doğrultuda oluşturmak
isteyen kimi şairlere ve yönelimlerine verilen ad.

Halkçılık: Fransız edebiyatında, 1929 yılında Leon Lemonnier ve Andre
Therive'nin öncülüğünde ortaya çıkan bir edebiyat akımı.

Halk Edebiyatı: Halk ozanlarının İslamiyetten önceki göçebe kültür döneminin
geleneklerini sürdürüp halkın somut yaşamından yola çıkarak oluşturdukları
dilsel ürünlerin tümü.

Hamamiye: Divan edebiyatında hamamı ya da hamamdaki güzelleri betimleme amacıyla
yazılan kasidelere verilen ad.

Hamse: Divan edebiyatında beş mesnevinin bir araya gelmesiyle oluşturulan yapıt.


Hezl: Alay, eğlence, şaka anlamına gelen bu sözcük, tür adı olarak bir konuyu
alaylı bir söyleyişle işleyen şiirler için kullanılmıştır.

Hiciv: Bir kimseyi, nesneyi, düşünceyi ya da toplumun eksik aksak yanlarını
iğneleyici bir dille ortaya koymak amacıyla yazılmış ürünlerin adı.

Hikmet: Bir yaşama ya da davranış kuralı belirten, kısa ve özlü söz.

Hümanizma: İnsanı evrende tek ve en yüce değer sayan, bu nedenle insana ve insan
onuruna saygıyı sağlamak için gerekli koşulları hazırlama amacı güden düşünüş.

-I- -İ-

Iraklama: Sözlü ya da yazılı anlatımda konu dışına çıkalarak, konuyla ilgisi
bulunmayan sözler söyleme.

Irmak Roman: Bir kişinin, bir ailenin ya da bir topluluğun belirli bir zaman
dilimi içinde yaşam ve yaşayış dönemlerini birbirini bütünleyecek biçimde
anlatan roman dizisi.
İBDA
Yaşanılan dönemin sanat anlayışı içinde olağanüstü bir eser yaratma. Örneğin
Fuzûlî’nin Leyla vü Mecnun’u, Şeyh Galib’in Hüsn-ü Aşk’ı birer ibda kabul
edilir. İbda eser verebilenlere mübdi, ibdakâr, eserleri de bedia olarak
adlandırılır.

İBHAM
Bir edebi eserde isteyerek ve bilinçli olarak yapılan kapalılıktır. Sanatçı,
sözün anlamını hemen anlaşılmayacak şekilde kapalı tutarak, okuyucusunu
düşündürmeyi amaçlar. Sanatçının istemeden, bilinçsiz olarak yaptığı kapalılığa
ise "te’kid" adı verilir. Örnek:

Nasıl istersen öyle dinle, bakın:
Dalların zirvesindeyiz ancak
Yarı yoldan ziyade yerden uzak
Yarı yoldan ziyade mâha yakın

Ahmed Haşim

İCAZ
Bir düşünceyi çok az sözcükle özlü bir şekilde anlatmadır. Kısaltmanın anlamı
güçleştirmemesine dikkat edilir. Buna icaz-ı muhil denir. Az söz yüklü anlamla
ifadeye makbul icaz denir. Atasözleri, vecizeler, hikmetli sözler bu gruba
girer. Makbul icaz iki türdür: Hafz yoluyla icaz: Anlama zarar vermeyecek
şekilde bazı sözcükler atılır. Bu cümle çıkarılarak da yapılabilir. Sözcük
çıkarmaya icaz bi’l-harf denir. Örnek:

Bir pâreye bini âferinin
Pâpûşu atıldu Gevherî’nin

Ziya Paşa

Şair burada "papucu dama atıldı’yı "papucu atıldı" diye kısaltmış.
İcaz, cümle çıkarılarak yapılırsa icaz bi’l cümel adını alır. Örnek:

"Ahmet ders çalışsaydı…" Burada "başarılı olacaktı" cümlesi çıkarılmış.
Tazammum yoluyla icaz: İfadeden sözcük ve cümle atılmadan yapılan icazdır. İki
türü vardır.
İcaz bi’t-takdîr: Amaç az sözcükle anlatılırken ihatalı anlam da çıkar. Örneğin
"Ateş düştüğü yeri yakar".
İvaz bi’l-kasr: Hiçbir sözcük atılmadan anlamca zengindir. Örneğin "Akacak kan
damarda durmaz" gibi.

