edebiyatokyanus
İÇERİK  
  ANA SAYFA
  YAZILAR
  ARAŞTIRMA-İNCELEME
  SÖYLEŞİ
  DENEME
  ATTİLA İLHAN
  ATTİLA İLHAN-KÖŞE YAZILARI
  E-KİTAP
  ANSİKLOPEDİK
  SATRANÇ VİDEO DERSLERİ DÖKÜMANLAR
  SATRANÇ OYNA
  ŞİİR
  DİL ANLATIM TÜRK EDEBİYATI - LİSE KAYNAK
  => ÖSS TÜRKÇE KONULARI
  => EDEBİYAT BİLGİLERİ
  => Edebiyat Terimleri Sözlüğü -edebiyatokyanus
  => Edebiyat Terimleri Sözlüğü 2- edebiyatokyanus
  => Osmanlıca Terimler Sözlüğü-edebiyatokyanus
  => Edebiyat Bilgileri-Anlatım Türleri
  => Kompozisyon Bilgisi-Sözlü Anlatım
  => Kompozisyon Bilgisi-Yazılı Anlatım
  => Dilimizi Niçin Doğru kullanmalıyız?-Prof. Dr Rıza Filizok
  => Batı Edebiyatı
  => TÜRK EDEBİYATINDA TÜRLER
  => TÜRK EDEBİYATINDA AKIMLAR
  => DİVAN EDEBİYATI
  => TÜRK HALK EDEBİYATI
  => DOĞRU YAZMAK
  => TÜRK EDEBYATINDA DÖNEMLER
  => TÜRK EDEBİYATININ DÖNEMLERİ
  => Türk Edebiyatında Düzyazı
  => ANLATIM BİÇİMLERİ
  => Anlatım Birimleri
  => Cumhuriyet Döneminde Roman
  => Millî Edebiyatta Roman ve Öykü
  => EDEBÎ TÜRLERDEN YARARLANMA GıyasettinAYTAŞ
  => Eski Türk Edebiyatından Yeni Türk Edebiyatına Geçiş
  => GÖRÜNTÜLÜ ÖSS HAZIRLIK
  => Türk Edebiyatında Şiir
  => ARUZ TARİHÇE VEZİN KALIPLARI,ÖRNEKLER
  => Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında Şiir
  => Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında Öteki Türler
  => Dünya Tarihi Çağdaş
  => Edebiyat İncelemelerinde Yöntem
  => Türkiye'de yayınlanan edebiyat dergileri
  => FELSEFE SÖZLÜĞÜ FELSEFE TARİHİ
  => Türkçe Belgeseli
  => Belgesel Destanlarımız - Çanakkale
  => Mustafa Kemal -belgesel
  => Türkçe Sözlük
  => "A" harfiyle başlayan atasözleri
  => "B" harfiyle başlayan atasözleri
  => C- Ç " harfleriyle başlayan atasözleri
  => D-E" harfleriyle başlayan atasözleri
  => F -G-H" harfleriyle başlayan atasözleri
  => I-İ-K " harfleriyle başlayan atasözleri
  => L-M-N" harfleriyle başlayan atasözleri
  => O-Ö-P-R " harfleriyle başlayan atasözleri
  => S-Ş" harfleriyle başlayan atasözleri
  => T-U-Ü -V" harfleriyle başlayan atasözleri
  => Y- Z " harfleriyle başlayan atasözleri
  => A" harfiyle başlayan deyimler
  => "B" harfiyle başlayan deyimler
  => C- Ç " harfleriyle başlayan deyimler
  => "D" harfiyle başlayan deyimler
  => "E- F " harfleriyle başlayan deyimler
  => G" harfiyle başlayan deyimler
  => H" harfiyle başlayan deyimler
  => " I - İ " harfleriyle başlayan deyimler
  => "K" harfiyle başlayan deyimler
  => "L-M-N" harfleriyle başlayan deyimler
  => "O-Ö" harfleriyle başlayan deyimler
  => P-R" harfleriyle başlayan deyimler
  => S-Ş" harfiyle başlayan deyimler
  => T-U-Ü" harfleriyle başlayan deyimler
  => "V-Y-Z" harfleriyle başlayan deyimler
  => MESLEKLER (ÖSS) REHBERİ
  => öss edebiyat soru bankası
  => Geçmiş Yıllarda Çıkmış Tüm ÖYS Edebiyat Soruları
  => İSLAMİYET ETKİSİNDE GELİŞEN TÜRK EDEBİYATI
  => ÖSS MATEMATİK GEOMETRİ FİZİK VİDEO DERSLERİ
  => Türk Edebiyatı Tarihi Ders Notları
  => Osmanlıca Sözlük
  => Mitoloji Sözlüğü
  => Atatürk Sayfaları
  => divan şairleri şiirleri
  => halk şiiri şairleri
  => Hikâye Antolojisi
  => Dünya Şiiri Antolojisi
  => Türk Halk Şiiri Antolojisi
  => Türk Şiiri Antolojisi
  => Divan Şiiri Antolojisi
  => QZANLAR - ESER -HAKKINDA
  => Yazarlar
  => Şairlerimiz -şiir antolojisi-
  => Şiir Atlası -dünya şaiirleri-
  => Çocuklara Şiirler
  => Şairler Yaşamöyküleri
  => Halk Şiiri
  => SÖZLÜKLER, dil yardımcıları
  => 9. sınıf edebiyat konuları 1
  => 9.sınıf edb konuları 2
  => 9 edb. konuları 3
  => Bilme bakış (sesli)
  => Ortaöğretim (Radyo) Ekonomi
  => (Radyo) Felsefe
  => (Radyo) Hukuk
  => (Radyo) Psikoloji
  => (Radyo) Sosyoloji
  => (Radyo) Tarih
  => (Radyo) >>T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük
  => Ortak (Anonim) Halk Edebiyatı
  => OSMANLI TÜRKÇESİ SÖZLÜĞÜ
  => İL TANITIMLARI (görüntülü)
  => MÜZELER
  => BAŞLICA EDEBİ AKIMLAR
  => ELEŞTİRİ SÖZLÜĞÜ
  => SÖZLÜKLER
  => Dil Edebiyat Bulmaca
  => Öss Puan Hesaplama
  => ÖSS'ye Hazırlanmanın Püf Noktaları video
  => Karagöz ile Hacivat Gölge Oyunu video
  => Ders Notları - edebiyat fakültesi
  => DİL EDEBİYAT SUNU DERS NOTLARI 625
  => DİL EDEBİYAT SUNU DERS NOTLARI
  => Atatürk Sayfaları.
  => Türk Dünyası Müzikleri
  EDEBİYAT RADYO
  EDEBİYATIMIZDA ŞİİR ROMAN ÖYKÜ (dinle)
  100 TEMEL ESER (dinle)
  100 TÜRK EDEBİYATÇISI (dinle)
  SESLİ KİTAPLAR
  FOTOĞRAF ÇILIK
  E-DEVLET
  EĞİTİM YÖNETİMİ DENETİMİ
  RADYO TİYATROSU
  ÖĞRETMEN KAYNAK
  EDEBİYAT TV
  SÖYLEŞİLER - BELGESELLER TV
  RADYO KLASİK
  TÜRKÜLER
  GAZETELER MANŞETLER
  ÖYKÜ ANTOLOJİSİ
  DERGİLER - KİTAPLAR - KÜTÜPHANELER
  E-DERGİ
  KİM KİMDİR BİYOGRAFİLER
  ZİYARETÇİ DEFTERİ
  İLETİŞİM
  EDEBİYAT OKYANUS
Edebiyat Terimleri Sözlüğü -edebiyatokyanus

Edebiyat Terimleri Sözlüğü 
  www.edebiyatokyanus.tr.gg
 
-A-
Abdal: Hem şiir hem de düzyazıda derviş anlamına gelen bu sözcük, halk
ozanlarının adının başına ya da sonuna gelerek onların mahlası olarak da
kullanılmıştır. (Pir Sultan Abdal, Kaygusuz Abdal gibi)
ABSOLUTİZM
Mutlakçılık. Herhangi bir eserde ya da ilkede bir ebedinin varlığına ve
değişmezliğine inanmak, eseri ya da ilkeyi bu değişmeze göre incelemek.

