edebiyatokyanus
İÇERİK  
  ANA SAYFA
  YAZILAR
  => Attila İlhan Şiiri-DoDoç.Dr. Yakup ÇELİK
  => Bunalım Edebiyatı ve Modernizmin Sorunları-Svetlana Uturgauri
  => Karagöz'e Ezgi-Satı Erişen
  => Orta Oyunu Eksikliği-Nihal Türkmen
  => Orta Oyunu ve Karagöz-Nihal Türkmen
  => Dilin Yapısı ve Toplumun Yapısı-Emile Benveniste
  => Türkçe Metinlerde Bağdaşıklık ve Tutarlılık-İrem Onursal
  => Asansörle Yükseltilmek İstenen Çukurlar-Can Yücel
  => KÜLTÜR VE ÖTESİ-Cemil MERİÇ
  => Türkoloji-Cemil MERİÇ
  => Tevfik Fikret ve Batı Retoriği-Rıza Filizok
  => Estetik tarihimize bir bakış-Arslan Kaynardağ
  => MÜRSEL MECAZ-Rıza FİLİZOK
  => Başlıca Dil Bilimi Akımları-Prof.Dr. Rıza FİLİZOK
  => ZİYA OSMAN SABA’NIN NEFES ALMAK ADLI ŞİİR KİTABINDA -Yrd. Doç. Dr. Safiye AKDENİZ
  => HİKAYE VE ROMANDA “ANLATICI”YA GÖRE METİN TİPLERİ, - Yard. Doç. Dr. Safiye AKDENİZ
  => GÖSTERGEBİLİM-Yard. Doç. Dr. Mustafa Ö Z S A R I
  => TÜRKİYE'NİN ÖNEMİ-Emre Kongar
  => KÜRESELLEŞME VE KÜLTÜREL FARKLILIKLAR ÇERÇEVESİNDE ULUSAL KÜLTÜR-Prof. Dr. Emre Kongar
  => TÜRKİYE'NİN KÜLTÜREL ÖZ-ANLAYIŞI: AVRUPA BİRLİĞİ İÇİN BİR ZENGİNLİK-Emre Kongar
  => BARIŞ KÜLTÜRÜ VE DEMOKRASİ-EMRE KONGAR
  => GOP NEYİ AMAÇLIYOR, NEYİ GERÇEKLEŞTİREBİLİR-EMRE KONGAR
  => YENİ EMPERYALİZM, HUNTINGTON VE ELEŞTİRİSİ-Emre Kongar
  => KÜRESELLEŞME BAĞLAMINDA TÜRKİYE-Emre KONGAR
  => DEMOKRASİ KÜLTÜRÜ SORUNLARI-Emre Kongar
  => AVRUPA BİRLİĞİ'NE "ONURLU VE BAŞI DİK" GİRİŞ NE DEMEK-Emre Kongar
  => TOPLUMSAL VE SİYASAL GELİŞMEMİZİ ETKİLEYEN MARKALAR-Emre Kongar
  => KÜRESELLEŞME, MİKRO MİLLİYETÇİLİK, ÇOK KÜLTÜRLÜLÜK, ANAYASAL VATANDAŞLIK-Emre KONGAR
  => NİYAZİ BERKES'DE ÇAĞDAŞLAŞMA KAVRAMI-Emre KONGAR
  => KEMAL TAHİR-Hilm Yavuz
  => OYUNLARIM ÜSTÜNE-Nazım Hikmet
  => OYUN YAZARI OLARAK-Ataol Behramoğlu
  => POPÜLER EDEBİYAT- M. Orhan OKAY
  => HER SÖZ BİR ŞEY SÖYLER-Feyza HEPÇİLİGİRLER
  => Tiyatronun Kökeni, Ritüel ve Mitoslar
  => ROMANDA KURMACA VE GERÇEKLİK
  => Fuzûlî’nin Hikaye-i Leylâ ve Mecnun’u
  => SEZAİ KARAKOÇ ve HİS “;KAR ŞİİRİ”;-Selami Ece
  => İSTANBUL’UN AHMED MİDHAT EFENDİNİN ROMANLARINA TESİRİ
  => AHMET MİDHAT’A ATFEDİLEN BİR ESER: “HÜKM-İ DİL” VE MANASTIRLI MEHMET RIFAT
  => CEZMİ ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER
  => "EDEBİYATEĞİTİMİ"NDE "EDEBÎ METİN"İN YERİ VE ANLAMI
  => Mustafa Kutlu ve Rüzgârlı Pazar
  => BİR BİLİM ADAMININ ROMANI” ÜZERİNE GEÇİKMİŞ BİR TAHLİL
  => ÖLÜMÜNÜN 50. YIL DÖNÜMÜNDE
  => “MİT”TEN “MODERN HİKÂYE” “HİKÂYE”NİN SERGÜZEŞTİ
  => EDEBİYAT DİLİ/EDEBÎ DİL
  => BİR NESLİN VEYA BİR ŞAİRİN ROMANI: MÂİ VE SİYAH
  => İSTİKLÂL MARŞI’NIN TAHLİLİ
  => CAHİT KÜLEBİ
  => TEVFİK FİKRET’İN ŞİİRLERİNDE TRAJİK DURUM
  => MEHMED RAUF’UN ANILARI yahut EDEBÎ HATIRALARIN YAYIMI ÜZERİNE BİR DENEME
  => MEÇHUL BİR AŞKIN SON NAĞMELERİ: TEVFİK FİKRET’İN “TESADÜF” ŞİİRLERİ / YARD. DOÇ. DR. NURİ SAĞLAM
  => Tarihsel Romanın Eğitimsel İşlevi
  => ALIMLAMA ESTETİĞİ VE EDEBİYAT ÖĞRETİMİ1
  => Tanzimat Dönemi Oyun Yazarliginda Batililasma
  => SİNEMA VE EDEBİYAT TÜRLERİ
  => EDEBİYAT EĞİTİMİ, ESTETİK BİR HAZZIN EDİNİMİ
  => EDEBÎ TENKİT
  => ADALET AĞAOĞLU’NUN DAR ZAMANLAR ÜÇLEMESİNDE KİMLİK SORUNU
  => Halit Ziya ve Mehmet Rauf'un hayatları ile romanları
  => YAZIN VE GERÇEKLİK
  => MİLLÎ EDEBİYAT
  => HECE-ARUZ TARTIŞMASI/ Arş.Gör.Oğuzhan
  => AHMET HAŞİM’İN ŞİİRLERİNDE ATEŞİN DİLİ / ARŞ. GÖR. VEYSEL ŞAHİN
  => ROMAN TEKNİĞİ BAKIMINDAN YABAN
  => TANZİMATTAN GÜNÜMÜZE COCUK EDEBİYATI
  => KADIN VE EDEBİYAT
  => Şiirin Temel Özellikleri-Christopher Caudwell
  => EDEBİYAT EĞİTİMİ: HERMENEUTİK BİR YAKLAŞIM Vefa TAŞDELEN
  => VOLTAİRE VE ROUSSEAU ETRAFINDA AYDINLANMA ÇAĞI FRANSIZ YAZINI
  => TÜRKİYE’DE ULUSAL KÜLTÜR TARTIŞMALARI BAĞLAMINDA ÇAĞDAŞ UYGARLIK SORUNU
  => EDEBİYATIN DİLİ ÜZERİNE
  => TARİHİN SINIFLANDIRILMASI
  => Türk Milletini Uyandıran Adam: Attila İlhan
  => EDEBİYAT DERSLERİNİN İÇERİĞİNİN DEĞİŞTİRİLMESİ KONUSUNDA
  => "Yalancı şöhretlerin Gerçek Yüzünü Ortaya Koydum"-Hilmi Yavuz
  => AVRUPA BİRLİĞİNİ YARATAN NEDENLER VE TÜRKİYE Metin AYDOĞAN
  => DİVAN ŞİİRİYLE HALK ŞİİRİNDE ORTAK BİR SÖYLEYİŞ BİÇİMİ
  => divan şiirindeki sevgili tipini alaya alan bir roman
  => ALIMLAMA ESTETİĞİ VE EDEBİYAT ÖĞRETİMİ
  => BAĞLANMA VE ÇELİŞKİ
  => Antik Çağ’da Tarih Yazmak
  => TARİHÎ ROMANDA POST-MODERN ARAYIŞLAR
  => Kültürel Batılılaşma
  => GARPÇILAR VE GARPÇILAR ARASINDAKİ FİKİR AYRILIKLARI
  => Harf Devrimi Üzerine Yeniden Düşünmek
  => EDEBİYAT ÖĞRETİMİNDE WALDMANN MODELİ
  => KEMÂL AHMED DEDE VE TERCÜME-İ MENÂKIB-IMEVLÂNÂ’SI
  => TARİHSEL GELİŞİM SÜRECİ İÇERİSİNDE URDUCA
  => Avrupalılaşmak mı, Avrupalılaştırmak mı?CEMİL MERİÇ
  => ŞAİRANE BİR ÇEVİRİ yahut TOPLUMBİLİMİN SERÜVENLERİ Cemil MERİÇ
  => 47 LİLER YAHUT BİR ROMANIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
  => ZAMAN, ZAMAN – I TERAKKİ Cemil Meriç,
  => Kırk Ambar (Cilt1)
  => KADIN RUHU, Cemil Meriç
  => Umrandan Uygarlığa-C.Meriç
  => Balzac’tan önce modern roman-Cemil Meriç
  => ARİSTARK’LA ZOİL-c.meriç
  => ELİNDE CENNET AÇAN ZEND AVESTA- c.meriç
  => SELEFÎLİK–SÛFÎLİK VE ÂKİF-SÜLEYMAN ULUDAĞ
  => Mehmet Âkif- Mâhir İz’e Yazdığı Mektuplar
  => DİDO SOTİRİYU’NUN ROMANI GİBİ BİR ROMANIMIZIN OLMAYIŞI
  => HİLMİ YAVUZ’UN DENEMECİLİĞİ
  => İRONİ KAVRAMI, GERÇEKÜSTÜCÜLÜK VE ERCÜMEND BEHZAD LAV ŞİİRİ ÜZERİNE
  => OKUNAMAYAN ROMANLAR
  => Gelenekçilik Geleneğe Dahil Değil
  => Türk Tiyatrosunda İronik Söz, İronisiz Metin
  => Postmodernist İroni
  => NÂZIM HİKMET ŞİİRİNİN SİYASİ ETKİLERİ
  => NÂZIM HİKMET ŞİİRİNDE SİNEMASAL ÖĞELER
  => Savaş
  => Newton, Goethe ve Sosyal Bilimler
  => Bir Afyon (!) Olarak Diktatörlükten Demokrasiye Futbol
  => Adorno Yüz Yaşında
  => Theodor Adorno: Kültür Endüstrisini Yeniden Düsünürken
  => ADORNO'NUN KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ KAVRAMI ÜZERİNE
  => ADORNO’NUN KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ KAVRAMI ÜZERİNE
  => Frankfurt Okulu
  => TARİHİ MADDECİLİK VE KAPİTALİZM - ÖNCESİ TOPLUMLARASYA TOPLUMU - FEODALİTE Asaf Savaş AKAT
  => POSTMODERNİZM GEÇ KAPİTALİZMİN KÜLTÜREL MANTIĞI
  => Postmodernizm Ya da Geç Kapitalizmin Kültürel Mantığı 2
  => Postmodernizm Ya da Geç Kapitalizmin Kültürel Mantığı 3
  => DİMİTRİ KANTEMİR'İN DOĞUBİLİM ARAŞTIRMALARINA KATKISI Georges Cioranesco
  => DİMİTRİ KANTEMİR'İN DOĞUBİLİM ARAŞTIRMALARINA KATKISI Georges Cioranesco 2
  => II. MEŞRUTİYET'TE SOLİDARİST DÜŞÜNCE: HALKÇILIK Zafer Toprak
  => II. MEŞRUTİYET'TE SOLİDARİST DÜŞÜNCE: HALKÇILIK Zafer Toprak 2
  => Türkoloji Araştırmaları Makaleler Veritabanı
  => Yeni Makaleler
  => Türkoloji Araştırmaları Dergisi
  => Türkoloji Makaleleri
  => ŞAİR DUYARLILIĞI Afşar TİMUÇİN
  => Yazılar.....
  => SEÇME YAZILAR
  => EDEBİYAT Tez / Makale / Kitap ara
  => Orhan Pamuk: Babamın bavulu Nobel konuşması
  => PiVOLKA'da Çıkan Yazılar
  => Amin Maalouf Üstüne
  => Öykünün Yüzyılı /Feridun ANDAÇ
  => Cumhuriyet Dönemi Türk Felsefesinde Bir Hareket Noktası Olarak Teoman Duralı-oktay taftalı
  => Sofist Bilgeliğin "Empirist" Dayanakları Üzerine 0.TAFTALI
  => Birlik ve Liderlik Hayalleri O.TAFTALI
  => Eğitilemeyen Bir Varlık Olarak İnsan O.TAFTALI
  => Çağdaş Bir Tarım Toplumuna Doğru O.TAFTALI
  => Sosyo-Politik Bağlamda Bir Dekadans Olarak Bilgi Toplumu O.TAFTALI
  => Aşkla Varolan Hayatlar O.TAFTALI
  => Batı Medeniyetinin Mutsuz Çocuğu Entelektüel O.TAFTALI
  => Nihat Genç Yazıları
  => Batılı Tarih Bilimi ve Tarihin Mantığı
  => Bir Hayat Alanı Olarak Aile O.TAFTALI
  => Bir Savaşın Kavramları Üzerine
  => Çalışma ve Erdem Kavramları Arasındaki İlgi Üzerine O.TAFTALI
  => Değer Üreten Hayatlar
  => Doğu'nun Hayal Ülkesi O.TAFTALI
  => Dostlukla Yükselen Hayatlar O.TAFTALI
  => Şiirimizin Hazin Sonu O. TAFTALI
  => Soğuk ve Sıcak Hayatlar OKTAY TAFTALI
  => Yalanın Fenomenolojisi O. TAFTALI
  => Günümüzde Medya Kılavuzluğu - Günümüzde Medya Kılavuzluğu
  => Ermeni Meselesinin Kökenini Batının Irkçılığında Aramak Lazım Prof. Dr. Türkkaya Ataöv
  => Osmanlı’dan Lozan’a Musul-Kerkük
  => “Sözümü Tutamadım, Artık Yaşayamam” Turhan Feyizoğlu
  => Gerilla Mustafa Kemal ve Türk Yurtsever Kurtuluş Hareketi Turhan Feyizoğlu"
  => SİYASİ TARİH YAZILARI -YEREL TARİH YAZILARI
  => Yazarlar - yazılar
  => TÜRKİYE’DE MUHAFAZAKÂRLIĞIN DÜŞÜNSEL - SİYASAL TEMELLERİ
  => yazılar 1
  => yazılar2
  => türk dünyası
  => Derin devlet
  => YAZILAR,
  => SOSYOLOJİ.
  => YAZILAR,,.
  => TANZİMAT DÖNEMİ
  => İdealizm-Realizm
  => Cemil Meriç..
  => ilhan berk
  => NİYAZİ BERKES’İN TÜRK KİTLE İLETİŞİM TARİHİNE KATKILARI
  => yazılar.
  => yazılar..
  => yazılar,
  => yazılar,,
  => yazılar.,
  => YAZILAR.
  => YAZILAR..
  => YAZILAR-
  => YAZILAR-,
  => yazılar.1
  => y.1
  => y.2
  => y.3
  => y.4
  => y.5
  => y.6
  => y.7
  => y.8
  => y.9
  => y.10
  => y.11
  => y.12
  => y.13
  => y.14
  => y.15
  => y.16
  => y.17
  => y.18
  => y.19
  => y.20
  => y.21
  => y.22
  => y.23
  => y.24
  => y.25
  => y.30
  => y.31
  => y.32
  => y.33
  => y.34
  => y.35
  => y.36
  => y.37
  => y,38
  => y.39
  => y.40
  => y.41
  => y.42
  => y.43
  => y.44
  => y.45
  => y.46
  => y.47
  => İnsan-Mekan İlişkileri
  => SANAT VE ELEŞTİRİ
  => Türkiye’de olumsuz Pierre Loti eleştirileri
  => TÜRKiYE’DE MODERN EDEBİYAT ELEŞTİRİSİ
  => ATATÜRK,
  => MAKALELER:
  => MAKALELER,
  => yz
  => yz1
  => yz2
  => yz3
  => yz4
  => yz5
  => yz6
  => yz7
  => yz8
  => FRIEDRICH NIETZSCHE’NİN TARİH ANLAYIŞI
  => Edebiyat Nedir?
  => YM1
  => YM2
  => YM3
  => YM4
  => YM7
  => YM8
  => YM9
  => İbn Battûta’da “Ahı” Kelimesi ve Anadolu
  => Simone de Beauvoir: Abjeksiyon ve Eros Etiği
  => Toplumsal Cinsiyet Düzenlemeleri
  => Psikanalitik ve Post-Yapısalcı Feminizm ve Deleuze
  => Tarihsel Bir Perspektif Üzerinden İroni Tür ve Tekniklerinin Gelişimi ve Bazı Uygulama Örnekleri Tarihi Gelişim
  => İroni ve Melankoli*
  => İroni, Nostalji ve Postmodern
  => “Daha İyi Anlamak İçin Daha Fazla Açıklamak” İsteyen Bir Yorumbilimci: Paul Ricœur
  => Kendi (Paul Ricœur Üstüne)
  => Sersemleşme Okulu
  => Osmanlı ve Avrupa Arasındaki Karşılıklı Etkileşimde Etnomaskeleme
  => Antik Yunan Tragedyasının Metafiziği
  => Sonbahar Mitosu: Tragedya*
  => Ayrışma, Çatışma ve Fanatizm
  => Fanatizm İlkelliktir
  => Tuhaf Bir Çocuk
  => Huzursuz
  => Benjamin’in Mistisizmine “Üç Yönlü Yol”
  => Renan, Irk ve Millet
  => Varlık, Benlik, Hatırlayış ve Unutuş Üzerine
  => Hangi Kilidin, Hangi Anahtarı?
  => Romanda Tarih
  => Bugün Psikanalizi Tartışmak
  => Kültürde Bakış
  => 1930 Goethe Ödülü Dolayısıyla Frankfurt Goethe Evi’nde Konuşma
  => Jacques Derrida ve Konukseverlik Sorusu
  => Metafiziğin Kalesi Hakkında Düşünmek
  => Hakların İadesi
  => Modern Etiğin İki Temel Direği Agnes Heller
  => Ezoterizme Genel Bir Giriş
  => Turnanın Semahı, Ezoterizmin Zamanı: Bektaşi ve Alevi Zaman Kavrayışla
  => Yeni sayfanın başlığı
  => Ulus-Ötesinden Hukuka Bakmak: Jürgen Habermas
  => Yeni Perspektifler Gerçeğin Çölüne Hoşgeldiniz
  => Orlan: Kırılan Ten Kubilay Akman
  => Pusudaki Ten, Vice Versa
  => Cimri ve Çöp Arasındaki Güçlü İlişki Üzerine
  => Demokrasi Kavramı Üzerine Hayli Spekülatif Bir İrdeleme
  => Benim Çöp Bayramım
  => Kamu Yeniden Kurulurken Kadınlara Ne Olacak?
  => Sonsuzluğun Sınırında: Immanuel Kant
  => Kant ve Üniversite İdeası
  => İki Yüzüncü Ölüm Yıldönümünde: Immanuel Kant ve Kantçılık
  => Kant ve Yeni Kantçılık
  => Otuz Beşinci Gece: Ruh, Can, Hayat, Ölüm, Akıl ve Öte Dünya Üzerine1
  => Ölüm Üzerine Tıbbi Çeşitlemeler
  => Ölüme Karşı Ölüm
  => Avrupa İçin Yeni Bir Ethos Üzerine Düşünceler
  => Avrupa ve Ötekileri
  => Sûfî Şiirinin Poetikası
  => Byron ve Romantiklik
  => Kötülük Toplumu ve Biçimin Muhalefeti
  => Balkanlar: Metaforların Çarpıştığı Bir Savaş Alanı
  => Badiou: Etik Üzerine
  => “Semen est Sanguis" Yahudilikte ve Hıristiyanlıkta Kan
  => Âdet Kanaması Tecrübesi: Sınırlar ve Ufuklar
  => Said ve Saidciler ya da Üçüncü Dünya Entelektüel Terörizmi
  => Kültür Endüstrisini Yeniden Düşünürken
  => Adorno ve Tanrının Adı
  => Kant, Adorno ve Estetiğin Toplumsal Geçişsizliği
  => Adorno ve Berg
  => İbn Battûta Seyahatnamesi
  => Irak Savaşı ve Sivil Etkinlikler
  => Yamalı Çelişkiler Semti: Saraybosna'dan Yenibosna'ya
  => Halkla Birlikte Bir Çağdaş Kent Söylemi Üzerine
  => Yeni Dünya Düzeninin Sonu?
  => Selçuklular Anadolu’da
  => Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubâd Dönemine (1220-1237) Bir Bakış
  => 13. Yüzyılın Başında Anadolu’da Ticaret
  => Selçuklular Döneminde Anadolu’da Felsefe ve Bilim (Bir Giriş)
  => Nietzsche ve ‘Akla’ İsyan
  => Bizans Manastır Sistemine Giriş
  => Öğrenci Radikalizmi Üzerine Düşünceler
  => 1968’i Yargılamak ya da 68 Kuşağına Mersiye
  => “Gelecekte İnsanlara Çok Güzel Görüneceğiz”
  => Nevroz, Psikoz ve Sapkınlık
  => Üniversitede Psikanaliz Öğretmeli miyiz? Sigmund Freud
  => Psikanalist Kimdir?
  => Nerelisiniz?
  => Irak’a Kant Çıkarması
  => Bizans Şaşırtıyor
  => 12 eylül dosyası
  => FETHİ NACİ: Cesur, Gerçekçi Ve Halkçı... İzzet Harun Akçay
  => SON OKUDUKLARIM- İzzet Harun Akçay
  => Sabahın yalnız kuşları-İzzet Harun Akçay
  => Bir Portre - Cahit Sıtkı TARANCI - Şükran KURDAKUL
  => ŞİİR NEDİR? Cahit Sıtkı TARANCI
  => Afşar TİMUÇİN - Şair Duyarlığı
  => Ahmet KÖKLÜGİLLER - Karacaoğlan'ın Yaşamı ve Şiirleri
  => Atilla ÖZKIRIMLI - Dadaloğlu ve Çevresi
  => Aysıt TANSEL - Metin Eloğlu
  ARAŞTIRMA-İNCELEME
  SÖYLEŞİ
  DENEME
  ATTİLA İLHAN
  ATTİLA İLHAN-KÖŞE YAZILARI
  E-KİTAP
  ANSİKLOPEDİK
  SATRANÇ VİDEO DERSLERİ DÖKÜMANLAR
  SATRANÇ OYNA
  ŞİİR
  DİL ANLATIM TÜRK EDEBİYATI - LİSE KAYNAK
  EDEBİYAT RADYO
  EDEBİYATIMIZDA ŞİİR ROMAN ÖYKÜ (dinle)
  100 TEMEL ESER (dinle)
  100 TÜRK EDEBİYATÇISI (dinle)
  SESLİ KİTAPLAR
  FOTOĞRAF ÇILIK
  E-DEVLET
  EĞİTİM YÖNETİMİ DENETİMİ
  RADYO TİYATROSU
  ÖĞRETMEN KAYNAK
  EDEBİYAT TV
  SÖYLEŞİLER - BELGESELLER TV
  RADYO KLASİK
  TÜRKÜLER
  GAZETELER MANŞETLER
  ÖYKÜ ANTOLOJİSİ
  DERGİLER - KİTAPLAR - KÜTÜPHANELER
  E-DERGİ
  KİM KİMDİR BİYOGRAFİLER
  ZİYARETÇİ DEFTERİ
  İLETİŞİM
  EDEBİYAT OKYANUS
Osmanlı’dan Lozan’a Musul-Kerkük