İDGAM
Birbirine yakın iki harfi tek yazarak vurgulu okumak. Örneğin çakal yazıp çakkal
okuma gibi.

İDİL
Eski Yunan şiirinde mitolojik, epik ve pastoral şiirlerin genel adı. Günümüzde
sevgi ve mutluluk işleyen şiir türü.

İDMAC
Sözcük anlamı sıkıştırmak. Edebiyatta sözde ve yazıda övgü içinde övgü ya da
aşagğılama içinde aşağılama yapmayı tanımlar. Övgü içinde övgü yapmaya istitbâ
adı da verilir. Örnek:

Sadrında seni eyleye Hak dâim ü bâki
Hep âlemin etdikleri şimdi bu duâdır

Nedim
Şair sadrazama dua ediyor ama bu duanın herkes tarafından yapıldığını belirterek
övgü içinde övgü yapıyor.

İFRAT
Bir sıfatı aşırı ölçüde şiddetlendirmektir. Mübalağa (abartma) sanatının bir
türüdür.

İGARE
Bir şairin şirinin bir başka şair tarafından benimsenmesi anlamındaki sirkat’ın
türü. Benimsenin şiirde bazı değişiklikler yapılır veya sadece bazı sözcükler
alınırsa sirkat, igare (nesh olarak da adlandırılır) olur. Şiirin sözcükleri
değil anlamı benimsenmişse ilmâd ya da selh adı verilir. Örnek:

Rıza Tevfik’in 1925’te yazdığı Cüniye başlıklı şiirin ilk dörtlüğü:
O gece ne kadar güzeldi kâinat
Havvâda bir safâ cereyânı vardı
Dağlardan taşlardan taşıyordu hayat
Guyibâr-I aşkın fezeyânı vardı

Nihal Atsız’ın 1933’te yazdığı Dün Gece başlıklı şiirin ilk dörtlüğü:
Dün gece ne kadar güzeldi âlem
Göklerin şanlı bir mehtâbı vardı
Sevdânın topraktan taştığı bu dem
Günâh-I aşkın da sevabı vardı

İHAM
Anlamla ilgili edebi sanat. İki ya da daha fazla anlamı olan sözcüğün en uzak
anlamıyla kullanılması. Eğer sözcügün iki anlamının da konuyla ilisi olursa
"ilham", sözcüğün özellikle gerçekten çok mecaz anlamı kastedilirse "kinaye"
yapılmış olur. Örnek:

Sahn-ı çemende durma saalınsun sabâ ile
Azâdedir nihâl bugün berg ü bârdan

Bakî
("Fidan bugün yaprak ve bardan kurtulup serbet kaldı, artık bahçenin ortasında
rüzgarla salınsın." Bâr sözcüğü hem meyve hem yük anlamındadır. Bâr’dan
kurtulmakla ağaçlar hem meyveden hem de yükten kurtulurlar. Şair burada bâr’ın
bu iki anlamını kastederek iham yapıyor.

İHTİRA
Daha önce hiçbir şairin kullanmadığı sözcük, deyim ve üslupları tanımlar.

İHTİSAR
Bir düşüncenin az sözle anlatılmasıdır. Geniş açıklamalara, tanımlamalara
girilmeden konu yalın ve doğal bir şekilde anlatılır. Bu bakımdan icaz’a benzer.