AÇIK HECE
Türkçe sözcüklerde sesli harf ile belirtilen kısa heceler. Örneğin a-na-do-lu,
a-şı-la-ma gibi. Arapça ve Farsça’da ise sözcüklerde sesli harflerle yazılmayıp
hareke ile gösterilen kısa hecelere verilen isim. Örneğin ka-de-me, ha-se-ne
gibi. Aruz vezninde bütün açık heceler kısa hece olarak kabul edilir.

AÇIKLAMA
Edebi bir eseri geniş okuyucu kitleleri için anlaşılabilir hale getirmek için
yapılan yazılı çalışmalar. Sanatçılar eserlerinde anlamı herkes tarafından
bilinmeyen sözcükler, deyimler, durumlar ve düşüncelerle, sanatlar kullanır.
Bunların her biri bir olay, bir durum ya da düşünceyi ifade eder. Okuyucu
bunları çözmeden eserin bütününü anlayamaz. Açıklamanın amacı bu anlamayı
sağlamaktır.

AÇIKLIK
Bir metinde belirtilmek istenen duygu ve düşüncelerin kolay, anlaşılır, herhangi
bir ek yoruma açıklamaya gerek kalmadan kavranılabilir olmasıdır.

ADAPTE
Herhangi bir dilde yazılmış bir eseri, başka bir dile yer ve kişi adlarını
değiştirerek, olayları örf ve adet, duyuş ve düşünüş bakımından aktarıldığı dili
konuşanların hayatına uygulamak yöntemli serbest çeviri tarzıdır. Türk
edebiyatında daha çok tiyatro eserlerinde kullanılır. Örneğin Tanzimat edebiyatı
yazarlarından Ahmet Vefik Paşa’nın Moliere’den yaptığı adapteler gibi.

ADAPTASYON
Farklı türde bir eserin (roman, öykü, anı gibi), sahne veya sinemaya uyarlanması
ya da farklı türde bir eserden (roman, destan, öykü gibi) farklı bir edebi eser
(örneğin oyun) meydana getirilmesidir.

AED
Eski Yunanlılarda şiirlerini lirle söyleyen saz şairlerine verilen ad.

AFROZİM
Çeşitli konularda mutlak bilinmesi gereken ana özellikleri kısa, açık ve
anlaşılır bir biçimde anlatma sanatı. Yazarların derin anlam yüklü vecizelerine
de afrozim denir.

AĞIZ
Bir anadilin herhangi bir şivesi içinde var olan söyleyiş farkıdır. Ağızlarda
dilbilgisi ve sözcükler farklı değildir ancak bazı sesler değişik söylenir.
Rumeli ağzı, Karadeniz ağzı gibi.

AHREB ve AHREM
Rubai vezinlerinin ana ölçüsüdür. Mef’ulü ile başlayanlara ahreb, mef’ulün ile
başlayanlara ahrem denir.

AHSENÜ’L KASAS
Kıssaların, hikayelerin en güzeli. Bu deyim, Kur’an-ı Kerim’de Yusuf Suresi’nde
geçen Yusuf kıssasını anlatır.

AKD Ü HALL
Düğümleme ve çözülme. Divan edebiyatında nesir bir eseri nazma çevirmeye akd,
nazım bir eseri nesire çevirmeye hall denir.

AKICILIK
Sözcük ve cümlelerin dile takılmadan kolayca okunabilmesi için anlatılmak
istenen düşüncenin rahatlıkla anlaşılır şekilde ifade edilmesi. Akıcılık,
düşüncelerin bir düzenleme kapsamında sıralanması, bu düşüncenin herkes
tarafından bilinen ve kolay söylenebilen sözcüklerle anlatılması, cümlelerin
kısa ve yapı bakımından doğru olması ile sağlanır. Akıcılık, içerikten çok bir
üslup özelliğidir.

AKROSTİŞ
Bir şiirde dizelerin ilk harflerinin yukarıdan aşağıya doğru sıralandığında
anlamlı bir sözcük meydana getirmesi. Divan edebiyatında akrostiş’e muvaşşah ya
da istihrac denir. Eski Yunan ve Latin edebiyatında ise akrostiş "üç dize"
anlamına gelir.
Örneğin:
Varolan bir sen, bir ben, bir de bu bahar
Elden ne gelir ki? Güzelsin, gençliğin var
Dünyada aşkımız ölüm gibi mukaddes
İnan ki bir daha geri gelmez bu günler
Âlemde bu andır bize dost esen rüzgar
Cahit Sıtkı Tarancı
Şiirin dizelerinin ilk sözcükleri alt alta okunduğunda "VEDİA" ismi çıkıyor.

AKS, AKİS
Bir cümlede, bir dizede iki sözcüğün ya da sözcük topluluklarının yerleri
değiştirilerek yapılan söz sanatı. Cümle ya da dizede bir sözcük diğerinin önüne
ya da arkasına getirilerek cümle ya da dize tekrarlanır. Tard ü aks veya aks ü
tebdil de denir. Aks-i tam (tam akis) aks-i nakıs (eksik akis) olmak üzere iki
türü var.
Aks-i tam, cümle ya da dizenin anlamlı iki parçası kalıp halinde yer değiştirir,
ekleme ve çıkarma yapılmaz. Örneğin:

Mümkün değil Hudâyı bilmek de bilmemek de
Mâtem görünür şâdi şâdi görünür mâtem

Aks-i nakıs, Cümle ya da dizelerde anlamlı sözcük topluluklarının yerlerinin
bazı ekleme ve çıkarmalar yaparak değiştirilmesi yöntemidir. Örneğin:

Hayran oluyor kudretine, sun’una insan
Hayran oluyor kudretine, sun’una hayran
İsmail Safa

Gelse der-gâhına ikrâm görürler küremâ
Kürema dergehine gelse görürler ikrâm
Ziya Paşa

AKSAN
Vurgu demektir. Söyleyiş farkını belirtmek için bazı seslerin üzerine konur.

AKS-İ MÜFRED
Bir sözcükteki harflerin sondan başa doğru alınması halinde yine anlamlı bir
sözcüğün meydana gelmesidir. Örneğin ayak-kaya gibi.

AKSİYON
Bir edebi eserde olguların akışıdır. Örneğin bir romandaki aksiyon, tanımlama,
düşünce ve moral bölümlerinin çıkarılmasından sonra kalan olaylardır.

ALAKA
İlgi. Bir sözcüğü gerçek anlamının dışında bir anlamda (mecazi) kullanmak için
düşünülen ilgiye alaka denir. Edebi sanatların çoğunda bu durum söz konusudur.
Bu ilişki ne kadar uygun olursa edebi sanat o derece yerinde ve güzel sayılır.

ALEGORİ
Bir düşüncenin canlı bir varlık olarak anlatılması. Soyut bir düşünceyi heykel
ya da resim ile göstermek gibi. Örneğin adalet düşüncesinin gözü bağlı ve elinde
terazi bulunan bir kadınla anlatılması gibi.