Ergun Hiçyılmaz
Osmanlı’dan Lozan’a Musul-Kerkük

1535 tarihinde kurulmuş ve Eyaletlere verilen önem bakımından ön sırada yer almıştı. Irak’ın asırlarca süren Osmanlı Devleti’nin idaresinde ne derece önem taşıdığını “Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz.” Atasözünden anlayabiliriz.

Osmanlı Devleti’nin kıtalara taşan ve asırlar boyu süren hak ve adalete dayanan, hakimiyetinde Arap toprakları her zaman önem taşımıştır.

Osmanlılar hilafeti temsil etmeye başladıkları andan itibaren bilhassa Filistin ve Irak üzerinde titizlikle durmuşlardı. Çünkü İslam dünyası Osmanlı Devleti’ni dinin koruyucusu olarak kabul etmişti.

İlk kez Abbasi halifelerinden Mansur tarafından 762 yılında temeli atılmış, 4 yıllık bir çalışmadan sonra yapımı tamamlanmıştı. Yeni kurulan bu şehre “Tanrı Sevgisi” anlamına gelen Bağdat ismi veriliyor ve 1258 yılına kadar Abbasi Devleti’nin başkenti olarak kalıyordu.

Cengiz Han’ın ölümünden sonra batıdaki Moğol ordularının başında Cengiz Han’ın torunlarından Hülagü vardı. Moğollar Abbasi Halifesi Musta’sım ile iyi geçinemiyordu. Bu anlaşmazlık her geçen gün büyüyecek ve Hülagü büyük bir ordu ile Bağdat üzerine yürüyecekti. Ancak şehir kalın surlarla çevriliydi ve muhasara uzun sürecekti. Şehrin teslimi ile kurtulacağını ümid eden Halife Bağdat’ın ileri gelenleri ile Hülagü’nün yanına gitmişti. Hazineyi teslim ettiği takdirde canının bağışlayacağını belirten Hülagü bu sözünden vazgeçecek, hazinenin yerini öğrendikten sonra Halife’yi öldürterek cesedini Moğol süvarilerine çiğnetecekti.

Bağdat teslim alınmış ve Abbasi Devleti’nin egemenliğine son verilmişti. (1258)

Muhteşem Süleyman Bağdat’ta

Osmanlı padişahları arasında diplomasi ve devlet idaresinde gösterdiği deha bakımından üçüncü sırayı alır. 46 yıl süren hükümdarlığında Osmanlı Devleti’nin sınırları 14.893.000 km2’ye ulaşmış ve bu büyüme Avrupa’lı tarihçileri bile şaşırtmıştı.

Kanuni Sultan Süleyman “İstanbul Antlaşması’nı imzaladıktan sonra doğu seferleri ile ilgilenmeye başlamıştı. İran Şahı Kanuni’nin padişahlığını tebrik etmediği gibi doğu sınırlarımıza da taarruzdan geri kalmıyordu. Bu yeni bir seferin düzenlenmesini gerektirecek, İbrahim Paşa’nın kumandanlığındaki ordu 21 Ekim 1533 de İstanbul’dan yola çıkacaktı. İbrahim Paşa Tebriz’e kadar ilerlemiş, ancak ciddi bin mukavemetle karşılaşmamıştı. Kanuni Sultan Süleyman da 11 Haziran 1534 de İran’a gelecek ve Irak üzerine yürüyecekti. Bağdat, direnmemiş ve Osmanlılara teslim olmuştu. Irak’ta çeyrek asırlık Şii Safevi hakimiyetine son veren Kanuni’yi Fuzuli de “Geldi burc-i evliyaya padişah-ı nam-dar” tarih mısraını taşıyan 70 beyitli meşhur kasidesi ile Kanuni’yi selamlıyordu.

Ancak Safeviler Bağdat’ı yeniden ele geçirecekler (12 Ocak 1624) şehrin yeniden ele geçirilmesi ve Safevi’lerin hakimiyetine son verilmesi IV. Murad’ın padişahlığını bekleyecekti.

“Bağdat Fatihi” IV. Murad

IV. Murad döneminin en önemli dış olaylarını İran ile yeniden patlak veren savaşın çeşitli safhaları teşkil eder. Safevilerin Bağdat’ı ele geçirmeleri ve bütün teşebbüslere rağmen bu önemli şehrin geri alınamaması büyük kriz doğurmuştu. Hüsrev Paşa’nın ikinci kez Hemedan’ı fethetmesi ve İran topraklarına girmesi de işe yaramamıştı.