İKMAL
Bir cümledeki anlamı, ardından gelen cümleyle tamamlamak. Her iki cümlenin
öznesi de çoğunlukla ortaktır ve ilk cümlede yer alır. Örnek:

Merd olan kizbe tenezzül etmez
Zillet-i kizbe tahammül etmez
Nabî

İKSAR
Kusur sayılan sanatlardandır. Bir düşünceyi gereksiz şekilde uzatılan ve
tekrarlanan sözcüklerle anlatmaktır. Örneğin "Ali gitti mi?" sorusuna karşılık
"evet" ya da "hayır" yerine "Ali gitti, gelmedi" yanıtı vermek gibi.

İKTİBAS
Anlamı güçlendirmek için söze ayet ve hadisler katılmasıyla yapılan sanat. Ayet
ve hadisler aynen kullanılabilir ya da çevirisinin bir bölümü tercih edilebilir.
Örnek:

Zalimlere bir gün dedirtir kudret-i Mevlâ
"Tallahi lekad âsereke’llahü aleyna"

Ziya Paşa
(Yusuf Suresi ayet 91: Tanrı hakkı için Allah seni bize üstün kıldı.)

İLMAM
Bir şairin, başka bir şairin şiirini biraz değiştirerek sahiplenmesi. Örnek:

Şâdî-i vuslat niçin tahammîl-i nâz eyler bana
Rind-i şâdî-düşmenim ben gam niyâz eyler bana

Nâil-î Kadîm

Tiğ-ı istisnâ çekip gamzen ne nâr eyler bana
Afet-i aşkın kazâ arz-ı niyâz eyler bana

Namık Kemal

İLTİFAT
Sözü konuyla ilgili bir başka yöne çevirme şeklindeki edebi sanat. Bir yeri,
olayı, duyguyu, düşünceyi anlatırken birden söz yine konuyla ilgili başka bir
yere, olaya, düşünceye, duyguya çevrilir.

İLTİZAM
Şiirde kafiyeyi sağlayan ya da düzyazıda "seci" olarak kullanılan sözcükten önce
gelen ve kafiye ile aynı sayıda harf içeren benzer sözcükler kullanarak yapılan
sanattır.Örnek: Merasim-i tevkîr-i tevfirinde ihmal-ü taksîr olunmayup hıl-i
fâhire ve in’âmât-ı zâhire ve ziyâfât-ı vâfire ile Zülkadiroğlu tâifesi muğtenem
oldular.

İNSİCAM
Sözün düzgün, tutarlı ve birbirine bağlanak söylenmesi. Sözcükler titizlikle
seçilir, art arda gelen cümlelerde anlamlı bir diziliş aranır.

İNŞA
Divan edebiyatında edebi sanatlarla yüklü, süslü düzyazılara verilen isim. İnşa
yazanlara "münşi" denir. Günümüzdeki anlamı kompozisyon.

İNTİHAL
Başkasına ait eserlerden parçalar alıp kendisininmiş gibi gösterme. Aşırma veya
ahz u sirkat tabirleri de aynı anlama gelir. İntihal şiirde olursa şirkat-ı şi’r
bu işi yapan da düzd-i sühan (söz hırsızı) diye anılır. Sünbülzâde Vehbi,
Sirkat-ı şi’r (şiir çalma) olayı için şu beyti söylemiştir:

Sirkat-ı şi’r edene kat’i zeban lâzımdır
Böyledir şer-i belâgatle fetâvâ-yı sühan.

İRSAL-I MESEL
Anlamla ilgili sanatlardandır. Söylenen fikri kuvvetlendirmek için araya atasözü
veya atasözü değerinde örnekler katmaya denir. İleri sürülen düşünce, kendisiyle
ortak nokta bulunmayan başka bir düşünceyle birlikte kullanılır. İrad-ı mesel de
denir. Örnekler genellikle herkes tarafından bilinen, söylenen, kabul edilen
atasözleri, vecizeler ve hikmetli sözlerden seçilir.

Örnek: Tok olanlar bilemez çektiğini aç kalanın
Sırtı pek kimseye ahvâl-i şita yaz görülür

Samî

İSTİDRAD
Uygun bir yerde konu dışında bir şey anlatmak. Konuya açıklık getirmek,
okuyucunun veya dinleyicinin istifadesini sağlamak için bu yola başvurulur. Bu
tür ara girişler "İstidrad" başlığı ile yazılır, bitiş yeri ayrıca belirtilirdi.
Sonra bu yöntem bırakıldı, başlık koymadan açıklama yapıp "Sadede gelelim"
sözüyle asıl konuya dönülmeye başlandı. Zamanımızda istidradlar kısa olmak
kaydıyla parantez veya iki çizgi arasında yapılır. 
İSTİDRÂK
Anlamla ilgili sanatlardandır. Över gibi görünerek yerme ve yerer gibi görünerek
övmek.
1. Övme yoluyla yerme: Eskiler te’küdü’z-zemm bi-mâ yüşebbihü’l medh derlerdir.
Kişi övmeye benzer sözlerle, kuvvetle yerilir.
Ali Paşa’nın Girit’teki başarısızlığını dile getiren Ziya Paşa’nın
Zafernâme’sinden alınan şu beyitler bu sanatın en güzel örneklerinden.

Bârek-Allah zehî kevkebe-i âlel’al
Levhaş-Allah, aceb nusret-i feyz ü ikbâl!

Hak bu kim görmedi ağaz edeli devre elek
Böyle bir tefh ü zafer böyle şükûh ü iclâl...

Lerze saldı feleğe nâre-i "Hayyâk Allah"
Râşe verdi küre’yi gulgule-i "Ya Müteâl"

Kimseler olmadı bu feth-i mübîne mazhar
Ne Skender ne Hülâgâ ne Sezar ü Anibal.

Âferin himmetine âsaf-ı âli-kadrin,
Oldu şâyeste-I tevfik-i Cenâb-I Müteâl

Girid’I aldı geri himmet-i seyf ü kalemi
Hakkına gelmiş iken dâiye-i istiklâl

Devleti eyledi bir öyle belâdan âzâd
Yoksa pek müşkil olurdu şu zamânda ahvâl...

İhtiyar eyledi bu kışda şu müşkil seferi,
Yoksa kim etmiş idi kendisini istiskâl!

2. Yerme yoluyla övme: Eskiler te’kîdü’l-medh bi-mâ yüşebbıhü’z-zemm derlerdi.
Kişi yermeye benzer sözlerle kuvvetle övülür. Örnek:

Dehrde anlamayup bilmediği varsa meğer
Tama’u buğz u nifak u hased u gadr u sitem
Nabî

İSTİFHAM
Anlamla ilgili sanatlardandır. Cevap alma gayesi gütmeksizin art arda sorulan
sorularla yapılır. Sevgi, nefret, teessür, üzüntü, öfke, kin, kıskançlık,
ümitsizlik, acz, şaşkınlık, hayret ve hayranlık gibi heyecan verici duygular bu
yolla ifade edilir. Şair duyguya bağlı olarak kendi kendisine, herkese veya her
şeye soru yöneltebilir. Düşünce ve kavram üzerine dikkati çekmek için bu sanata
başvurulur. Aşırı heyecan ve gerilim istifham’ı alelâde soru cümlelerinden
ayrılır. Örnek:

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

Cahit Sıtkı Tarancı

İSTİHDAM
Anlamla ilgili sanatlardandır. İki anlamı olan bir kelimeyi, bu iki anlama
gelecek şekilde kullanmak. Birinde gerçek, diğerinde mecazlı anlam kasdedilir.
Örnek:

Bahar erdi açıldı sevdiğim hem fasl-ı dey hem gül
Bir sahn-i gülistandan biri fasl-ı gülistanda.
Muallim Naci
Bu beyitte açıldı fiili birinci mısrada fasl-ı dey (kış mevsimi)nin uzaklaşması,
sona ermesi; ikinci mısrada ise, çiçeğin açılması anlamına geliyor.