ALİTERASYON
Şiir ya da düzyazıda bir uyum yaratmak amacıyla aynı sesleri taşıyan sözcükleri
sık sık ve art arda tekrarlamak. Örneğin:
Seherlerde seyre koyuldum semayı, deryayı
Tevfik Fikret

Karşı yatan karlı kara dağlar kayıptır.
Dede Korkut

ANA DUYGU
Bir düşünceden çok bir duyguyu dile getirmek, okuyucu ya da dinleyiciye
hissettirmek, onların benliğinde yaşatmak amaçlı yazı ya da konuşmaların öne
çıkarmak istediği asıl duyguyu anlatır. Ana duygu bir metnin özünü oluşturur.
Metinde bu duyguyu destekler haldeki bütün yardımcı duygu ve düşünceler hep ana
duyguya bağlanarak onun daha anlaşır ve duyulur olmasını sağlar. Ana duygu konu
anlamına gelmez. Konu anlatılan şey, ana duygu ise bu anlatılanlardan çıkan
sonuçtur.

ANA FİKİR
Belirli bir konuda yazılmış eserlerin temelini oluşturan ve okuyucuya verilmek
istenen asıl düşünce.

ANAGRAM
Bir sözcükteki harfleri kullanarak başka bir sözcük kurmak. Örneğin sahip
anlamındaki "malik" sözcüğü ile tamamlamak anlamındaki "ikmal" sözcüğü
kurulabilir. Anagram çoğunlukla özel isimlerde yapılır. Gerçek isim yerine o
isimdeki harflerle yapılan bir başka isim kullanılır.

ANAKRONİZM
Meydana geliş tarihi kesin olarak bilinen bir olayı yaşadığı zaman belli olan
bir kişiyi, değişik bir tarihte gerçekleşmiş ya da yaşamış gibi gösterme.
Örneğin Nasrettin Hoca’nın Timur ile ilgili fıkraları gibi. Anakronizm bilgi
eksikliğinden kaynaklanabilir ya da bir amaç için bilinçli olarak yapılabilir.

ANALİZ
Bir bütünü parçalarına ayırarak detaylı inceleme. Bir edebi eserin analizi,
olayların, kişilerin ve üslupların ayrı ayrı incelenmesi yöntemiyle yapılır.
Analizden çıkarılan sonuç bir tartışma konusu olursa bu duruma eleştiri (tenkit)
denir.

ANEKDOT
Bir edebi eserde anlatılan bir olayın başlı başına ayrı bir bütünlük gösteren
parçasıdır. Kısa hikaye, fıkra, menkıbe anlamlarını da taşır.

ANJANBMAN
Şiirde cümlelerin bir dize ya da beyitte bitmeyip diğer dize, beyit veya
bendlere kaymasıdır. Türk şiirine Fransız şiirinden geçti. Servet-i Fünun
döneminde yaygınlaştı. Düzyazıyı şiire yaklaştıran önemli bir üsluptur. Örneğin:


Geçen akşam eve geldim. Dediler:
Seyfi Baba
Hastalanmış, yatıyormuş.
         - Nesi varmış acaba?
- Bilmeyiz, oğlu haber verdi
         geçerken bu sabah.
- Keşke ben evde olaydım... Esef
         ettim. Vah vah!
Bir fener yok mu, verin... Nerde
         sopam?
Kız çabuk ol...
Gecikirsem kalırım beklemeyin. Zira
         yol
Hem uzun, hem de bataktır...
Mehmed Âkif

ANLAM
Her sözcüğün anlattığı düşünce. Sözcükler birden fazla anlama gelebilir. Bu
durumda anlamlardan biri öz anlam diğerleri mecaz anlamdır. Sözcükler zamanla
yeni anlamlar alarak zenginleşebilir. Zamanla anlamlarının kaybetmelerine anlam
daralması denir. Dar anlamı bulunan sözcüklerin anlamlarının genişlemesine de
anlam genişlemesi denir.

ANLATIM
Duygu ve düşüncelerin sözlü ya da yazılı ifadesi. Edebiyatta daha çok yazılı
anlatım için kullanılır. Anlatımın aracı sözcüklerdir. Sözcüklerin dilbilgisi
kullarına uygun olarak sıralanmasıyla anlatım ortaya çıkar. Edebiyatta anlatım
genel olarak iki türde yapılır. Biri nesir (düzyazı) diğeri nazım (şiir).

ANTOLOJİ
Gerçek sanat eseri değerindeki örneklerin bir araya getirildiği derleme
yapıtlar. Yunanca anthos (çiçek) ve legein (toplama) sözcüklerinden türemiştir.
Batı’da ilk örneklerini Yunanlılar verdi. Gadaralı Meleagros ile Makedonyalı
Filippos’un Stephanos (Çelenk) isimle derlemeleri ilk antolojidir. Türkçe’deki
ilk antoloji ise Ömer bin Mezid’in 1436’da yaptığı Mecmuatü’n Nezâir’dir. 83
şairin 397 şiirini kapsayan bu antolojiyi Prof. Dr. Mustafa Canpolat 1978’de
Latin harfleriyle yayımladı.

ANTONİM
Ters anlamlı sözcükler. Sıcak-soğuk, iyi-kötü, acı-tatlı, kısa-uzun,
güzel-çirkin gibi.

APOSTROF
Kesme işareti. Özel isimleri eklerinden ayırmak için (Ali’nin kalemi),
sözcükteki düşen bir harfi belirtmek için (n’olur=ne olur), sözcüğün ekiyle
karışmaması için (kola’nı içtin mi) kullanılır.

ARAÇSIZ ÜSLUP
Bir fikri, bir duyguyu söyleyenlerden doğrudan doğruya aktarmak. Monolog ve
diyaloglar araçsız üslup örnekleridir.

ARKAİZM
Bir dilin eskimiş sözcüklerini ya da cümle kuruluşlarını kullanarak edebi eser
yaratma. Bu eserlere arkaik denir.

ASALET
Edebi eserlerde terbiye dışı, çirkin, bayağı, müstehcen ve galiz sayılan
sözcüklerden kaçınmak. Edeb-i kelam ya da mümtaziyet de denir. Tersi eserlere
hasaset adı verilir.

ASKI
Halk edebiyatında saz şairleri aralarındaki şiir yarışmalarında kazananlara
verilmek üzere duvara tüfek, kılıç, heybe, saz gibi şeyler asardı. Bunlara askı,
askıyı kazanmaya da askı indirmek denir.

ÂYÎNE
Sözcük anlamı aynadır. Herhangi bir şeyi veya hali yansıtan, gözönünde
canlandıran anlamında kullanılır. Tasavvuf edebiyatında dünya, Allah’ın tecelli
ettiği bir aynadır.

Acem Koşması: Aşıkların, özellikle Anadolu'nun kimi yörelerinde Azerbeycan'a
özgü bir ezgiyle okudukları koşma türü.

Açık Mektup: Bir kişiye seslenen ancak başkalarının da okuması için gazete veya
dergilerde yayımlanmak amacıyla yazılan mektup...

Ağıt: Bir ölünün ardından onu yüceltmek amacıyla söylenen halk şiiri. Divan
Edebiyatı'nda Mersiye'nin karşılığıdır.

Ağız: Bir ülkede görülen değişik konuşma biçimlerini, söyleyiş türlerini ve
ayrılılıklarını yansıtan kullanımlardan her birine verilen ad.

Akrostiş: Bir şiirde dizelerin ilk harfleri, yukarıdan aşağı doğru okunduğunda
ortaya konu olarak alınmış şeyi karşılayan bir sözcük, ozanın ya da şiirin
adandığı kişinin adı çıkacak biçimde düzenlenmiş olmasıdır.

Alegori: Bir düşünceyi, bir davranışı ya da eylemi daha kolay kavratabilmek için
simgelerle canlandırılıp anlatılması.