Padişah 28 Mart 1635’de büyük bir ordu ile İran’a hareket ediyordu. 27 Aralık’a kadar tam 9 ay süren bu seferde Ervian fethedilmiş ve tarihe “Revan Seferi” olarak geçecekti.

IV. Murad ikinci kez İran üzerine hareket ettiğinde tarihlerden 8 Mayıs 1638’di. 15 Kasım’da Bağdat muhasara altına alınmış ve 39 gün sonra da fethedilmişti. Böylece Bağdat’ta 15 yıl süren Şii Safavi hakimiyetine son veriliyor ve Osmanlı topraklarına katılıyordu. IV. Murat bu fethinden sonra

“Bağdat Fatihi” olarak da anılacaktı.

IV. Murad 1634 yılında Topkapı Sarayı’nda yapımına başlattığı köşkün inşaası aynı yıl bitmişti. Padişah bu fethin anısına “Bağdat Köşkü” adını veriyordu.

Bağdat uzun yıllar Osmanlı Devleti’nin eyaleti olarak kalacak, 11. 2. 1917 tarihinde İngiliz’lerin eline geçecekti.

Bağdat’ın Tarihi Simaları

Bağdat’ın ilk fethedildiği tarihten itibaren 1831 yılına kadar Bağdat’ta 85 Paşa Beylerbeyi olarak görev yapmıştır. Ramazanoğlu Uzun Süleyman Paşa göreve ilk getirilen Paşa olmuştu ve 12 yıl bu görevde kalmıştı. Ali Rıza Paşa ise Bağdat’ta görev yapan son isimdi. (27. 9. 1831)

Bu dönemden sonra Bağdat’ta modern valiler görev yapacak, Tanzimat valileri arasında Müşir Mehmet Namık Paşa (1851-53), Ahmet Tevfik Paşa (1860-61), Reşid Paşa (1861), Takıyeddin Paşa (1867-69) ve Midhad Paşa gibi ünlü paşalar da Bağdat’ta valilik yapacaktı. Bu isimlerin arasında bir de edip vardı: Süleyman Nazif... (1914-15)

Süleyman Nazif Bey yalnız Bağdat’ta değil, Basra ve Musul’da da görev yapmıştı. Bağdat’taki son valimiz Celal Bey’di. (23. 6. 1913-13. 4. 1914) Ispanakçı-zade Tayyar Paşa’nın oğlu Memduh Sermet Bey görevi vekaleten sürdüren bir isimdi ve 23. 8. 1917 tarihinde sona erecekti.

IV. Murad

I. Ahmed’in Mahpeyker Kösem Sultan’dan dünyaya gelen oğludur. (27. 7. 1612) I. Mustafa’nın tahttan indirilmesi ile 11 yaşında padişah oldu. Devlet düzeninin olmadığı, kargaşalığın alıp yürüdüğü bir dönemdi. Öldürülen Genç Osman’ın öcünü almak isteyen Abaza Mehmet Paşa ayaklanmış, Celaliler Anadolu’yu kasıp kavurmaya başlamıştı. Devlet idaresindeki en etkin isim ise annesi Kösem Sultan’dı. Ancak IV. Murad bu düzensizliğe 21 yaşında son verecek ve annesinin naibeliğine son vererek idareyi ele alacaktı.

IV. Murad ilk önce İstanbul’da ne kadar zorba varsa idamına karar vermişti. Paşalar, defterdarlar, kaymakamlar ve askerlere uzanan katl zincirinde şeyhülislam da vardır ve şair de..

Başdefterdar Yahni-Kapan Abdülkerim Paşa, Gürcü Mehmed Paşa, Sekbanbaşı Mühaliçli Sarı Mehmed Ağa, Topçalı Ömer, Camcızade Ahmed Çelebi, Deli Yusuf Paşa, İznik Kadısı ve şeyhülislam Hüseyin Efendi baş veren onlarca devlet adamlarından bazı isimlerdi.

Padişahın devlet adamlarından yasaklara kadar aldığı birçok kararı hala tartışılır. Ancak devlet düzenini ve asayişini sağlamak, zorbalığın önüne geçmek konusundaki yöntemi de dönemin şartlarını dikkate alarak irdelemek gerekir. IV. Murad’ın bu katı ve taviz vermeyen davranışları ile birçok isyanlar bastırılmış, İran’a yapılan seferlerle Bağdat yeniden Osmanlı topraklarına katılmıştı.

IV. Murad 28 yaşında yakalandığı siroz hastalığından vefat etti ve babası I. Ahmed’in türbesine gömüldü. (8. 2. 1640)

TBMM Gizli Celse Zabıtlarında Atatürk ve Irak, Musul

Irak, dolayısıyla Musul ve Kerkük sadece günümüzün değil Cumhuriyetin ilk Meclislerinde de en önemli yeri almıştı.

“TBMM Gizli Celseleri”nde sorun bütün ayrıntıları ile gündeme getirilmişti. Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere mebuslar Musul ve Kerkük’ün “Misak-ı Milli” sınırları içinde olmasından dolayı çok duyarlı davranmışlardı.

TBMM’nin 1920 ve 1921 yılları arasındaki “gizli celse”lerinde 24 Nisan l336 yani 1920’deki “Ahvali Dahiliye” hakkında Mustafa Kemal Paşa’nın açıklamaları Irak’ı da kapsaması açısından önem taşımaktadır.

Atatürk’ün Musul ve Kerkük’ü “Ahvali Dahiliye” yani İçişlerinin durumu olarak yorumladığını ve burası için ilk defa, Dördüncü celsede Meclise açıklamada bulunduğunu görüyoruz. (Açılış Saati: 4.05, Reis: Şerif Bey, Katipler: Cevdet Bey Kütahya, Muhittin Baha Bey Bursa)

Reis Şerif Bey’in “Celsei Hafiyeyi açıyorum. Söz Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin” dedikten sonra kürsüye Atatürk gelecek ve şu girişle söze başlayacaktır: “Efendim mufassal maruzatım meyanında mesaimize saha olan mıntıkanın hududunu işaret etmiştim. Bu hudut, hududu milletimizdir.”

Mustafa Kemal Paşa bu “Gizli Celse”de sorunları milletin sınırları içinde çözmeye gayret ettiklerini ifade ettikten sonra bu gizli celsede Arabistan, Suriye ve Irak’a temas etmiş ve sözü Ortadoğu’ya getirerek Arap ülkelerinin Osmanlı dönemindeki tavrını dile getirmişti.

“Suriye halkı ve Irak halkı yani Arabistan 1914 tarihinden evvel aynı sınır dahilinde bulunduğumuz zamanlarda cümlemizce malumdur, Devleti Osmaniyenin bir parçası olmaktan fevkalade müşteki ve müstakil olmak gayesini takip ediyorlardı. Bu sonucu elde edebilmek için maatteessüf hepimizi birden imhaya tevessül eden düşmanlarla teşriki mesai ettiler. Lakin Harbi Umumi’nin (Birinci Dünya Savaşı) neticesini gördükten sonra pek büyük bir hataya düştüklerini gördüler. Bir kısmı kendi dahillerinde müstakil olmak fakat yine bir şekilde Camiai Osmaniye dahilinde bulunmak cihetini düşündüler. Diğer bir kısmı daha ileriye gitti. “Bize istiklalin lüzumu yoktur. Biz halifemiz ve padişahımıza bağlı olarak Camiaı Osmaniye dahilinde bulunacağız dediler.”

Atatürk gizli celsedeki aydınlatmasında Emir Faysal’ın özel temsilcileri vasıtasıyla hükümetle temasa geçtiklerini açıklamıştı. Bu görüşmelerde Faysal’ın her hangi bir yabancı ülke ile ilişkinin kendileri adına esaret olacağı düşüncesini dile getirdiği de ifade edilmektedir. Atatürk Suriye ve Irak’a temas eden açıklamasında şöyle diyecekti:

“Dedik ki. (Suriye’ye) “hududu millimiz dahilinde bulunan bütün kuvveti hududumuzun dışında harcamak istemeyiz. Fakat alemi İslamın manen olduğu kadar maddeten de müttefik ve mesut olmasını şüphe yok ki büyük memnuniyetle karşılarız. Irak’a gelince İngilizlerin İslam ahalisine muamelesi fevkalade yanlış oldu. Biz kendileri ile temas etmeden onlar bizimle temas ettiler ve eskisi gibi bir Osmanlı memleketinin parçası olmayı kabul ettiler. Fakat biz onlara karşı Suriyelilere söylediğimiz noktai nazarı söylemekten başka bir şey yapmadık. Ettiğimiz, kendi dahilinizde kendi kuvvetinizle, kendi mevcudiyetinizle (müstakil) bir devlet olunuz. Biz her şeyden evvel kendi istiklalimizin teminine çalışıyoruz. Ondan sonra birleşmemiz için hiçbir mani kalmaz ve Musul havalisinde Bağdat’ta ve sair bir çok yerlerde....”

Konuşmayı yorumlarsak, Atatürk’ün Arap topraklarında Irak ve Suriye’yi de içine alanda Osmanlı dönemindeki ayrılıkçı hareketleri tasvip etmediğini görüyoruz. Arapların l914 Birinci Dünya Savaşı sonrasında İngiliz ve Fransızların yönetim tarzından şikayetle tekrar Osmanlı döneminde olduğu gibi memleketin bir parçası olarak yaşamak isteğine Atatürk siyasi ve askeri durumu misal göstermektedir. Özellikle Irak’ın kendi gücüyle ayakta kalması ve sonrasında iki gücün birleşmesinde bir mahzur olmayacaktır. Mustafa Kemal’in bu isteğe anında “Evet” dememesi şu ifadede yer alıyor: “Biz, her şeyden önce kendi istiklalimizi temine çalışıyoruz. Ondan sonra birleşmemiz için hiçbir mani kalmaz.”

Atatürk’ün bu sırada (l920-21) Milli Mücadele alanını genişletip. Anadolu’dan taşması siyasi ve askeri açıdan mümkün değildi. Kerkük ve Musul’un yer aldığı bir Irak harekatı Mütareke ile Almanya ve Osmanlı’yı bertaraf eden işgal kuvvetlerine yeni bir cephe açacaktı. Silahları elinden alınmış ama İstiklal ateşi söndürülememiş Ankara ile onun TBMM için “Misak-ı Milli” sınırlarını korumaktan başka bir düşüncesi olamazdı. Ve bu nedenle Musul-Kerkük daima “Misak-ı Milli” içinde telaffuz edilecekti.

Gizli Celselerde Musul Tartışmaları

Lozan kapıya dayanmıştı ve Musul meselesi hem iç de hem dış da ilgi odağı olmakta devam ediyordu.

Irak’taki Türkmenlerin durumunu tarihsel yaklaşımla en yetkin biçimde alan Doç. Dr Suphi Saatçi, “Tarihi Gelişim İçinde Irak’ta Türk Varlığı” kitabında Lozan sonrasına da tutanakları ile temas etmişti. (Tarihi Araştırmalar ve Dökümantasyon Merkz. Kurma ve Geliştirme Vakfı, 1996)

Lozan Barış Konferansı’nda anlaşmazlıklar giderilmemiş ve görüşmelerin kesilmesinin ardından İsmet Paşa yurda dönmüştü. T. BM. M’de sürdürülen gizli oturumlar da devam ediyordu. 21 Şubat 1923 tarihli oturumda İsmet Paşa söz almış ve Musul hakkında bilgi vermişti. Oturumlara daha sonraki günlerde de devam edilmiş, en hararetli bölümlerini Musul sorunu oluşturmuştu. Konuşmalar Meclis tutanaklarında şöyle yer almıştı:

İsmet Paşa: Musul vilayetinin çözümünü ve Türkiye’nin Irak ile olan sınırının, yani Musul vilayetinin çözümünü askıya aldık. Bir sene içinde İngiltere ile halledilecektir. Anlaşma olmazsa Milletler Cemiyeti’ne müracaat edilecektir tazındaki bir çözüm şekli (gürültüler) ile müttefiklerin görüşlerine yaklaşmak istiyoruz.

Başkan Ali Fuat Paşa: Bendenizin anladığı mesele şudur. Bakanlar Kurulu son defa müttefiklerin göndermiş olduğu proje üzerinde incelemeler yapmışlar ve bu inceleme üzerine yeni bir proje hazırlanmış.

Hulusi Bey: Yazar ve üzerinde işleriz. Memleketin mukadderatı söz konusudur.

Başkan: Rica ederim efendim. Dinleyelim. Şimdi bu meseleyi müzakere edeceğiz.

Hüseyin Avni Bey: Efendim. İsmet paşa Hazretleri söz söylerken Musul’u şu suretle hal etmek, diğerlerini şöyle yapmak gibi bir takım şeylerden bahsettiler. Zannediyorum ki, Bakanlar kurulu -aflarına sığınarak arz ediyorum.- Meclisi biraz küçümseyerek hareket etmişlerdir.

Başkan: Efendim, Bakanlar Kurulu hiçbir vakit küçümseyerek hareket etmez.

Yahya Galip Bey: Bakanlar Kurulu üyeleri susuyor. Demek ki doğrudur.

Mustafa Durak Bey: Maalesef bugün burada Dışişleri Bakanı Beyefendi Hazretlerinin ifadelerinden anladığıma göre, bunların birisine temas buyurmadılar. Kendilerinin karşı olarak verecekleri proje hakkında bilgi verebilir misiniz? Bizim bilgimiz Musul’un bir sene sonraya ertelenmesi.

Hafız Hamdi Bey: Onu gazetelerde okuduk.

Hüseyin Rauf Bey: Musul’u bir senelik talik ve bir sene zarfında İngilizlerle başbaşa anlaşmak imkanı şimdi mümkün olmazsa Milletler Cemiyeti’ne havale (gülüşmeler),

(maaşallah sesleri)

Rasih Efendi: Bakanlar Kurulu’nun böyle düşüneceğini tasavvur etmezdik.

Hüseyin Rauf Bey: Yalnız bakan olarak değil, milletvekili olarak da bu müzakere esnasında mevkiimde bulunmak vazifemdir. Terk edecek değilim. Endişe buyurmayınız. Kırk sekiz gün beni sorgulayabilirsiniz. Onun için müsaade buyurunuz da görüşlerimi tamamlayayım. Evet sulh yapmak mümkün müdür?

Salahaddin Bey: Hayır.

Hüseyin Rauf Bey: Onun için de evet demek imkanı yoktur dedik.

Hulusi Bey: Zaten sulh olmayacak.

Hüseyin Rauf Bey: İnşallah az bir vakitte muvaffak olacağız.

Basri Bey: Misak- ı Milli’den başka sulh yoktur. Milletler cemiyeti de o zaman henüz kurulmamıştı.

Hüseyin Rauf Bey: Ana rahminde idi öyle ise.

Meclis gizli oturumunda tartışmaların uzaması üzerine Mustafa Kemal Paşa söz alarak, meselenin ciddi olduğunu, sinirlilikle görüşülemeyeceğini ifade ederek konuşmasını su sözlerle tamamlamıştı:

“... Bugün Musul meselesini çözmek istediğimiz vakit bu meselede karşınıza yalnız İngilizler değil, Fransız, İtalyan, Japon ve bütün dünyanın düşmanları vardır. Yalnız karşı karşıya kaldığımız zaman İngilizlerle karşı karşıya kalacağız. Bunda menfaat var mıdır? Yok mudur ? Sözlerimi bitirmek için tekrar ediyorum ki mesele bunu takdir etmek ve değiştirmekten çok Temsilci Heyeti’ni barış görüşmelerinde ortak teklifinde can alacak noktaya karar vermektir. Musul’u gayet kolay alabiliriz. Fakat Musul’u aldığımızı müteakip savaşın hemen son bulacağına kani olamayız. Şüphesiz orada bir savaş cephesi açmış olacağız. Sözümün en sonu şudur: Temsilci Heyeti’ne yeniden talimat verip vazifesine devam ettirmek talep edilebilir veyahut men edip savaşa başlamak olabilir.”

Lozan’da Musul-Kerkük Meselesi

Musul-Kerkük Misak-ı Milli sınırları içinde telakki edilmiş ve Yeni Türkiye’nin oluşumunda vazgeçilmez toprak olarak görülmüştü.

Türkiye’nin kaderini belirleyecek olan Lozan görüşmelerinde Musul-Kerkük de yer alıyordu. Türkiye genel görüş olarak sonuna kadar bu toprakların Türkiye’ye bırakılmasını savunacaktı. Oysa başta İngiltere olmak üzere diğer Avrupa ülkeleri Musul’a karşı Boğazlar ya da Trakya meselesini gündeme getiriyordu. Türkiye Musul meselesinin İngiltere ile ilerdeki bir tarihte görüşülmesine yanaşmasıydı, barış imzalanması ve Türkiye’nin Devlet olarak onaylanması tehlikeye girecekti.

Ankara bunu biliyordu ve İsmet İnönü Lozan’a bir talimatla gitmiştir. İsmet İnönü son noktaya kadar nerelerde fedakarlık yapılacağı bilmektedir. Ve talimatı Ankara’dan almıştır. Ankara’dan verilen talimat ise Bakanlar Kurulu kararına dayanır.

İnönü’nün özellikle üzerinde durması gereken ilk mesele doğu sınırıdır. Bu sınır içinde bir Ermeni yurdunun söz konusu olmayacağı, eğer olursa görüş

melerin kesileceği ifade edilmiştir. Suriye sınırının düzeltilmesi için çalışma yapılması, kıyılarımıza yakın olan adaların ülkeye katılması bu olmadığı takdirde Ankara ile görüşmeler yapılması çok sayıdaki talimatların bazılarıdır.

“Irak sınırı” olarak ele alınan, Kerkük ve Musul da bu talimatlar çerçevesine alınmıştı. İnönü’ye denmişti ki “Kerkük ve Musul livalarının istenmesi, bir başka durum söz konusu olduğunda hükümetten talimat alınması”...

Türkiye’yi 11 yıllık bir savaş döneminden barışa kavuşturan Lozan’ın birinci bölümü 77 gün sürmüştü. (20 Kasım 1922- 4 Şubat 1923)

Dışişleri Bakanlığına getirilen İsmet Paşa baş delege seçilmiş, Maliye Bakanı Hasan Saka ikinci, Sağlık Bakanı Rıza Nur da üçüncü delege olmuştu.

Ankara’ya bakıldığında ise başbakan Hüseyin Rauf (Orbay) Büyük Millet Meclisi Başkanı ve Başkumandan Atatürk’tür. İsmet Paşa Lozan’da olduğu için Dışişlerine de Rauf Bey vekalet etmektedir. Şimdi Ankara ve Lozan arasında teati edilen telgraf ve yazışmalardan önce, Arap- Irak ve önemlisi, Kerkük-Musul davasının temeline İnönü’nün Hatıraları’na bakarak inelim.

İnönü, Arap meselesinde çok net bir görüş öne sürmekte ve söze “Araplar aleyhimize çalışmışlardır” diyerek girmektedir.

“Misakı Milli’de Arap memleketleri ile irtibatımızı kestiğimizi ilan etmiş olduğumuz halde bile, Türkler kendilerinden ayrılmış olan Arap memleketlerinin manda adı altında, başka devletlerin himayesine konulmasını akden kabul etmemişlerdir. Yani bir manda usulünü antlaşma ile kabul etmiş değiliz. Bizden ayrılan memleketlerin kendi kaderlerini kendilerinin tayin etmesini istemişizdir.

Buna karşılık, bizden ayrılmış ve ayrılmakta olan Arap memleketlerinin temsilcileri, Lozan müzakereleri sırasında lehimize değil, aleyhimize çalışmışlardır.

Tarihi gerçek budur. Arap heyetleri, Lozan’da kendi isteklerini müttefiklerle temas ederek, konuşarak istiyorlardı. Müttefikler taleplerini kabul etmeyince, “Bize de Türk’ler gibi muamele ediyorlar” diye şikayet ediyorlardı. Nihayet bu Arap heyetleri, Lozan’da bana müracaat ettiler.” (Hatıralar, İsmet İnönü, Bilgi Yayınevi, Ankara 1987)

İsmet Paşa, Arap heyetlerine, savaştığımız devletlerle ittifak yaptıklarını, Osmanlı Devleti’ne karşı her vasıta ile mücadele ettiklerini, buna rağmen kırgın Araplardan ayrılmadıklarını ifade etmişti.

“Siz, bizden elimizde olmayan şeyleri istiyorsunuz. Sizin haklarınızı fazlasıyla korumak için bundan başka çaba göstermek madden mümkün değildir.” Ama son noktayı böyle koymuştur.

İnönü: “Musul’u Kurtarmaya İmkan Yoktu”

“Musul meselesinde bir anlaşmaya varabilmek için Cemiyeti Akvam’ın, Lahey mahkemesinin, tarafsızların ve taraflıların bütün mekanizmaları sırayla işletildi. Bütün bu muameleler cereyan ederken, münasebetler, vakit akıbet için endişeler doğuracak, zehirli safhalardan geçti. Nihayet, Musul meselesi 1926 yılında imzalanan bir anlaşma ile kesin neticeye bağlandı. Musul meselesi üzerinde varılan anlaşma aşağı yukarı Lozan’da İngiltere hükümetinin takip ettiği esaslar çerçevesinde kaldı. Şüphesiz bu bizim için tatminkar bir netice olmadı.

Cemiyeti Akvam Meclisi, onun komisyonları, hakemleri hiç birisi tarafsız olarak hüküm verecek vaziyette değillerdi. Herkes başından beri İngiliz fikrini savunuyordu. İşin bu noktaya varacağı daha Lozan’da iken belli olmuştu. Fakat bütün memleket Musul’u kurtarmak istiyordu. Hepimiz istiyorduk, ama kurtarmaya imkan yoktu.

Biz Musul meselesini sulh muahedesinden ayırıp tehir etmek yolunu bulmasaydık, Lozan Konferansı Musul meselesini de diğer devletlerin talepleri ile beraber sulh olmaksızın ileriye talik edecekti. 1926 anlaşmasında fedakarlık etmeseydik, sulh yine tehlikeye girerdi. Çünkü Lozan’ın Musul ile ilgili hükmü emperatiftir. Yani, dokuz ay zarfında hallolacaktır diye hüküm var. Hallolunmazsa muahede muallakta (sürüncemede) kalabilirdi. Bu takdirde ne gibi tehlikeler geleceği tahmin olunamazdı. “

Lozan Telgrafları

Garp Cephesi Komutanı İsmet Paşa Dışişleri Bakanlığı’na seçilmiş, 3 Kasım’da TBMM Barış Konferansı’nda Türkiye’yi temsil edecek delegeler arasında yer almış ve ertesi günü diğer delegeler ile birlikte Ankara’dan yola çıkmıştı.

Konferansın birinci dönemi 22 Kasım 1922’den 4 Şubat 1923’e kadar sürmüş, bu dönem zarfında yaklaşık 750 telgraf çekilmişti:

İsmet Paşa’nın 17 Aralık 1922 gün ve 104 numaralı Başbakanlığa çektiği telgrafta Musul da yer almaktadır. Telgraf, genel bir Avrupa siyaseti çizmesi bakımından önem taşır.

“Azınlıklar alt-komisyonunda İngiliz Ryan pek saldırgan bir dille Ermeni Yurdu istedi. Kesinlikle red ediyoruz. Boğazlar arasında savaş harekatına girişilmeyeceği yolundaki isteğimize henüz cevap bulamadılar. Romen Dışişleri Bakanı ile görüştüm. Boğazlar açık kalsın, Karadeniz Rus Gölü olmasın diyor. Sırp-Romen-Yunan ittifakının aslı yokmuş. İngiliz Müşteşarına uğradım ve Ryan’dan şikayet ettim. Musul ile ilgili isteğimi tekrarladım. İngiliz bankerleri geldiler. Türkiye kredi ya da iş yaptırmak ister mi diye sordular. Belli bir teklifiniz olacak mı?”

İsmet Paşa’nın 14 Ocak 1923 günlü telgrafda ise maliye meseleleri vardır. Ve İngiliz Curzon tavrı serttir:

“Maliye Komisyonu içtima etti. 1918e kadar olan borçlar lüzumunda ısrar ettik. Reddettiler. Curzon şiddetle şikayet etti. Yine katiyen reddettik... Curzon bütün bu çalışmalarda azami müşkilat ve mani göstererek belirsiz olan Musul meselesinde ram etmek fikrindedir.

Akşam İngilizlerin küçük büyük bütün heyetlere daveti vardı... Özet şudur: Musul işini bu barışa bağlamayarak sonra İngiltere ile Türkiye arasında talik etmek. Musul hududu arazisi üzerinde ilgililer arasında hallolunur gibi bir şekil bulmak. Velhasıl şimdi halletmemek ortaya çıkıyor..”

“Beni Bu İmtihaha Niçin Feda Ettin?”

Lozan şüphesiz dünya kadar Türkiye için de büyük önem taşımaktadır. Ama bu konferans ve Musul çok zor bir sınav niteliği taşımaktadır. İsmet Paşa günlerdir uyumamıştır. Ve “Benim güzel Paşam” dediği Atatürk’e içtenlikle “Beni niçin feda ettin” diye sormakta Musul’u talep ettiğini şu telgrafla açıklamaktadır. (23 Ocak 1923)

“Bugün son derece burhanlı oldu. Curzon çalışmasını bütün gün sürdürdü. Konferansta bütün cihan-ı efkar-ı umumiyesine karşı (Dünyaya karşı) Musul yüzünden barış alemini tehlikeye koymak mesuliyetinin ağır olduğunu iddia ve Musul’u talep ettim. Cemiyet-i Akvam’a müracaat etmeye karar verdi. Onun mahrem (Gizli) niyeti sulh projesinin tamamını pazarlığa koymadan evvel, Musul meselesini halletmek idi. Çünkü müşkül vaziyete girdi. Ve ricat etti. (Geri çekildi) Zafer çok buhranlı günde olur. Fakat anlaşılmaz. Ben böyle söz sarf etmişim. Bilesiniz ki çok yorgunum. Üç gece uyumadım. Çok yoruldum. Benim güzel Gazi şefim. Beni bu kadar imtihana niçin feda ettin. Selam selam... Acep seni tekrar görecek miyim? Curzon sandalyesine yığılmış idi. Veda ederken Garroni bana çok çalımlı halin var diye gülüyordu. İngiliz’i Musul yüzünden sulhu tehdit eder gösterdik. Dehşetli propaganda ve mücadele.”

Cebesoy’un Lozan Sonrasına Bakışı

Ali Fuat Cebesoy Milli Mücadele ve Cumhuriyet safhasının kilit isimlerinden biriydi. Musul, İngiltere ve Türkiye arasında çözülmemiş bir mesele olarak, Lozan’dan Haliç Konferansı’na götürülmüştü. İhtilaf buradan Cemiyet-i Akvam’a aksedecek ve Ali Fuat Cebesoy “Siyasi Hatıraları”nda meselenin son kısmına şöyle temas edecekti: “Musul’un Türk toprağı olduğu su götürmez bir hakikatti. Halk Türkiye’ye bağlılığını her fırsatta gösteriyordu. Musul halkı bütün baskılara rağmen Türk kalmak istiyordu. Musul’un Irak’a ilhakına karar verildikten sonra yeni bir safha başlamıştı. İngiltere bizimle anlaşmak istediğini ilan ederken, bize karşı kuvvetler hazırlamaya koyuldu. Silahlandırılan Asuri ve Yezidiler 1926 Mart’ında Cenup hudutlarımıza hücum ederek karakollarımızı yakmışlar, bir kısım efradımızı şehit etmişlerdi.

Sonrası biliniyor.

Bilinmeyen geçmişte olanlar... Türk halkı geçmişle geleceği birleştirdiği zaman Orta Doğu, Irak ve Kerkük yangını ile, kundakçıların kimler olduğunu daha iyi anlayacaktır.

İLETİŞİM edebiyatokyanus@gmail.com  
   
Reklam  
 
 
edebiyatokyanus 389528 ziyaretçi (748467 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=