İSTİHLAF
Türkçedeki sesli harfleri bazı durumlarda uzatmak. Örnek:

Verseydi âh-ı mecnûn feryadumun sedâsın
Kuş mı karâr iderdi bâşımdaki yuvâda

Fuzûlî
"başındaki" ve "yuvadaki" kelimelerinde "a"lar uzun okunur.

İŞTİKRAR
Sözle ilgili sanatlardandır. Aynı kökten türeyen veya aynı köke bağlı harflerin
benzerliğinden dolayı aynı kökten türemiş gibi görünen seslerin birarada
kullanılmasına denir. Örnek:
Kılmagıl muhkem gönül dünyaya akd-i irtibât
Sen bir avâre müsafirsen bu vîrân ribât

Fuzûlî
Ribât ve irtibât aynı kökten gelir.

ÎTİLÂF
Uygunluk. Kelimenin anlamla uygunluğu, kelimelerin vezinle uygunluğu,
kelimelerin diğer kelimelerle uygunluğu, anlamının vezinle uygunluğu ve anlamın
anlamla uygunluğu.

İTNAB
Sözü, gerektiğinden fazla kelime veya cümle ile uzatma. İcaz’ın karşıtı. İkiye
ayrılır:
1. İtnab-ı makbul: Makbul sayılan söz katmadır. Bu çeşitte anlam pekiştirilir,
anlatılacak şey abartılır, kastedilen husus fazla tasvir edilir ve üçü birden
sağlanır. Örnek:
"Yalıların en tabii ve en lüzumlu gezinti vasıtası sandallar! Sade yalıların mı?
Boğaziçi’nde herkesin her an, en çok, onlar işine yarıyor. Mehtapla gezginci,
sâzende köşkü onlar, saz dinleyicilerin mevkibi onlar, yerine göre madrabazların
balık deposu onlar, sebze dükkanı, dondurmacı dükkanı, onlar; yörük manav
sergisi onlar, tatlı su damacanalarının ambarı onlar, hasta sedyesi onlar..."
Ruşen Eşref Ünaydın

2. İtnâb-ı mümel: Makbul sayılmayan söz katmadır. İtnab-ı mühil de denir. Haşv-ı
kabih’ler ve tekrarlar makbul sayılmayan söz katmanlarıdır. Örnek:
Duâ ile sözü hatmedelim, zîrâ hakikatte
Sözün gevher olursa yeğdir itnâbından îcâze

Nef’î
İade: Özellikle Divan edebiyatında bir beytin son sözcüğünü ondan sonraki beytin
ilk sözcüğü olarak kullanmayla ilgili söz sanatı.

İcaz: Az sözcükle çok boyutlu, derin bir kavramı anlatma sanatı.

İçerik: Bir yapıtın ya da sanatsal yaratının içerdiği duygular, düşünceler,
imgeler kısacası biçim dışındaki tüm öğelerin toplamı.

İç Konuşma: Roman, öykü gibi kurmaca bir anlatıda kişilerin içinden geçen
şeylerin aktarımı.

İçtenlik: Sözlü ya da yazılı anlatımda duygu ve düşüncelerin içe doğduğu gibi
doğal biçimde aktarma niteliği.

İdil: Bir kimsenin ağzından kır yaşamının güzelliğini ve çobanıl aşkı anlatan
şiirdir.

İham: İki ya da daha çok anlamı olan bir sözcüğü bir dize, bir beyit içinde
bütün anlamlarını çağrıştırıp anıştırabilecek bir yolda kullanmayla ilgili anlam
sanatı.

İkileme: Dilin çevrimi içinde uzun yıllar birlikte kullanıla kullanıla
kalıplaşmış kimi sözlere verilen ad.

İkinci Yeni: 1950'den sonra Garipçilere bir tepki olarak doğdu. "Şiirde anlam
gerekmez" savından hareketle gelişen bu akımı benimseyenlerin şiirlerine
'anlamsız şiir', 'soyut şiir' ya da 'kapalı şiir' gibi adlar da verilmiştir.

İlahi: Tekke edebiyatında herhangi bir tarikatın izini taşımaksızın Tanrı'yı
övüp yücelten şiir türü.

İleti: Sanatçının ya da yazarın eseriyle iletmek istediği asıl düşünceye verilen
addır.

İmale: Hecelerin uzunluk ve kısalık yönünden denkliğine dayanan aruz ölçüsünde
kısa bir heceyi ölçü zoruyla uzun okutma biçimi.

İmge: Edebiyat ürünlerinde, özellikle de şiirde dile getirilmek istenileni daha
canlı ve etkili kılabilmek için anlatılmak istenenle başka şeyler arasında
bağlantı kurarak zihinde canlandırılan yeni biçimlere verilen addır.

İmgecilik: 20. yüzyılın başlarında E. Pount öncülüğünde H. Doolittle ve T. E
Hulme'un katılımıyla oluşan üçlünün ortaya attığı daha sonra Lawrence ve
Huxley'in de katıldığı İngiliz-Amerikan şiir akımı.

İntihal: Başkalarının yazılarından, şiirlerinden bölümler, dizeler alıp
kendininmiş gibi gösterme. Aşırma da denilebilir.

İstihare: Bir sözün benzetme amacıyla, başka bir söz yerine kullanılması. (Dağın
eteği, masanın gözü...)

İzlenimcilik: 19. yüzyıl sonlarında doğan; dış dünyanın bıraktığı etkileri,
izlenimleri olduğu gibi yansıtmayı yaratı ve eleştirinin temel ilkesi sayan
sanat ve edebiyat akımı.
- K -
KALB
Sözle ilgili sanatlardandır. Arap harflerine göre bir kelimenin harflerinin
yerleri değiştirilerek yapılır. Cinas sanatının bir çeşididir. Cinas-ı kalb,
tecnis-i kalb ve maklûb adlarıyla da bilinir. İkiye ayrılır:
1. Kalb-i kül: Tersinden okunduğu zaman da anlamlı olan kelime çıkan sanattır.
Buna kalb-i muntazam veya aks-i müfred de denir. Örnek:

Mûr gibi emrine kılmış itâat halk-ı Rûm
Râm olupdur nitekim Mûsâ’ya ey şeh şihr-i mâr

Sururî Kadim
Mûr: Karınca, Rûm: Anadolu, Râm: İtaat etme, Mâr: Yılan anlamına gelir.

2. Kalb-i ba’z: Bir kelimenin harfleri değiştirilerek kelime yazma sanatıdır.
Buna maklûb muavvec de denir. Örnek:

Tahlîsine yok mu duâcı
Câniler içinde kaldı Nâcî

Muallim Naci
Câni: Katil, Nâci: Şairin adı.

KARAVELLİ
Asıl hikaye arasına katılan küçük, müstakil hikayeler. Hikayelerin içinde manzum
parça bulunmaz. İbret verici veya güldürücü niteliktedirler. Genellikle uzun
hikayelerin anlatıldığı toplantılarda zaman zaman dikkatleri başka noktaya
çevirmek ve sahneyi değiştirmek için söylenirler.

KAT’
Anlamla ilgili sanatlardandır. Susmanın söylemekten etkili olacağı yerde sözü
kesmeye denir. Heyecanın doruğa ulaştığı noktada bu yola başvurulur. Genellikle
nesirde kullanılan bir sanattır. Örnek:

Bu dağın çilesi dolmaz,
Bu dağın çilesi solmaz,
Bu dağ bir...
Sus şair,
Hepsini demek olmaz!

Halide Nusret Zorlutuna

KATAR
Halk edebiyatında alt alta sıralanan dörtlüklerin hepsine birden katar denir.

KAYABAŞI
Halk edebiyatımızda bir koşma türü. Özel ezgiyle okunur. Türkülerin ezgilerine
göre bölümlenmesinde usulsüz okunan türküler bölümüne girer. Konuları kır ve köy
hayatıyla ilgilidir. Çobantürküsü olarak da bilinir.

KELAM-I KİBAR
Ulu söz demektir. Velilerin, büyük kişilerin, ahlakçıların özlü sözlerini
tanımlamak için kullanılır.

KEREM HAVALARI
Saz, bağlama, bozuk düzenler eşliğinde özel bir ezgiyle söylenen türkülerdir.
Adını öykü kahramanı Kerem’den aldığı sanılıyor. Akıcılığından dolayı çok
tutulan bir üsluptur. Anadolu’nun hemen bütün bölgelerinde söylenir. Kerem,
yanık Kerem, kesik Kerem, kandilli Kerem gibi bölümlere ayrılır.

KESİK
Halk edebiyatımızda hece sayısı 7 ve 8 olan şiirlerin genel adı.
Kahraman: Edebiyatta olayların akışını en çok etkileyen ve göze çarpan kişilere
verilen ad.

Kalem Şuarası: Belirli bir öğrenimden geçmiş, hece ve aruz ölçülerini kullanarak
şiir yazabilen ancak saz çalmasını bilmeyen şairlere Kalem Şuarası denir.

Kalenderi: Saz şairlerinin aruzun mef'ulü mefailü,mefailü feulün kalıplarına
göre düzlükleri ve özel bir ezgiyle söyledikleri şiir türü.

Kapalılık: Sözlü ya da yazılı anlatımda anlatıcının amacını açıkça söylemediği
ya da özellikle gizlemeye çalıştığı durumlarda ortaya çıkan örtülülük.

Karagöz: Karanlık bir yerde, gerisinde aydınlatımış beyaz bir perde cansız
aktörlerle oynatılan bir oyun.

Karakter: Edebiyat ürünlerinde olayın ya da anlatının içinde yer alan kişilerin
huy ve davranış özellikleriyle kişiliklerini belirleyici özelliklerine verilen
ad.

Karşılaştırma: Sözlü ve yazılı anlatımda düşünceyi geliştirmek, söyleneni
inandırıcı kılmak için birbiriyle bağlantılı iki nesnenin ortak olan ya da
olmayan yönlerini inceleme.

Karşıtlama: Birbirine karşıt olan iki düşünce ya da iki hayali bir ilgi kurarak
aynı dize ya da cümle içinde kullanmayı içeren anlam sanatı.

Kaside: Birini övmek ya da yermek için yazılan, en az 31, en çok 99 beyittin
oluşan şiir biçimi.

Kesiş: Sözün etkisini arttırmak için başvurulan anlatım oyunu.

Kıssa: Kendisinden ahlak dersi çıkartılan özlü ve kısa söz.

Kıta: Divan şiirinde ilk beytinin dizeleri birbiriyle uyaklı olmayan, en az iki,
en çok on iki beyitten oluşan nazım biçimi.

Kıyafetname: İnsanların fiziksel görünümlerinden onların kişiliklerini, ruhsal
durumlarını çıkarmayı öğreten yapıtlara verilen ad.

Kinaye: Bir sözcüğü hem gerçek hem de mecazi anlamda kullanarak maksadı üstü
örtülü biçimde anlatan söz.

Kişileştirme: İnsana özgü özellikleri taşımayan cansız varlıkları, hayvanları ya
da imgesel yaratıkları kişiler gibi davrandırma, canlandırma sanatı.

Klasik: Modayla değişmeyen, gelip geçici olmayan, üzerinde en az iki kuşak
geçmesine karşın değerini koruyan türünde örnek niteliği taşıyan yapıt.

Klasisizm: 17. yüzyıl Avrupa'da, özellikle de Fransa'da gelişen; eski Yunan ve
Latin edebiyatları geleneğine bağlı kalarak anlatımda sadelik ve açıklığa
ulaşmayı amaçlayan edebiyat akımı.

Klişe: Sözlü ya da yazılı anlatımda çok kullanılan basmakalıp sözleri belirtmek
için kullanılır.

Koçaklama: Halk şiirinde coşkulu ve yiğitçe bir söyleyişle kahramanları öven,
savaş ve döğüşleri anlatan, kahramanlık duygularını canlandıran şiir biçimi.

Komedi: İnsanların ve olayların gülünç yanlarını ortaya koyan sahne yapıtı.

Konferans: Hitabet türü içinde yer alan, herhangi bir konuda dinleyenleri
aydınlatıp bilgilendirme, onlara kimi gerçekleri anlatma amacıyla yapılan
konuşma türü.

Koşma: Halk edebiyatında, hece ölçüsü (6 + 5) ya da (4+4+3) duraklı kalıbıyla
sevgi ve doğa üzerine söyledikleri şiir türü ya da biçimi.

Koşuk: Eskiden aşk ve doğa şiirlerine verilen genel ad.

Köy Romanı: Köy yaşayışını, köylülerin toplumsal sorunlarını konu edinen roman
türü.

Kullanmalık Metin: Günlük yaşamın her yerde ve her zaman karşılaşılan
durumlarını değiştirmeden anlatan yazılara verilen ad.

Kurmaca: Belirtilen, dile getirilen anlam ya da anlam katmanlarıyla metin dışı
gerçek yaşamın somut olguları, olay ve durumları arasında doğrudan doğruya bir
özdeşlik ilişkisi kurulmasına elverişli olmayan söylem biçimi ve bu tür bir
söylemin niteliği.

Kübizm: 20. yüzyılın başlarında önce resimde başlayan, sonra öteki sanat
dallarıyla birlikte edebiyatta etkisini gösteren sanat akımı.
- L -
La-Edri: Kimin tarafından söylendiği ya da yazıldığı bilinmeyen şiirlerin altına
"bilmiyorum" anlamında yazılan sözcük.

Lafçılık: Özellikle yazılı edebiyatta anlatımı gereksiz sözlerle doldurma ve
bunu alışkanlık edinme.

Lakonizm: Söylenmek istenileni en az sözcük ya da en kısa biçimde anlatma yolu.

LEBDEĞMEZ
İçinde "dudak sessiz harfleri" (yani b, f, m, p, v) diye tanımlanan harfler
bulunmayan sözcüklerle yazılmış şiirlerdir. "Dudakdeğmez" adı da verilir. Divan
edebiyatında az başvurulan bir yöntemdir. Asıl halk edebiyatımızda kullanılır.
Bu türde şiirler söylemek bir ustalık işareti sayılır.
Örnek:
Tarik-i aşka gir ehl-i Hüdâ ol
Gönül gel layık-i her itilâ ol

Dilersen dehrde âzâde serlik
Gurur-i câhı terk eyle gedâ ol

Cidâl-i kîl ukale yok nihâyet
Ricalû’llah ile hâl-âşina ol

Çekil izzetle uzlet gûşesine
Azîz ol derd-î şöhretten cûda ol

Dokunmaz leb lebe Remzi okurken
Dehân-i dil-bere nükte nümâ ol

Ahmet Remzi Dede
(Sadece son beyitte dudak sessiz harfleri var)

Leff ü Neşr: Bir beyit içinde iki ya da daha çok şeyi andıktan sonra onlarla
ilgili şeyleri sırlama sanatı.

Lehçe: Bir dilin tarihsel, toplumsal, kültürel nedenlerle dilbilgisi ve sözlük
açılarından ayrımlaşmış biçimi.

Letrizm: 20. yüzyılda, Romen asıllı İsodore İsou'nun öncülüğünü yaptığı,
sözcükleri, sözcüklerin anlamsal değerlerini hiçe sayan şiirde temel birim
olarak harfi benimseyen edebiyat akımı.

Lirik Şiir: Epik ve dramatik şiire karşıt olan, duyguların çoşkulu bir dille
anlatılması gerektiğini savunan şiir türü.

Lügaz: Herhangi bir varlık ya da nesnenin özelliklerini anlatarak şiir biçiminde
oluşturulan bilmece..
- M -
MAKLUB
Harfler

İLETİŞİM edebiyatokyanus@gmail.com  
   
Reklam  
   
edebiyatokyanus 365618 ziyaretçi (698530 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=