Alıntı: Öne sürülen bir savı ya da düşünceyi açmak, geliştirmek için o sav ya da
düşüncenin ilgili olduğu alanda tanınmış bir kimsenin söylediği bir sözle
pekiştirme.

Aliterasyon: Bir dizede ya da cümlede kulağa hoş gelecek bir uyum sağlamak
amacıyla aynı seslerin yenilenmesi.

Anakronizm: Zamanda yanılma. Özellikle sözlü edebiyatta kimi ozanları değişik
zaman dilimleri içinde yaşatma halkın onları benimseme kaygısıyla ortaya
çıkmıştı.

Anıştırma: Söz arası ya da sözün gelişine göre ünlü bir olayı bir özdeyişi, bir
atasözünü anımsatma ve düşündürme sanatı.

Anlatı: Roman, öykü, oyun, masal gibi türlerde bir olay dizisini yazınsal
biçimde anlatma eylemi.

Anlatımcılık: Sanat ve edebiyatı sanatçının kişiliğini temel alarak açıklamaya
çalışan kuram. Bu kavrama göre bir duygunun varolabilmesi; onun dile
getirilmesine bağlıdır ve dille biçimlendirilmemiş bir duygunun varlığından
sözedilemez.

Arkaizm: Bir anlatıda dilden kaybolmuş ya da geçerliliğini yitirmiş sözcüklere
ya da sözdizimlerine yer verme sanatı.

Artıklama: Sözü ya da yazıyı gereksiz yere uzatma durumu.

Aruz: Hecelerin uzunluk ya da kısalık derecesine göre çeşitli ses kalıplarından
oluşan bir tür şiir ölçüsü. Daha çok Divan Edebiyatı'nda kullanılır.

Aşık: Halk ozanı ya da saz şaiiri.

Ayak: Halk şiirinde kafiye yerine kullanılan terim.
 -B -
BAB
Bir edebi eserin düzenlenmesinde, konuların ele alınıp işlenmesine göre
ayrıldığı bölümlerden en geniş olanı.

BÂDE
Üzüm şarabı. Ama tasavvuf edebiyatında aşk anlamındadır.

BAHR-I TAVÎL
Vezinli, kafiyeli uzun nesir cümlelerden kurulan Divan edebiyatı nazım türü.
Fe’ilatün, mefa’ilün, müstef’ilün gibi cüzler arka arkaya tekrarlanır. Türk
edebiyatında çok az kullanılmıştır.

BALAD
Üç uzun bir kısa bendden oluşan Batı edebiyatı nazım türü. Uzun bendlerin dize
sayısı 6-10 arasında değişir. Kısa bend ise 4-5 dizedir. Bu bend tanrıya, krala,
prense ithaf bendidir. Her bendin sonundaki mısra bir tür nakarattır. Masal ve
hikaye niteliğindeki bendleri ele alıp işleyen, kısa ve hikayesi olan
şiirlerdir.

BASİTNAME
Divan edebiyatında yalın Türkçe ile yazılmış gazeller. Bunlara Türkî-i basit
gazel de denir. Basitnamelerde Arapça ve Farsça sözcüklerle tamlamalar çok
azdır. Örneğin:

Düşdi bu gönlüm sana hey sevdüğüm
N’ola yakışsan bana hey sevdüğüm

Çün seve geldi seve gider seni
Bu gönül önden sona hey sevdüğüm

Ayruluk derdi bana bir bun durur
Kim döyer imdi buna hey sevdüğüm

Turmadım uçmak diler gönlüm kuşı
Yüce köşkünden yana hey sevdüğüm

Yüzüni gözler güzel bu uyüzden ay
Giceler kalur tana hey sevdüğüm

Ağzını öpmek ana ol kim senün
Söğme yok yire ana hey sevdüğüm

Cânı dahi bir kez ana hey sevdüğüm
Edirneli Nazmi

BEDÎ
Sözü, kulağa hoş gelecek ve ruha heyecan verecek şekilde güzelleştirme yollarını
gösteren bilim. İlm-i bedî de denir. Bu isim altında toplanan sanatlar iki gruba
ayrılır:
Sözle ilgili sanatlar (Sanayi-i lafziye): Cinas, iştikak, seci, kalp, tedvir,
aks, teddil, tasri, tarsi gibi.
Anlamla ilgili sanatlar (Sanayi-i mâneviye): İlhan, tevriye, tenasüp, mübalağa,
leff ü neşr, tensik, mügalata-i mâneviye, tecahül-i ârif, hüsn-i ta’lil, tezat,
istifham, rücu, tekrir, telmin, insal-i mesel, istidrak, tevcih, iktibas gibi.

BELÂGAT
Düzgün ve yerinde söz söyleme sanatı. Sözün düzgün, açık, anlaşılır, güzel
olmasını, söyleme nedeniyle, söylenene göre düzenlenmesini öğreten bir bilimdir.


BERÂAT-I İSTİHSAL
Sözün başında eserde anlatılanları belirten sözcük ya da söyleyişler. Berâat
üstün gelmek, istihsal yeni ayın görünmesi, yağmurun yağması, çocuğun doğarken
çığlık atması anlamlarına gelir. Bu edebi sanata hüsn-i ibtida adı da verilir.
Amaca iki yolla ulaşılır. Bir ilişki kurularak ya da ilişki kurulmadan. İlişki
kurulmasına tahallüs, kurulmamasına iktidab denir. Sinan Paşa’nın
Tazarru’namesi, Fuzuli’nin Hüsn’ü Aşk’ı, Cevdet Paşa’nın Belagat-ı Osmanniye
adlı eserlerinde bu sanatın güzel örnekleri vardır.

BERCESTE
Öz, güzel, latif, ince anlamlı, kolayca hatırlanan, yapısı sağlam dize ya da
beyit. Dize için daha çok mısra-ı berceste, beyit için de beyt-i berceste
tanımlamaları kullanılır. Genel anlamda bir şiirdeki en güzel dize ya da beyit
de denebilir. Bazı berceste örnekleri:

Uyduk dil-i divâneye dil uydu hevâya
Ruhi

Su uyur düşmen uyur hasta-i hicrân uyumaz
Şeyh Gâlib

Çeşmini gördüm unutdum derdi de dermânı da
Şeyh Gâlib

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi
Muhibbî (Kanuni)

Şîrler pençe-i kahrımda olurker lerzân
Beni bir gözleri âhûya zebun etdi felek
II. Selim

BERDAR
Asılmış, darağacına çekilmiş. Divan ve tasavvuf edebiyatında sevgilinin
saçlarına vurulan "âşık"ı tanımlamak için kullanılır. Örneğin:

Ayağı yire mi basar zülfine ber-dâr olanun
Zevk ü şevk ile virür cân ü seri döne döne
Necati

Dâr olam gerdâr olam ber-dâr olam mansûr olam
Yunus Emre

BEZM
Sohbet, muhabbet, içki meclisi. Daha çok divan edebiyatında kullanılır.
Tamlamalar halindedir. Örneğin bezm-i nûşânûş durmadan içilen meclis demektir.
Bezm-i vüslat kavuşma meclisidir. Bezm-i muhabbet aşk meclisidir. Bezm-i mey
içki meclisidir. Tasavvuf edebiyatında bezm-i elest şekli kullanılır. Başlangıcı
olmayan zaman demektir.

BİLADİYE
Beldeleri konu edinen edebi eserler. Sanatçılar gördükleri, gezdikleri,
sevdikleri ya da görmek istedikleri beldeleri nazım ya da nesir şeklinde
anlatır. Divan edebiyatında Ferdi, Derviş Ömer Efendi gibi şairlerin
biladiyeleri vardır.

BOZLAK
Halk edebiyatımızda bir ezgi türü. Konusunu aşiret kavgalarından, kan
davalarından, aşk maceralarından alır. Çoklukla Güney ve Orta Anadolu
bölgelerinde söylenir. Afşar bozlağı, Urum bozlağı gibi türleri vardır.

Bade: Halk ve Divan edebiyatında 'şarap' anlamında kullanılır.

Bağfiil: Fiillerden oluşan, cümlede belirteç olarak kullanılan fiil soylu
sözcük.

Bağlam: Bir sözcüğün cümle, cümlenin paragraf, paragrafın metin içindeki yerini
belirleyen, ondan önce veya sonra gelen sözkonusu sözcük, cümle ya da paragrafın
anlamını, değerini belirleyen öğeler bütünü.

Balad: Eski Fransız şiirinde görülen yazım biçimlerinden biri. Üç bentten ve bir
ağırlama dizesinden oluşur.

Barok: 17. yüzyıl Batı edebiyatında, dengeden çok devinime, düşünceden çok
duyguya ağırlık veren yazın akımı.

Basmakalıp: Çok kullanılan, hemen herkesçe bilinen sözlerin olduğu gibi
kullanılması.

Bayronculuk: İngiliz şair Lord Bayron'un başlattığı bu akım toplumun yerleşik
düzenine, töresel kurallara uymadan yaşama düşüncesini taşır. 19. yüzyılda
ortaya çıkan akım başkaldırıcı bir yapısı olmasına rağmen fazla taraftar
bulamamıştır.

Beğence: Bir yapıtın başına konan; yetkili bir kişinin yazdığı ve o yapıtı
tanıtmayı amaçlayan yazı.

Belgesel Roman: Gerçek olaylara, belgelere, araştırma ve incelemeye dayanarak
oluşturulan roman türü.

Belginlik: Düşünce ve duyguların, eksiksiz ve anlaşılır biçimde anlatılması.

Bent: Bir şiirin 4, 5, 6, .... dizeli bölümlerinden her biri.

Beş Hececiler: Milli edebiyat döneminde bu dönemin temel ilkelerini benimseyerek
o doğrultuda yazan Faruk Nafiz Çamlıbel, Halit Fahri Ozansoy, Orhan Seyfi Orhon,
Yusuf Ziya Ortaç ve Enis Behiç Koryürek'in oluşturduğu topluluk.

Betimleme: Bir varlığı, bir olayı, bir durumu ya da kavramı zihinde canlanacak
biçimde anlatma.

Beyit: Aynı ölçüde yazılan ve anlamca birbirine bağlı iki dizelik Divan şiiri
birimine verilen ad.

Biçim: Edebiyatta varolan ögelerin birbirine bağlanarak oluşturdukları düzen.
Örneğin bir şiirin biçimi kaç dizeden oluştuğuna, dizelerin kümelenişine,
belirli bir uyak dizini olup olmadığına göre değişir.

Bilimkurgu: Düş ya da kurgu yoluyla oluşturulan; çoğu kez gelecek zamanlarda yer
alan; günümüzdekinden farklı bilimler ve teknikler kullanan toplum ve insan
yaratan yazın türü.

Bilinç Akımı Tekniği: Roman, öykü, anlatı gibi kurmacasal türlerde insanı,
düşüncelerinin dümdüz akışı içinde değil; düşleri, izlenimleri, iç dünyası ve
bilinçaltıyla yansıtmak için başvurulan yol.

Bovarizm: Gustave Flaubert'in 1857 yılında yayımladığı Madame Bovary adlı
romanın kahramanlarına özgü tutum ve davranışlara verilen ad.
- C - Ç -
- C -
CEM’İYYET
Birbirine uygun veya birbirine karşıt anlamlı sözcükleri bir arada bulundurma.
Böyle sözlere cem’iyyetli adı verilir.

CEVAZ-Î EDEBÎ
Sözcüğü vezne uydurmak amacıyla bazı değişikliklerle kullanılması, hecelerin,
seslerin ucun ya da kısa okunması şeklinde yapılan yanlışları hoş karşılama.
Şiirde böyle kullanışlar "kusur" kabul edilir.

CEZÂLET
Söyleyişleri kulağa sert gelen sözcükleri tanımlar. Uyumu konuya göre ayarlayan
önemli bir anlatım şekli. Örneğin, sanatçı şiddet, büyüklük, vakar, ölüm, korku,
savaş gibi konuları anlatırken ya da işlerken, sözcükleri de anlattığı konuya
uygun düşecek kalın sesliler arasından seçer. Savaşı anlatırken çekâçâk, gülbank
gibi sözcüklerin kullanılması gibi. Bu tür kalın seslilere elfâz-ı cezele,
taşıdıkları niteliğe de cezâlet denir. Örneğin:
Saflar düzüp hücum hücum edilecek hayl-i düşmene
Dehşet âsimân u zemîn pür-figân olur

Evc-i havâda çekâçâk ı tigden
Âvaz-ı ra’d u sâika reh-gümkünân olur
Nef’i

CÖNK
Halk edebiyatı ürünlerinin yazıldığı defterler. Bir tür antoloji sayılırlar ve
yazarlarının kim olduğu çoğu zaman bilinmez.

Caize: Özellikle Divan edebiyatı döneminde büyüklere, varlıklı kimselere sunulan
malzumeler için verilen para.

Cinas: Eşsesli sözcükleri birlikte kullanarak yapılan söz oyunu.

Cinayet Romanı: İşlenmiş bir cinayeti ve bu cinayetin işleyicisini bulup ortaya
çıkarma eylemini konu alan roman türü.

Cönk: Özellikle saz şairlerinin, kendilerinin ya da başkalarının şiirlerini
derleyip kaydettikleri, uzunlamasına açılan deri kaplı defter.
- Ç -

Çağrışım: Sözcüklerin, düşüncelerin, hayallerin aralarında bulunan benzerlik,
birlik, yakınlık ya da karşıtlık gibi bağlantılarla birbirlerini anımsatması.

Çağrışımsal Alan: Çağrışım yoluyla aralarında anlamsal ya da biçimsel
bağlantılar kurulabilen kavram ve sözcüklerin oluşturduğu bütün.

Çaprazlama: Bir cümlede ya da bir dizede daha önce geçen sözcüklerin sırasını,
değişik ya da karşıt anlam verecek biçimde tersine çevirerek yineleme.

ÇAPRAZ KAFİYE
Dörder mısralı bendlerle kurulan nazım şekli. Her dörtlüğün tek sayılı dizeleri
ile çift sayılı dizeleri kendi aralarında kafiyelidir. Dörtlük sayısı sınırlı
değildir. Her tür konuya uygun olduğu için çok kullanılır. Çaprazlama da denir.
Örneğin:
Hâfız’ın kabri olan bahçede bir gül varmış
Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle
Gece, bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış
Eski Şîrâz-ı hayâl ettiren âhengiyle
Yahya Kemal Beyatlı (Rindlerin Ölümü)
Çevrikleme: Bir sözcükteki harflerin yerini değiştirerek elde edilen
sözcüklerden her biri. Örneğin: Masa, asma, kısa, askı

Çokanlamlılık: Bir sözcüğün birden fazla anlamı yansıtır duruma gelmiş olma
durumu.

Çok Bağlaçlılık: Eş görevli ya da benzer işlevli ögelerin bağlaçlarla art arda
sıralanma durumu.

Çözümleme Romanı: Olaydan çok olaya karışan kişilerin ruhsal durumlarını bir
takım çözümlemelerle yansıtmayı amaçlayan roman türü.
  - D -
Dadaizm: Tristan Tzara ve arkadaşları tarafından Fransız edebiyatında 20.
yüzyılda geliştirilen bu akım, savaşın hemen ardından doğduğu için umutsuzluk ve
güvensizliği içinde barındırır.

DARAYAK
Âşık edebiyatında kafiye olma olasılığı düşük sözcükler. Âşıkın karşılaşma ya da
atışma sırasında en azından dört ayak kafiye bulması gerekir. Diğer âşık da aynı
ayakta dört sözcük söylemek zorundadır. Darayak bu durumda işe yarar. Darkapı
olarak da adlandırılır.

DARB-I MESEL
Meydana gelen bir durumu, olayı bir örnekle anlatmakta kullanılan kalıplaşmış,
anlamlı sözler. Durûb-ı emsâl diye de bilinir.

DEKANLIK
Edebiyatı soysuzlaştırdıkları öne sürülen sanatçı ya da akımlara verilen isim.
Örneğin Ahmet Mithat Efendi, Edebiyat-ı Cedide şairlerini gülünç göstermek için
onlara dekanlar demiştir.

DELÂLET
Söz ile anlam arasındaki bağlantı. Bir sözcüğün okunduğu ya da söylendiği zaman
beyinde canlandırdığı anlam. İki başlıkta incelenir:
Sözle alakalı olmayan delâlet (gayr-i lafzi delâlet): Bu da ikiye ayrılır:
Delâlet-i vaz’iyye: Sözcükle anlamı arasında sözle ilgili olmayan çağrışıma
dayalı bir bağlantı vardır. Şemsiyenin yağmuru anımsatması gibi.
Delâlet-i akliye: Parçanın bütünü, eserin yayıncısını, kainatın Allah’ı
anımsatması gibi.
Sözle alakalı delâlet (Lafz-ı delâlet): Bu da üçe ayrılır:
Delâlet-i mutabıkiye (Uygunluk): Sözün, ifade ettiği şeyin bütününü ifade
etmesi. Örneğin ev denince bütün odalarının akla gelmesi gibi.
Delâlet-i tazammuniye: Sözün ifade ettiği şeyin bir bölümünü ifade etmesi.
Musluktan çeşme, evden oda gibi.
Delâlet-i iltizamiye: Sözün kendi anlamı için gerekli olan bir başka anlamda
kullanılması. Eli açık, gönlü geniş, ağzı sıkı gibi.

DEVR ya da DEVİR
Tasavvufa göre, yaratılış (madde) ve sona eriş (mead) arasındaki safhaları
anlatan sistem. Tasavvufçular bu sistemi bir daireye benzettiği için bu ismi
aldı.

DEVRİYE
Tasavvuf edebiyatında devr konusunu işleyen şiirler.

DEYİM
Çoklukla gerçek anlamlarının dışında bir anlam taşıyan kalıplaşmış sözler. En az
iki sözcükle kurulur. Kısa ve özlü anlatım aracıdır. Teşbih, istiare, mecaz ve
kinaye unsurlarıyla bir olayı tanımlar ya da ifade eder. "Ağır başlı", "Dostlar
alışverişte görsün" gibi.

DEYİŞ
Türk halk edebiyatında hece vezniyle söylenen şiirler. Türkü, destan, koçaklama,
güzelleme, taşlama, nefes, koşma, tekerleme türlerinin hepsine deyiş adı
verilir. "Deme" sözcüğü de kullanılır.

DEYİŞME
Halk edebiyatında âşıkların karşılıklı şiir söylemesi. Atışma da denir. En az
iki âşık kendi kendilerine ya da bilirkişiler ve dinleyiciler karşısında belli
kurallar çerçevesinde şiir yarışı yaparlar. Birbirlerini denerler,
ustalıklarıyla öne çıkmaya çalışırlar. Deyişme şu sırayla yapılır:
Merhabalaşma, giriş bölümüdür. Âşıklar, birbirlerini ve dinleyicileri
"Hoşgeldiniz", "Sefa geldiniz", "Merhaba" gibi sözcüklerle rediflerine bağlanan
kafiyelerle dörtlükler kurarak selamlar.
İkinci bölümde âşıklar kendi ustalarının şiirlerinden örnekler söyler.
Tekerleme bölümü denilen üçüncü bölüm asıl deyişme bölümüdür. Ev sahibi ya da
yaşlı bir kişi düz ya da geniş ayakla deyişmeyi açar. Âşıklar konu ve bend
sınırlaması olmaksızın verilen oyun üzerinden deyişmeye başlar. Âşıklar asıl
ustalıklarını ve sanatçılıklarını burada göstermeye çalışır. İlk ayak bitince
diğer âşık yeni bir ayak açar. Deyişme sürdükçe ayaklar darayak halini alır.
Deyişme karşılıklı soru-yanıt şekline döner. Âşıklar böylece birbirlerinin bilgi
ve sanatlarını ölçer. Bir şekilde karşısındakini söz söylemez haline getiren
âşık deyişmeyi kazanır.
Söz söyleyememe durumuna "lebdeğmez" denir. Deyişmenin sonunda da âşıklar
birbirlerini rahatlatmak, gönül almak için karşılıklı koşmalar söyler.
Birbirlerini överek hoşgörü örneğiyle deyişmeyi bitirirler. Örneğin âşık Şenlik
ile âşık Feryadî’nin deyişmesi:

Şenlik:
Şöhretin vezir payında
Rütbesiyle şana layık
Oturuşun o duruşun
Hem sultana hana layık

Feryadî:
Sefa geldin gözüm üzre
Olsam mihmana layık
Şeyhülislam, sadrazam
Doğru Al’Osman’a layık

Şenlik:
Seninle oldum taaşşuk
Gözlerime geldi ışık
Duymadım sen kime aşık
Dillerin Kur’an’a layık

Feryadî:
Bu düşkün gönlüm açarsın
Selim Sırat’ı geçersin
Kevser ırmaktan içersin
Olasan cihana layık

Şenlik:
Kul şenliği eder hürmet
Rikabın kıldım ziyaret
Sana nasip olsun cennet
Huriye gılmana layık

Feryadî:
Sefil Feryadî göresen
Meram maksûda eresen
Sancak altında durusan
Habîb-i Rahman’a layık

DİBÂCE
Çoklukla mensur, bazen de mazmun eserlerin başında yer alan ve eserin yazılış
nedeni ile içeriğini açıklayan başlangıç kısmı. Önsöz, mukaddime, medhal,
sözbaşı, başlarken, birkaç söz gibi sözcükler de dibâce karşılığıdır.

DİPNOT
Yazarın yararlandığı kaynakları ve alıntıları metnin geçtiği yerlerde
belirtmesi.

DİYALOG
İki kişinin karşılıklı konuşmasını tanımlayan Yunanca sözcük. Roman, hikaye,
tiyatro gibi türlerde kahramanların karşılıklı konuşmalarının olduğu gibi
yazılmasını ifade eder. En çok dram türünde görülür ve üsluba canlılık katar.
Devrik cümleler kullanmaya elverişlidir. Örneğin Eflatun’un diyalogları ünlüdür.


DÖRTLEME
Halk edebiyatımızda dört dizelik kıtalardan meydana gelen nazım şekillerinin
genel adı.

DÖŞEME
Türk halk hikayelerinin başında geçen seçili sözler. Ayaklı saya da denir.
Arapça mukkaddime ve medhal, Farsça dibâce’nin karşılığıdır. Döşeme başlama adlı
girişle başlar. Sonra duruma göre yalan veya tanrı, yaratılış üzerine bir
destan, bir yurt veya savaş destanı söylenir. Ardından asıl esere ya da anlatıma
geçilir.

DRAMATİK
Sahnede canlandırılmak üzere yazılmış eserlerin ortak adı.

DURAK
Hece vezniyle yazılmış şiirlerde dizelerin belli bölümlere ayrıldığı yerler.
Durakta sözcükler bölünmez, kulağa uyumlu gelen söz öbekleri oluşturulur.

DÜBEYT
İki beyit anlamındadır. Divan edebiyatındaki rubai türünü belirtmek için
kullanılır.

Dağınıklık: Söylenenlerin birbirini tutmayıp bütünlükten yoksun olma durumu.

Dekadan: Fransa'da, 19. yüzyılda natüralizme karşı çıkan ve simgecilik akımına
öncülük eden sanatçılara verilen ad.

Deneme: Herhangi bir konuda yazarın kesinlemelere gitmeden, kişisel görüşlerini,
düşüncelerini konuşma ya da söyleşi havası içinde işlediği düzyazı türü.

Destan: Yunanca Epos şiirinin karşılığı olan bu kavram, toplumların
belleklerinde derin izler bırakmış yiğitlik ve kahramanlık olaylarını manzum
olarak öyküleyici bir yöntemle anlatan en eski edebiyat türüdür.

Devrikleme: Sözcüklerin cümle içinde olağan sıralanış biçimine uymayan
kullanımı.

Devriye: İnsanın ve evrenin Tanrı'dan çıkıp tekrar Tanrı'ya dönmesi görüşünü
temel alan devir kuramını anlatan şiirlere verilen isim.

Dışavurumculuk: Sanat ve edebiyat ürünlerinde iç gerçeğin ve iç yaşantının
önemli olduğunu; bunu dışa yansıtmak gerektiğini savunan akım.

Didaktik Şiir: Görünüşte şiirsel bir dokusu olan, ama gerçek amacı bir düşünceyi
aşılamak ya da belli bir konuda öğüt vermek olan öğretici nitelikteki şiir.

Divan: Divan edebiyatı şairlerinin belli bir düzene göre şiirlerini topladıkları
yapıt.

Divan Edebiyatı: Konuları, konuları işleyiş biçimi ve dili yönünden Arap-Fars
etkisi altında oluşmuş edebiyat ürünlerine verilen ad.

Dizin: Genellikle öğretici içerikli yapıtların ve kitapların sonuna koyulan kimi
terimleri alfabetik bir düzenle veren ya da gösteren dizelge.

Dolamlama: Belli bir düşünce ya da duyguyu doğrudan doğruya anlatma yerine, onu
farklı sözcüklerle anlatma biçimi.

Dolaylı Anlatım: Roman, öykü gibi edebiyat türlerinde olayların yazar tarafından
anlatılması.

Dolaysız Anlatım: Söylenenleri biçimsel değişikliğe uğratmadan, sözün söylendiği
biçimde aktarılması.

Döşeme: Halk öykülerinde giriş bölümüne verilen isim.

Drama: Sahnede oynanmak için yazılan, olayları oluş halinde ve karşıt oluşların
çatışmasıyla geliştirip gösteren yapıt.

Durak: Hece ölçüsünde dizelerin iki ya da daha çok parçaya bölünüş yerine
verilen ad.

Düğümleme: Bir söz yazıdan istenilen anlamı çıkarmayı, o yazıyı kavramayı
engelleyen anlatım karışıklığı.

Düzyazı Şiir: Ölçü, uyak gibi kurallara uymadan, konuşma dilinin havası içinde
yazılan bu şiir türü ülkemiz edebiyatında ilk kez 20. yüzyıl başında Halit Ziya
Uşaklıgil tarafından denenmiştir.
- E -
Edebiyat: Duygu, düşünce, olay ve olguları, etkili ve güzel biçimde anlatan söz
sanatı.

EDA
Söz ve yazıdaki ifade şekli, uslup tarzı, anlatış yolu. Belagatçılar bunun
hakikat, mecaz, kinaye olmak üzere üç türlü olduğunu söylerler.

EDEB-İ KELÂM
Acı, hoş olmayan, ayıp, çirkin, kaba veya uğursuz sayılan şeyleri kendi adlarını
söylemeden başka sözle ifade etmek. Buna asâlet ve mümtaziyet adları da verilir.
Edeb-i Kelâm, bir düşünceyi, bir olayı incelik, asâlet ve nezaketle ifade etmek
için anlam, kendine ait olmayan kelimeyle karşılanır. Genellikle şu üç durumda
bu yola başvurulur:
1. Sözü kabalıktan kurtarmak için.
Ölen birisi hakkında "ölüm" yerine "Rahmet-i Ralman’a kavuştu", "sizlere ömür",
işi elinden alındığını bildirmek üzere "Affedildiniz" denmesi gibi.
2. Ta’zim veya ifadeyi süslemek için. Şeyh Galib’in aşağıdaki iki beyitten ilki
ta’zim, ikincisi tezyine (süslemeye) örnektir:

Bir şeb ki Sarâ-yı Ümmehânî
Olmuşdu o mâhın âsumânî
Giydikleri âftâb-ı temmûz
İçtikleri şûle-i cihan-sûz

3. İfadeyi fesahat yönünden bozacak ses, kelime ve terkiplerin tekrarından
kaçınmak için.

EDİSYON KRİTİK
Eleştirel basım. Farklı nüshaları bulunan yazma veya matbu eserlerin
aralarındaki ayrılıklar tespit edilerek aslına en uygun şekilde yayınlanır.
Farklar dip notlar halinde gösterildiği gibi açıklayıcı bilgiler de verilebilir.


EFSANE
Tabiatüstü özellikler gösteren kişilerin hayatlarının ve olayların anlatıldığı
hikayeler. Efsane halkın hayalgücüyle yarattığı "ideal insan tipi"ni verir ve
nesilden nesile anlatılır. Efsane ile masallar arasında uygunluk vardır. İki
türde de olağanüstü olaylar işlenir. Yalnız efsane daha inandırıcıdır. Bu
yönüyle hikaye ve destana yaklaşır.
Efsaneler şöyle ayrılır:
1. Yaradılış efsanesi (Dünyanın yaradılışı, tabiat varlıklarının meydana gelişi,
kıyamet günleri.)
2. Tarihi efsaneler.
3. Olağanüstü kişiler, varlıklar ve güçleri konu alan efsaneler.
4. Dini efsaneler.
Türk efsanelerinde kahramanlık, fedakarlık, cesaret, ahlaki davranışlar, sosyal
düzene bağlılık, Ahlah’ın kudretine iman, doğruluk, cömertlik, samimiyet gibi
konular yer alır. Genç Osman, Boş Beşik, Çakıcı EFe, Çoban Çeşmesi, Gelin Kaya,
Cennet Dağı, Kan Kuyusu, Yusufçuk Kuşu gibi efsaneler halk arasında
söylenegelmektedir.

EGLOG
Çoban şiiri. Birkaç çobanın aşk, kır hayatının güzellikleri üzerine karşılıklı
konuşmaları bçiminde yazılır. Latin edebiyatında gelişen bu şiir türü genellikle
Batı edebiyatında görülür. Bir olaya dayandığı ve karşılıklı kişileri konu
aldığı için küçük bir piyesi andırır. Eglog, Türk edebiyatında kullanılmayan bir
türdür.

EKLEKTİZM
Felsefede uyuşabilir tezleri toplayıp uyuşamayanlarını bir yana bırakma
eğilimini, edebiyatta ise birbirine aykırı çeşitleri bağdaştıran geniş sınırlı
zevki ifade eder.

ELFİYE
Binlik karşılığıdır. Bin mısradan meydana gelen manzum eserler için kullanılır.
Elfiyeler edebiyatla ilgili olduğu gibi, hadis, fıkıh, feraiz, nahiv ilimleriyle
de ilgili olabilir.

ELGAZ
Bilmece anlamına gelen lügaz kelimesinin çoğulu.

ELİFNÂME
Genellikle mısra başlarındaki kelimelerin ilkharflerinin alt alta elif’den ye’ye
kadar alfabetik tarzda devam etmesi ile meydana gelen şiir. Divan ve halk
edebiyatımızın ortak mahsulleri arasında yer alırlar. Dini-tasavvufi ve din dışı
konularda örneklerine rastlanır.

EMOSYANALİZM
Sanat ve edebiyat eserlerinde duyguya önem veren estetik anlayış.

EMPRESYONİZM
Nesneyi doğrudan doğruya tasvir ve analiz etme yerine, onun uyandırdığı
duyguları anlatma yolu. XIX yüzyılın sonlarında Fransa’da doğdu. Önce resimde,
sonra diğer sanatlarda tesiri görüldü.
Empresyonistler dış dünyanın kendi içlerinde bıraktığı izlenimi dile getirirler.
Bu âlem, sanatçıya sadece heyecan ve duygusal dalgalanmalar veren bir
uyarıcıdır. Önemli olan sanatçının kendi algılamaları ve bunları anlatma
yöntemidir. Edebiyatın bir amaca hizmet edemeyeceğini savunur. Empresyonist
edebiyatçılar şiir, kısa hikaye, tek perdelik manzum piyes gibi kısa çalışmaları
tercih etmişlerdir.

ENTİMİZM
İçtencilik. İnsan ruhunun mahrem ve gizli sırlarını içtenlikle anlatma eğilimi.
Bu sanat anlayışına sahip edebiyatçılara entimist denir.

ENTONASYON
Cümlede heceler, kelimeler ve daha büyük anlamlı gruplar üzerindeki seslerin
alçalıp yükselmesi. Konuşmacının anlatmak istediği anlama yardımcı olur.
Dinleyicileri duygulandıran, heyecanlandıran, coşturan özellikler taşır.
Cümlenin yapısına göre değişiklikler gösterir. Bazen cümlelerin anlamını da
belirler.

EPİFONEM
Bir sözlü ya da yazılı eserde anlatılanların hikmetli bir sözle son bulması.

EPİGRAF
Bir yapının özelliklerini belirten ve genellikle bir plaka üzerine binanın ön
yüzüne iliştirilen yazıya (kitabe) bir kitabın, bir kitabı meydana getiren
bölümlerin başına konan, o kitapta veya bölümdeki yazılanları özetler mahiyette
sözler, şiir parçaları, atasözleri, vecizeler.

EPİGRAM
Eski Yunan’da mezar taşlarına yazılan kısa ve epik nazım şekli. Romalılar’da çok
kısa hiciv manzumesi.

EPİZOT
Hikaye, roman veya şiirde ana konuya bağlı ikinci derecede olay; müzikte
temaları birbirinden ayıran serbest yazılmış bölümler; tiyatroda bir aksiyona
(harekete) katılmış ikinci derecede bir aksiyon; Yunan trajedisinin unsurlarını
meydana getiren diyaloglu bölümlerin her biri. Bu bölümler modern tiyatroda
perde adıyla bilinir.

EPOPE
Kahramanlık konusunu işleyen uzun şiirler. Kelimenin aslı "konuşma, nutuk,
sohbet" anlamına gelen Yunanca epospoien’e dayanır.

ESREM
Aruzdaki fe’ülün cüzünden fe ve n’yi kaldırıp ûlu yerine getiren fa’lü cüzü.

EŞHAS
Şahıs kelimesinin çokluğu. Eskiden tiyatro eserlerinde ve romanlarındaki
kahramanlara veya kadroya bu ad verilirdi.

EŞTER
Aruzdaki mefa’ilün cüzünden m ve y harflerinin kaldırılıp yerine getirilen
fâ’ilün cüzü.

Efsane: Eskiden bile söylenegelen, olağanüstü olaylara ve kişilere yer veren,
konuşma diliyle oluşturulmuş, üslup kaygısından uzak hayali öyküler.

Eglog: İlkçağ edebiyatında Romalıların Vergilius şiirlerine verdiği isim. Birkaç
çobanın aşk ve kır yaşamı üzerine karşılıklı konuşmalarından oluşan bu
şiirlerden oluşan eglog, edebiyatımızda işlenmiş bir tür değildir.

Egzotizm: Yabancı ülkelerin gelenek ve yaşama biçimlerini yansıtan, o ülkelere
özgü manzaralarla donatılmış yapıtlar için kullanılan bir tanımlamadır.

Eleştiri: Bir yapıtın özünü, yapısını anlatan, onun değerli ve değersiz
yönlerini ortaya çıkartan, yapıldığı toplumun düşünce gelişimi içindeki yerini
örneklere dayandırarak yapan yazı.

Eleştirel Gerçeklik: Toplumsal gerçekleri eleştirel bir yaklaşımla ele alan,
insanı toplumsal ilişkileriyle yansıtmaya amaçlayan edebiyat yönelmesi.

Enelhak: "Ben Tanrı'yım" anlamına gelen bu Enelhak, evrendeki tüm varlıkları bir
ve bütün olduğuna inananların, Tanrı'yı gönüllerinde, kendi benliklerinde
duyumsayanların kısacası Tasavvuf ulularının kullandığı bir sözcüktür.

Epigram: Greklerde, mezar taşlarına yazılan kısa, epik şiirlere verilen addır.

Epik: Geleneksel şiir sınıflandırmasında lirik ve dramatiğe karşıt olarak konusu
kahramanlık olan şiirlerdir.

Epizot: Bir roman, öykü ya da destanda olay örgüsü içinde başlıbaşına konusal
bir bütünlük taşıyan ikinci derecedeki eylem ya da eylemler için Epizot kelimesi
kullanılır.

Epope: Kahramanlık öyküleri anlatan uzun manzum öykü.

Erotizm: Sevgiliye, aşka yönelik tüm cinsel tutkuları ve düşleri içeren
kavramdır. Erotizmi salt cinsel zevkleri betimleyen, insanın şehvet duygularını
kamçılayıp utanma duygusunu inciten müstehcenlikle karşılaştırmamak gerekir.
Erotik ürünlerde iki cinsin birbirine duyduğu sevgi ve bu sevginin kişiler
üzerindeki etkisi anlatılır.

Estetik: Güzelliği ve güzelliğin insan ruhundaki etkilerini inceleyen bilim ve
bilgi dalı.
-F-
Fabl: Genellikle kahramanları bitkiler ve hayvanlardan seçilen, başında ya da
sonunda insanların ortak kusurlarını gidermeye çalışan bir ders çıkarmaya hizmet
eden manzum ya da düzyazı.

FALNAME
Fal ile ilgili kitap. Falın her bir çeşidine göre düzenlenen eserler.
Yıldızname, tefe’ülname, hurşîdname, ihtilacname, kıyafetname, kehanetname
adlarıyla da bilinirler.
Falnameler çokluk manzum yazılırlar. Nesir halinde yazılanlarına genellikle
yıldızname denir. Falnameler Kur’ân falı, kur’â falı gibi dallara da ayrılırlar.

Kur’a taşları veya bir kağıt üzerine çizilmiş noktalar ve noktaların meydana
getirdiği şekilleri konu edinen kur’a falları daha çok Hz. Ali’ye nispet edilir.
Edebiyatımızda Cem Sultan’ın Divan’ında yer alan Faly-ı Reyhan-ı Sultan Cem adlı
kur’a falı meşhurdur.

İLETİŞİM edebiyatokyanus@gmail.com  
   
Reklam  
   
edebiyatokyanus 365618 ziyaretçi (698503 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=