edebiyatokyanus
İÇERİK  
  ANA SAYFA
  YAZILAR
  => Attila İlhan Şiiri-DoDoç.Dr. Yakup ÇELİK
  => Bunalım Edebiyatı ve Modernizmin Sorunları-Svetlana Uturgauri
  => Karagöz'e Ezgi-Satı Erişen
  => Orta Oyunu Eksikliği-Nihal Türkmen
  => Orta Oyunu ve Karagöz-Nihal Türkmen
  => Dilin Yapısı ve Toplumun Yapısı-Emile Benveniste
  => Türkçe Metinlerde Bağdaşıklık ve Tutarlılık-İrem Onursal
  => Asansörle Yükseltilmek İstenen Çukurlar-Can Yücel
  => KÜLTÜR VE ÖTESİ-Cemil MERİÇ
  => