edebiyatokyanus
İÇERİK  
  ANA SAYFA
  YAZILAR
  => Attila İlhan Şiiri-DoDoç.Dr. Yakup ÇELİK
  => Bunalım Edebiyatı ve Modernizmin Sorunları-Svetlana Uturgauri
  => Karagöz'e Ezgi-Satı Erişen
  => Orta Oyunu Eksikliği-Nihal Türkmen
  => Orta Oyunu ve Karagöz-Nihal Türkmen
  => Dilin Yapısı ve Toplumun Yapısı-Emile Benveniste
  => Türkçe Metinlerde Bağdaşıklık ve Tutarlılık-İrem Onursal
  => Asansörle Yükseltilmek İstenen Çukurlar-Can Yücel
  => KÜLTÜR VE ÖTESİ-Cemil MERİÇ
  => Türkoloji-Cemil MERİÇ
  => Tevfik Fikret ve Batı Retoriği-Rıza Filizok
  => Estetik tarihimize bir bakış-Arslan Kaynardağ
  => MÜRSEL MECAZ-Rıza FİLİZOK
  => Başlıca Dil Bilimi Akımları-Prof.Dr. Rıza FİLİZOK
  => ZİYA OSMAN SABA’NIN NEFES ALMAK ADLI ŞİİR KİTABINDA -Yrd. Doç. Dr. Safiye AKDENİZ
  => HİKAYE VE ROMANDA “ANLATICI”YA GÖRE METİN TİPLERİ, - Yard. Doç. Dr. Safiye AKDENİZ
  => GÖSTERGEBİLİM-Yard. Doç. Dr. Mustafa Ö Z S A R I
  => TÜRKİYE'NİN ÖNEMİ-Emre Kongar
  => KÜRESELLEŞME VE KÜLTÜREL FARKLILIKLAR ÇERÇEVESİNDE ULUSAL KÜLTÜR-Prof. Dr. Emre Kongar
  => TÜRKİYE'NİN KÜLTÜREL ÖZ-ANLAYIŞI: AVRUPA BİRLİĞİ İÇİN BİR ZENGİNLİK-Emre Kongar
  => BARIŞ KÜLTÜRÜ VE DEMOKRASİ-EMRE KONGAR
  => GOP NEYİ AMAÇLIYOR, NEYİ GERÇEKLEŞTİREBİLİR-EMRE KONGAR
  => YENİ EMPERYALİZM, HUNTINGTON VE ELEŞTİRİSİ-Emre Kongar
  => KÜRESELLEŞME BAĞLAMINDA TÜRKİYE-Emre KONGAR
  => DEMOKRASİ KÜLTÜRÜ SORUNLARI-Emre Kongar
  => AVRUPA BİRLİĞİ'NE "ONURLU VE BAŞI DİK" GİRİŞ NE DEMEK-Emre Kongar
  => TOPLUMSAL VE SİYASAL GELİŞMEMİZİ ETKİLEYEN MARKALAR-Emre Kongar
  => KÜRESELLEŞME, MİKRO MİLLİYETÇİLİK, ÇOK KÜLTÜRLÜLÜK, ANAYASAL VATANDAŞLIK-Emre KONGAR
  => NİYAZİ BERKES'DE ÇAĞDAŞLAŞMA KAVRAMI-Emre KONGAR
  => KEMAL TAHİR-Hilm Yavuz
  => OYUNLARIM ÜSTÜNE-Nazım Hikmet
  => OYUN YAZARI OLARAK-Ataol Behramoğlu
  => POPÜLER EDEBİYAT- M. Orhan OKAY
  => HER SÖZ BİR ŞEY SÖYLER-Feyza HEPÇİLİGİRLER
  => Tiyatronun Kökeni, Ritüel ve Mitoslar
  => ROMANDA KURMACA VE GERÇEKLİK
  => Fuzûlî’nin Hikaye-i Leylâ ve Mecnun’u
  => SEZAİ KARAKOÇ ve HİS “;KAR ŞİİRİ”;-Selami Ece
  => İSTANBUL’UN AHMED MİDHAT EFENDİNİN ROMANLARINA TESİRİ
  => AHMET MİDHAT’A ATFEDİLEN BİR ESER: “HÜKM-İ DİL” VE MANASTIRLI MEHMET RIFAT
  => CEZMİ ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER
  => "EDEBİYATEĞİTİMİ"NDE "EDEBÎ METİN"İN YERİ VE ANLAMI
  => Mustafa Kutlu ve Rüzgârlı Pazar
  => BİR BİLİM ADAMININ ROMANI” ÜZERİNE GEÇİKMİŞ BİR TAHLİL
  => ÖLÜMÜNÜN 50. YIL DÖNÜMÜNDE
  => “MİT”TEN “MODERN HİKÂYE” “HİKÂYE”NİN SERGÜZEŞTİ
  => EDEBİYAT DİLİ/EDEBÎ DİL
  => BİR NESLİN VEYA BİR ŞAİRİN ROMANI: MÂİ VE SİYAH
  => İSTİKLÂL MARŞI’NIN TAHLİLİ
  => CAHİT KÜLEBİ
  => TEVFİK FİKRET’İN ŞİİRLERİNDE TRAJİK DURUM
  => MEHMED RAUF’UN ANILARI yahut EDEBÎ HATIRALARIN YAYIMI ÜZERİNE BİR DENEME
  => MEÇHUL BİR AŞKIN SON NAĞMELERİ: TEVFİK FİKRET’İN “TESADÜF” ŞİİRLERİ / YARD. DOÇ. DR. NURİ SAĞLAM
  => Tarihsel Romanın Eğitimsel İşlevi
  => ALIMLAMA ESTETİĞİ VE EDEBİYAT ÖĞRETİMİ1
  => Tanzimat Dönemi Oyun Yazarliginda Batililasma
  => SİNEMA VE EDEBİYAT TÜRLERİ
  => EDEBİYAT EĞİTİMİ, ESTETİK BİR HAZZIN EDİNİMİ
  => EDEBÎ TENKİT
  => ADALET AĞAOĞLU’NUN DAR ZAMANLAR ÜÇLEMESİNDE KİMLİK SORUNU
  => Halit Ziya ve Mehmet Rauf'un hayatları ile romanları
  => YAZIN VE GERÇEKLİK
  => MİLLÎ EDEBİYAT
  => HECE-ARUZ TARTIŞMASI/ Arş.Gör.Oğuzhan
  => AHMET HAŞİM’İN ŞİİRLERİNDE ATEŞİN DİLİ / ARŞ. GÖR. VEYSEL ŞAHİN
  => ROMAN TEKNİĞİ BAKIMINDAN YABAN
  => TANZİMATTAN GÜNÜMÜZE COCUK EDEBİYATI
  => KADIN VE EDEBİYAT
  => Şiirin Temel Özellikleri-Christopher Caudwell
  => EDEBİYAT EĞİTİMİ: HERMENEUTİK BİR YAKLAŞIM Vefa TAŞDELEN
  => VOLTAİRE VE ROUSSEAU ETRAFINDA AYDINLANMA ÇAĞI FRANSIZ YAZINI
  => TÜRKİYE’DE ULUSAL KÜLTÜR TARTIŞMALARI BAĞLAMINDA ÇAĞDAŞ UYGARLIK SORUNU
  => EDEBİYATIN DİLİ ÜZERİNE
  => TARİHİN SINIFLANDIRILMASI
  => Türk Milletini Uyandıran Adam: Attila İlhan
  => EDEBİYAT DERSLERİNİN İÇERİĞİNİN DEĞİŞTİRİLMESİ KONUSUNDA
  => "Yalancı şöhretlerin Gerçek Yüzünü Ortaya Koydum"-Hilmi Yavuz
  => AVRUPA BİRLİĞİNİ YARATAN NEDENLER VE TÜRKİYE Metin AYDOĞAN
  => DİVAN ŞİİRİYLE HALK ŞİİRİNDE ORTAK BİR SÖYLEYİŞ BİÇİMİ
  => divan şiirindeki sevgili tipini alaya alan bir roman
  => ALIMLAMA ESTETİĞİ VE EDEBİYAT ÖĞRETİMİ
  => BAĞLANMA VE ÇELİŞKİ
  => Antik Çağ’da Tarih Yazmak
  => TARİHÎ ROMANDA POST-MODERN ARAYIŞLAR
  => Kültürel Batılılaşma
  => GARPÇILAR VE GARPÇILAR ARASINDAKİ FİKİR AYRILIKLARI
  => Harf Devrimi Üzerine Yeniden Düşünmek
  => EDEBİYAT ÖĞRETİMİNDE WALDMANN MODELİ
  => KEMÂL AHMED DEDE VE TERCÜME-İ MENÂKIB-IMEVLÂNÂ’SI
  => TARİHSEL GELİŞİM SÜRECİ İÇERİSİNDE URDUCA
  => Avrupalılaşmak mı, Avrupalılaştırmak mı?CEMİL MERİÇ
  => ŞAİRANE BİR ÇEVİRİ yahut TOPLUMBİLİMİN SERÜVENLERİ Cemil MERİÇ
  => 47 LİLER YAHUT BİR ROMANIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
  => ZAMAN, ZAMAN – I TERAKKİ Cemil Meriç,
  => Kırk Ambar (Cilt1)
  => KADIN RUHU, Cemil Meriç
  => Umrandan Uygarlığa-C.Meriç
  => Balzac’tan önce modern roman-Cemil Meriç
  => ARİSTARK’LA ZOİL-c.meriç
  => ELİNDE CENNET AÇAN ZEND AVESTA- c.meriç
  => SELEFÎLİK–SÛFÎLİK VE ÂKİF-SÜLEYMAN ULUDAĞ
  => Mehmet Âkif- Mâhir İz’e Yazdığı Mektuplar
  => DİDO SOTİRİYU’NUN ROMANI GİBİ BİR ROMANIMIZIN OLMAYIŞI
  => HİLMİ YAVUZ’UN DENEMECİLİĞİ
  => İRONİ KAVRAMI, GERÇEKÜSTÜCÜLÜK VE ERCÜMEND BEHZAD LAV ŞİİRİ ÜZERİNE
  => OKUNAMAYAN ROMANLAR
  => Gelenekçilik Geleneğe Dahil Değil
  => Türk Tiyatrosunda İronik Söz, İronisiz Metin
  => Postmodernist İroni
  => NÂZIM HİKMET ŞİİRİNİN SİYASİ ETKİLERİ
  => NÂZIM HİKMET ŞİİRİNDE SİNEMASAL ÖĞELER
  => Savaş
  => Newton, Goethe ve Sosyal Bilimler
  => Bir Afyon (!) Olarak Diktatörlükten Demokrasiye Futbol
  => Adorno Yüz Yaşında
  => Theodor Adorno: Kültür Endüstrisini Yeniden Düsünürken
  => ADORNO'NUN KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ KAVRAMI ÜZERİNE
  => ADORNO’NUN KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ KAVRAMI ÜZERİNE
  => Frankfurt Okulu
  => TARİHİ MADDECİLİK VE KAPİTALİZM - ÖNCESİ TOPLUMLARASYA TOPLUMU - FEODALİTE Asaf Savaş AKAT
  => POSTMODERNİZM GEÇ KAPİTALİZMİN KÜLTÜREL MANTIĞI
  => Postmodernizm Ya da Geç Kapitalizmin Kültürel Mantığı 2
  => Postmodernizm Ya da Geç Kapitalizmin Kültürel Mantığı 3
  => DİMİTRİ KANTEMİR'İN DOĞUBİLİM ARAŞTIRMALARINA KATKISI Georges Cioranesco
  => DİMİTRİ KANTEMİR'İN DOĞUBİLİM ARAŞTIRMALARINA KATKISI Georges Cioranesco 2
  => II. MEŞRUTİYET'TE SOLİDARİST DÜŞÜNCE: HALKÇILIK Zafer Toprak
  => II. MEŞRUTİYET'TE SOLİDARİST DÜŞÜNCE: HALKÇILIK Zafer Toprak 2
  => Türkoloji Araştırmaları Makaleler Veritabanı
  => Yeni Makaleler
  => Türkoloji Araştırmaları Dergisi
  => Türkoloji Makaleleri
  => ŞAİR DUYARLILIĞI Afşar TİMUÇİN
  => Yazılar.....
  => SEÇME YAZILAR
  => EDEBİYAT Tez / Makale / Kitap ara
  => Orhan Pamuk: Babamın bavulu Nobel konuşması
  => PiVOLKA'da Çıkan Yazılar
  => Amin Maalouf Üstüne
  => Öykünün Yüzyılı /Feridun ANDAÇ
  => Cumhuriyet Dönemi Türk Felsefesinde Bir Hareket Noktası Olarak Teoman Duralı-oktay taftalı
  => Sofist Bilgeliğin "Empirist" Dayanakları Üzerine 0.TAFTALI
  => Birlik ve Liderlik Hayalleri O.TAFTALI
  => Eğitilemeyen Bir Varlık Olarak İnsan O.TAFTALI
  => Çağdaş Bir Tarım Toplumuna Doğru O.TAFTALI
  => Sosyo-Politik Bağlamda Bir Dekadans Olarak Bilgi Toplumu O.TAFTALI
  => Aşkla Varolan Hayatlar O.TAFTALI
  => Batı Medeniyetinin Mutsuz Çocuğu Entelektüel O.TAFTALI
  => Nihat Genç Yazıları
  => Batılı Tarih Bilimi ve Tarihin Mantığı
  => Bir Hayat Alanı Olarak Aile O.TAFTALI
  => Bir Savaşın Kavramları Üzerine
  => Çalışma ve Erdem Kavramları Arasındaki İlgi Üzerine O.TAFTALI
  => Değer Üreten Hayatlar
  => Doğu'nun Hayal Ülkesi O.TAFTALI
  => Dostlukla Yükselen Hayatlar O.TAFTALI
  => Şiirimizin Hazin Sonu O. TAFTALI
  => Soğuk ve Sıcak Hayatlar OKTAY TAFTALI
  => Yalanın Fenomenolojisi O. TAFTALI
  => Günümüzde Medya Kılavuzluğu - Günümüzde Medya Kılavuzluğu
  => Ermeni Meselesinin Kökenini Batının Irkçılığında Aramak Lazım Prof. Dr. Türkkaya Ataöv
  => Osmanlı’dan Lozan’a Musul-Kerkük
  => “Sözümü Tutamadım, Artık Yaşayamam” Turhan Feyizoğlu
  => Gerilla Mustafa Kemal ve Türk Yurtsever Kurtuluş Hareketi Turhan Feyizoğlu"
  => SİYASİ TARİH YAZILARI -YEREL TARİH YAZILARI
  => Yazarlar - yazılar
  => TÜRKİYE’DE MUHAFAZAKÂRLIĞIN DÜŞÜNSEL - SİYASAL TEMELLERİ
  => yazılar 1
  => yazılar2
  => türk dünyası
  => Derin devlet
  => YAZILAR,
  => SOSYOLOJİ.
  => YAZILAR,,.
  => TANZİMAT DÖNEMİ
  => İdealizm-Realizm
  => Cemil Meriç..
  => ilhan berk
  => NİYAZİ BERKES’İN TÜRK KİTLE İLETİŞİM TARİHİNE KATKILARI
  => yazılar.
  => yazılar..
  => yazılar,
  => yazılar,,
  => yazılar.,
  => YAZILAR.
  => YAZILAR..
  => YAZILAR-
  => YAZILAR-,
  => yazılar.1
  => y.1
  => y.2
  => y.3
  => y.4
  => y.5
  => y.6
  => y.7
  => y.8
  => y.9
  => y.10
  => y.11
  => y.12
  => y.13
  => y.14
  => y.15
  => y.16
  => y.17
  => y.18
  => y.19
  => y.20
  => y.21
  => y.22
  => y.23
  => y.24
  => y.25
  => y.30
  => y.31
  => y.32
  => y.33
  => y.34
  => y.35
  => y.36
  => y.37
  => y,38
  => y.39
  => y.40
  => y.41
  => y.42
  => y.43
  => y.44
  => y.45
  => y.46
  => y.47
  => İnsan-Mekan İlişkileri
  => SANAT VE ELEŞTİRİ
  => Türkiye’de olumsuz Pierre Loti eleştirileri
  => TÜRKiYE’DE MODERN EDEBİYAT ELEŞTİRİSİ
  => ATATÜRK,
  => MAKALELER:
  => MAKALELER,
  => yz
  => yz1
  => yz2
  => yz3
  => yz4
  => yz5
  => yz6
  => yz7
  => yz8
  => FRIEDRICH NIETZSCHE’NİN TARİH ANLAYIŞI
  => Edebiyat Nedir?
  => YM1
  => YM2
  => YM3
  => YM4
  => YM7
  => YM8
  => YM9
  => İbn Battûta’da “Ahı” Kelimesi ve Anadolu
  => Simone de Beauvoir: Abjeksiyon ve Eros Etiği
  => Toplumsal Cinsiyet Düzenlemeleri
  => Psikanalitik ve Post-Yapısalcı Feminizm ve Deleuze
  => Tarihsel Bir Perspektif Üzerinden İroni Tür ve Tekniklerinin Gelişimi ve Bazı Uygulama Örnekleri Tarihi Gelişim
  => İroni ve Melankoli*
  => İroni, Nostalji ve Postmodern
  => “Daha İyi Anlamak İçin Daha Fazla Açıklamak” İsteyen Bir Yorumbilimci: Paul Ricœur
  => Kendi (Paul Ricœur Üstüne)
  => Sersemleşme Okulu
  => Osmanlı ve Avrupa Arasındaki Karşılıklı Etkileşimde Etnomaskeleme
  => Antik Yunan Tragedyasının Metafiziği
  => Sonbahar Mitosu: Tragedya*
  => Ayrışma, Çatışma ve Fanatizm
  => Fanatizm İlkelliktir
  => Tuhaf Bir Çocuk
  => Huzursuz
  => Benjamin’in Mistisizmine “Üç Yönlü Yol”
  => Renan, Irk ve Millet
  => Varlık, Benlik, Hatırlayış ve Unutuş Üzerine
  => Hangi Kilidin, Hangi Anahtarı?
  => Romanda Tarih
  => Bugün Psikanalizi Tartışmak
  => Kültürde Bakış
  => 1930 Goethe Ödülü Dolayısıyla Frankfurt Goethe Evi’nde Konuşma
  => Jacques Derrida ve Konukseverlik Sorusu
  => Metafiziğin Kalesi Hakkında Düşünmek
  => Hakların İadesi
  => Modern Etiğin İki Temel Direği Agnes Heller
  => Ezoterizme Genel Bir Giriş
  => Turnanın Semahı, Ezoterizmin Zamanı: Bektaşi ve Alevi Zaman Kavrayışla
  => Yeni sayfanın başlığı
  => Ulus-Ötesinden Hukuka Bakmak: Jürgen Habermas
  => Yeni Perspektifler Gerçeğin Çölüne Hoşgeldiniz
  => Orlan: Kırılan Ten Kubilay Akman
  => Pusudaki Ten, Vice Versa
  => Cimri ve Çöp Arasındaki Güçlü İlişki Üzerine
  => Demokrasi Kavramı Üzerine Hayli Spekülatif Bir İrdeleme
  => Benim Çöp Bayramım
  => Kamu Yeniden Kurulurken Kadınlara Ne Olacak?
  => Sonsuzluğun Sınırında: Immanuel Kant
  => Kant ve Üniversite İdeası
  => İki Yüzüncü Ölüm Yıldönümünde: Immanuel Kant ve Kantçılık
  => Kant ve Yeni Kantçılık
  => Otuz Beşinci Gece: Ruh, Can, Hayat, Ölüm, Akıl ve Öte Dünya Üzerine1
  => Ölüm Üzerine Tıbbi Çeşitlemeler
  => Ölüme Karşı Ölüm
  => Avrupa İçin Yeni Bir Ethos Üzerine Düşünceler
  => Avrupa ve Ötekileri
  => Sûfî Şiirinin Poetikası
  => Byron ve Romantiklik
  => Kötülük Toplumu ve Biçimin Muhalefeti
  => Balkanlar: Metaforların Çarpıştığı Bir Savaş Alanı
  => Badiou: Etik Üzerine
  => “Semen est Sanguis" Yahudilikte ve Hıristiyanlıkta Kan
  => Âdet Kanaması Tecrübesi: Sınırlar ve Ufuklar
  => Said ve Saidciler ya da Üçüncü Dünya Entelektüel Terörizmi
  => Kültür Endüstrisini Yeniden Düşünürken
  => Adorno ve Tanrının Adı
  => Kant, Adorno ve Estetiğin Toplumsal Geçişsizliği
  => Adorno ve Berg
  => İbn Battûta Seyahatnamesi
  => Irak Savaşı ve Sivil Etkinlikler
  => Yamalı Çelişkiler Semti: Saraybosna'dan Yenibosna'ya
  => Halkla Birlikte Bir Çağdaş Kent Söylemi Üzerine
  => Yeni Dünya Düzeninin Sonu?
  => Selçuklular Anadolu’da
  => Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubâd Dönemine (1220-1237) Bir Bakış
  => 13. Yüzyılın Başında Anadolu’da Ticaret
  => Selçuklular Döneminde Anadolu’da Felsefe ve Bilim (Bir Giriş)
  => Nietzsche ve ‘Akla’ İsyan
  => Bizans Manastır Sistemine Giriş
  => Öğrenci Radikalizmi Üzerine Düşünceler
  => 1968’i Yargılamak ya da 68 Kuşağına Mersiye
  => “Gelecekte İnsanlara Çok Güzel Görüneceğiz”
  => Nevroz, Psikoz ve Sapkınlık
  => Üniversitede Psikanaliz Öğretmeli miyiz? Sigmund Freud
  => Psikanalist Kimdir?
  => Nerelisiniz?
  => Irak’a Kant Çıkarması
  => Bizans Şaşırtıyor
  => 12 eylül dosyası
  => FETHİ NACİ: Cesur, Gerçekçi Ve Halkçı... İzzet Harun Akçay
  => SON OKUDUKLARIM- İzzet Harun Akçay
  => Sabahın yalnız kuşları-İzzet Harun Akçay
  => Bir Portre - Cahit Sıtkı TARANCI - Şükran KURDAKUL
  => ŞİİR NEDİR? Cahit Sıtkı TARANCI
  => Afşar TİMUÇİN - Şair Duyarlığı
  => Ahmet KÖKLÜGİLLER - Karacaoğlan'ın Yaşamı ve Şiirleri
  => Atilla ÖZKIRIMLI - Dadaloğlu ve Çevresi
  => Aysıt TANSEL - Metin Eloğlu
  ARAŞTIRMA-İNCELEME
  SÖYLEŞİ
  DENEME
  ATTİLA İLHAN
  ATTİLA İLHAN-KÖŞE YAZILARI
  E-KİTAP
  ANSİKLOPEDİK
  SATRANÇ VİDEO DERSLERİ DÖKÜMANLAR
  SATRANÇ OYNA
  ŞİİR
  DİL ANLATIM TÜRK EDEBİYATI - LİSE KAYNAK
  EDEBİYAT RADYO
  EDEBİYATIMIZDA ŞİİR ROMAN ÖYKÜ (dinle)
  100 TEMEL ESER (dinle)
  100 TÜRK EDEBİYATÇISI (dinle)
  SESLİ KİTAPLAR
  FOTOĞRAF ÇILIK
  E-DEVLET
  EĞİTİM YÖNETİMİ DENETİMİ
  RADYO TİYATROSU
  ÖĞRETMEN KAYNAK
  EDEBİYAT TV
  SÖYLEŞİLER - BELGESELLER TV
  RADYO KLASİK
  TÜRKÜLER
  GAZETELER MANŞETLER
  ÖYKÜ ANTOLOJİSİ
  DERGİLER - KİTAPLAR - KÜTÜPHANELER
  E-DERGİ
  KİM KİMDİR BİYOGRAFİLER
  ZİYARETÇİ DEFTERİ
  İLETİŞİM
  EDEBİYAT OKYANUS
Eğitilemeyen Bir Varlık Olarak İnsan O.TAFTALI

Eğitilemeyen Bir Varlık Olarak İnsan

Haydarpaşa Lisesi’nin cefakâr öğretmenlerine.

“Öğrenmenin yaşı yoktur” diyor atalarımız. Ama aynı atalarımız bir de, “ağaç yaşken eğilir” demişler. Haydi bakalım, var işin içinden çık, acaba hangisi doğru? Bana öyle geliyor ki, ilk sözü söyleyen atamız, tesadüfen anlama yeteneği zengin öğrencileri sayesinde, umut dolu inancını, bu ifadeyle dile getiren bir eğitmenmiş. “Ağaç yaşken eğilir” diyen atamız ise, karşısındaki, anlama yetisi kısır şahıslara bakıp, derin bir iç geçirdikten sonra, bu lafı sarfeden talihsiz bir eğitmen olsa gerek. Ama her ikisinin de geçkin yaştaki öğrencilerle muhatap olduklarına kuşku yok. Demek ki, geçkin yaşda birisini eğitmek, pek de garantili bir iş değil.

Hâl böyle olunca, hemen şu sonuca varıyoruz,: “öğrenmenin yaşı yoktur” iddiası, genç yaşları da içerdiğine ve ikinci iddia da, doğrudan doğruya genç yaşı işaret ettiğine göre, eğitim olabildiğince genç yaşlarda verilmelidir.

Fakat burada bir sorun daha karşımıza çıkıyor: Alman filozof Karl Jaspers’e göre “eğitim bir anlama meselesidir.” Öyle ya, anlama yetisi kısır bir insana verilecek eğitim, pek de verimli olmayacaktır. Bu durumda yetişkin yaşlardaki insanların, küçük yaşdaki insanlardan daha gelişmiş bir anlama yetisine sahip olduklarını söyleyebiliriz. O zaman tekrar başa mı dönüyoruz? Yani eğitim belli bir yaşın üstündeki insanlara mı verilmelidir?

Evvet bu noktada, hemen sizin de aklınızdan geçen çözüm önerisini buraya yazıyorum: her yaşın anlama kapasitesine denk düşen, aşamalı bir eğitim uygulanarak bu sorun çözülebilir. Tamam, burası mükemmel!

İşte Batı’da, Rönesans ve Hümanizm süreçlerinde ortaya çıkan, standart bir müfredat kapsamında, biyolojik yaşa uygun düşen aşamalara göre düzenlenmiş, sınıf veya ders geçmeli eğitim sistemi, sorunu çözmüştür. Çözmüş müdür hakikaten? Acele etmeyelim, acele etmemekte yarar var.

Aynı biyolojik yaşdaki genç insanlar, bir araya getirilip kendilerine standart bir eğitim verilmeye başlandığında görülmüştür ki, bu genç insanlar, aynı yaşta olmalarına rağmen, algılama, anlama, idrak etme ve akılda tutma yetenekleri bakımından, farklı kapasitelere ve farklı süratlere sahiptirler.

Bazıları: çabuk öğrenir, geç unutur. En iyisi budur.
Bazıları: çabuk öğrenir, çabuk unutur. Eh, fena sayılmaz.
Bazıları: geç öğrenir, geç unutur. Bu iyidir.
Bazıları: geç öğrenir, çabuk unutur. Bu da, benim.

Ve doğruyu söylemek gerekirse, Hümanizm’in okullarında, ben ve benim gibi öğrencilerin hemen hemen hiçbir şansımız yoktur. Öyle ki, tarihsel olarak Batı’da Hümanizm sürecinde ortaya çıkan modern eğitimin, ülkemizdeki taklidi, ben ve benim gibi öğrencilerin sopa yeme tarihi olarak tecelli etmiştir.

Sınıfta kala kala başımızın döndüğü yıllar, sakal tıraşı olarak liseye gitmemize neden olmuştu. Yaz tatillerinde pala bıyık bırakan bir nesildik, ama aynı zamanda, tahtaya kalktığımızda, boyu yetişmediği için zıplayarak tokat geçiren hocaların da kurbanıydık. Valla ne günlerdi be... O şamarları, kulaktan asılarak kara tahtaya çarpılan kafaları hatırladıkça, acıdan hala gözlerimden kıvılcım çıkmıyorsa namerdim. İşin en garip tarafı da, cumhuriyet ilkokullarında, daha ilk dersde osmanlı eğitiminin rezaleti anlatılırdı. Rahle başında sallana sallana ezber yapan öğrencileri, imam kılıklı mahalle hocasının, elindeki uzun bir değenekle, oturduğu yerden dövdüğü betimlenir ve akabinde de cumhuriyet öğretmeni elindeki cetvelle bize aynı muameleyi geçerdi. İşte bu çelişkiyi çocuk aklıyla bile fark eder, fakat çözemezdik.

O zamanlar elbette hocalarımıza kızar, okuldan da ikrah ederdik, ama şimdi hepsinin helali hoş olsun. Ne zavallı, ne yetersiz insanlarmış, ne denli zor koşullar içindelermiş de biz bilmez mişiz. Bugün biliyoruz ki, eğitimcinin şiddete baş vurması, onun eğitim bilgi ve deneyiminin, mesleki olarak kabiliyetsizliğinin bir ifadesidir ve başka da bir şey değildir.

Sokrates’e göre eğitim, ancak bire bir yapılabilir. Bir öğrenci ve bir eğitmen. Fakat birden fazla öğrenciyle yapılan bir denemede dahi, eğitmen tarafından kalabalık öğrenci topluluğu üzerinde, gerekli olan saygı ve disiplinin tesis edilmesi, liderlik, öz güven, bilgi, istikrarlı bir sabır ve bilgelik gerektiren bir durumdur. Az sayıda olmakla birlikte böyle eğitmenlerimiz de vardı. Lakin anılan yetkin özelliklere sahip olmayan, çoğu sözde eğitimci tarafından, sopa, yetersizliğin ve aczin çözümü olarak uygulanıyordu. Sabır erdeminin olmadığı yerde, eğitim mümkün değildir. Neyse, geçelim...

Batı’da Hümanizm’le başlayıp, kapitalizmin serpilmesiyle gemi azıya alan, başarının ölçülmesine endeksli eğitim sistemi, eğitim kavramında temelden bir sapmaya yol açmıştır. Eğitim ile öğretim, bu konudaki tüm iddiaların aksine, birbirine karıştırılarak, uygulamada hangisinin ne olduğu, nerede başlayıp, nerede bittiği, içinden çıkılmaz hâle gelmiştir.

Daha önceki yazılarımda da değindim sanıyorum, Platon’a göre eğitim, yani peda-gogia, çocuğun ahlaki olarak eğitilmesidir. Eğitim demek, ahlak demektir. Nokta.

Fakat yaygın kanının tersine, ahlak öğrenilen değil, uygulamalı eğitimle edinilen bir şeydir. Ben ve benim gibiler, artık derin bir, oh çekerek, arkalarına yaslanabilirler. Biz geç öğrenip çabuk unutuyor olabiliriz, ama bu, matematik, fizik, tarih, coğrafya için geçerlidir. Oysa bize ‘ahlak’ı, ‘erdem’i, kimse kara tahta başında öğretmedi. Biz bunları edindik, karınca kaderince ne kadar ahlaklı ve erdemliysek, bunlar bizde, kişiliğimizde oluştular, tıpkı ana dilimiz gibi. Peki ama nasıl? Tıpkı dil gibi. Örnekleyelim: Çocuğa dil’i kim öğretir? Aslında dil’in öğrenildiği sanılır, ama bu da yanlış bir kanıdır. Alman dil bilimci Aleksander von Humbold’a göre: “dil öğrenilmez, bilakis o, oluşur.”

Bizim bir yabancı dili, gramer çalışıp, sözcük ezberleyerek öğrenme çabamız, o dilin, bizdeki oluşum sürecini belki biraz hızlandırır. Hepsi o kadar. Ama buna rağmen yıllarca gramer öğrendiği, kelime ezberlediği halde, bir dili doğru dürüst konuşamayan çok insan vardır. Tıpkı ahlakın normlarını, erdemli davranışları, din dersinde, sosyoloji dersinde, vb. öğrenen, fakat bir türlü ahlaklı davranmayı beceremeyen sayısız insan gibi.

 

 

 

TARZAN’IN DİLİ VE AHLAKI

Ahlak’ın ve dil’in insanda oluşması bir yaşantı deneyimi ve toplumsallaşma meselesi olarak karşımıza çıkıyor. Başka insanlarla, nesnelerle ilişkiler, üretim ilişkileri, tabiatı değiştirme çabası, vb. toplumsallaşmanın imkanlarını sunuyorlar. Çocuğa kimse dil öğretmez ama çocuk yalnız başına değildir, bir aile, bir akraba çevresi içinde, başka insanlarla ve çevresindeki adı konulmuş nesnelerle sürekli bir ilişki içindedir. Dolayısıyla ‘pedagoji’nin ve ‘lingüstik’in kaynağı, ilk aşamada aile veya aile yerine geçen bir sosyal çevredir.

Hikaye kahramanı Tarzan’ın insanlardan oluşan bir çevresi; ailesi yoktur. Fakat o, ormandaki hayvanlardan, onların dilini edinmiştir, onlarla konuşur. Ormada güçlü ile güçsüz arasındaki trajik ilişkiden, adalet ve merhamet gibi ahlaki davranışlar edinmiştir.

Dikkat edilirse Tarzan figürünün yanında yöresinde fil, maymun, aslan, zürafa gibi toplu halde yaşayan, hayvanlar aleminde kapsamlı bir kolektif hayat sürdüren ve oldukça üstün davranış özellikleri sergileyen memeliler yer alır.

Tarzan’ın konuştuğu insan dili, mizah, hâttâ çoğunlukla alay konusudur. Lakin onun, hayvanların dilini konuşmak gibi, Hz. Süleyman hariç, başka hiçbir insanda rastlanmayan olağanüstü bir meziyeti vardır ve bunun üzerinde nedense fazlaca durulmaz.

Kısaca, onun eğitiminin kaynağı, bizzat hayatın kendisidir. Ormanda hayvanlarla, şehirde veya köyde bir sosyal çevreyle birlikte olan insan için, eğitimin koşulları mevcuttur. Demek ki, hümanist okulların büyük bir iddia ile eğitim’i üstlenmeleri, kendileri açısından, sanıldığı kadar büyük bir övünç kaynağı değildir. Buradan anlıyoruz ki, eğitim, ölçülebilir başarıya endeksli okullardan önce de vardı ve o okullardan sonra da var olacaktır.

AHLAKIN VE DİLİN ÖLÇÜLMESİ

Eğer eğitim, ahlak eğitimiyse, ki öyledir. Ahlakın başarıya endeksli bir ölçüm metodu yoktur. Dili ve ahlakı ölçüm yoluyla değerlendirmek mümkün değildir. Bugün, dili ölçmek için uygulanan sözel yetenek sınavları, sadece belli standartlara indirgenerek formatlanmış bir dili ölçebilmektedirler. Buna göre: sözcük sayısı, sıfat ve fiil tamlamaları, cümle tanzimi ve imla kurallarıyla, anlam ve ilgi kombinasyonlarının hepsini veya bunlardan sadece bazılarını esas alarak, dili standart bir formata indirgemek mümküdür. Bu formatlanmış dil üzerinden bir sınav sistemi ve başarı ölçme metodu geliştirilebilir. Ama söz konusu sınavı başarıyla geçen birisinden, mektep medrese görmemiş bir Aşık Veysel’vari cümle kurmasını asla bekleyemezsiniz.

Ahlak’a geldiğimizde ise, durum daha da çetrefilleşir. Aydınlanmacı sosyometri biliminin, çeşitli girişimlerine rağmen, standart bir ahlak ve onun ölçümü mümkün değildir. Kapitalist Batı medeniyeti, protestan ahlakından yola çıkarak, evrensellik iddiasıyla dünyaya kendi değerlerini dayatadursun, ahlakın zamana ve toplumlara göre çok çeşitli farklılıklar gösterdiği, eskiden beri bilinen bir hakikattir. Biz ahlak konusunda vicdanımızdan başka bir ölçüte sahip değiliz. Ahlakı bir sezgi, bir iç ses, bir gönül huzuru dışında ölçüp değerlendirecek bir metod yoktur.

KAPİTALİST EĞİTİM

Kapitalizm artık, bir ekonomik yaşantı birlikteliğine verilen isim olmaktan çıkmış, bütün bir Batı medeniyetini belirleyen sistemin adı olmuştur. Dolayısıyla artık, amacı kendi içinde saklı, arı bir eğitimden söz edemiyoruz. Bugün gerek ahlak amaçlı eğitim, gerekse öğrenme amaçlı tedrisat biçimleri, kapitalizmin öngördüğü değerler, standartlar ve hedefler tarafından belirleniyorlar. Hâtta dünya kapitalizminin başını çeken ABD bu konuda, kendine özgü hedefler doğrultusunda Avrupa’yı bile büyük ölçüde etkilemeye başlamıştır.

Kapitalizmin kendi hedefleri doğrultusunda gereksinim duyduğu, çeşitli kademelerde kalifiye iş gücünü yetiştirmekten başka, eğitime ilişkin hiçbir amacı yoktur. Belli bir öğrenim süreci sonunda, mesleki yetenek ve buluş becerileri, kapitalizmin değirmenine su taşımıyorlarsa, değerleri sıfırdır.

Örneğin, anti-meta bir varoluşa sahip olan şiir sanatı bağlamında, dünyanın “en güzel şiiri”ni yazabilme becerisi, kapitalizm tarafından sıfırla ödüllendirilebilir. Tatlı su canlıları hakkında yaptığınız bir zooloji öğrenimi, kıyısından köşesinden artı-değer ve kâr ilişkileri sürecine dahil olamıyorsa, öğrendiğiniz bilgiler sizinle mezara gidecektir. Örnekleri kendi hayatımızdan ve çevremizden çoğaltabiliriz.

Eğitim ve ahlak söz konusu olduğunda durum daha da vahimdir. Kapitalizm, insanın toplumsal bir varlık olma özelliğini tahrip ederek, insanı başkalaştırmakta ve apayrı bir varlığa dönüştürmektedir. Bunun ahlaki gerekçesi ise, son yıllarda bizde de çok moda olan, birey olmak, bireyselleşmek, bireyin özgürleşmesi, bireyin dünyasının dokunulmazlığı gibi kavramlarla ifade ediliyor. Öyle ki, kapitalizmin üretim çarkında, üretimin toplumsallığı sonucu gelişen kolektif bilinç, bu gerekçelerle parçalanmak üzeredir.

Yanındaki üretim bandında veya üst katındaki büroda çalışan arkadaşın, işten atıldığı zaman, onunla hiçbir vicdani dayanışma duygusu hissetmemen gerekiyor. Sen bir bireysin ve senin yeteneklerin çok farklı, hatta moda deyimle “sen özelsin” bırak o, ne hali varsa görsün. Ama aynı şey yarın senin de başına gelebilir, olsun an’ı yaşa, günü kurtar. Artık böyle eğitiliyoruz.

Memlekette Yale mezunu, Stanfort mezunu üst düzey yöneticiler, genel müdürler, managerler var. Bir kaç tanesini ben de tanıyorum. Onlara va yakınlarına sorarsanız, dünyanın en iyi “eğitimini” almışlar. Kibir sonsuz. Fakat başında bulundukları işletmelerden, her sene onlarca işçiyi sokağa atıyorlar. E, peki memleketin holdinglerinden işçi çıkartmak için, memleketin yoktan var ettiği fabrikalara kilit vurmak için, Amerikalarda MBA okumaya ne gerek vardı? Kapitalizm cangılıdında spekülasyon, rehabilitasyon, rasyonalizasyon yapmak, çok uluslu tekellerin kârlarına kâr katmak için Sultanahmet ticaret lisesi bile fazladır. Bu iş için ahlakta kıyıcı olmak; yani eğitimsiz olmak yeterlidir.         

Başdan beri söylediklerimizi özetlersek: Vicdan ve ahlak oluşamamışsa insan eğitilmemiş demektir.

İLETİŞİM edebiyatokyanus@gmail.com  
   
Reklam  
   
edebiyatokyanus 395127 ziyaretçi (758961 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=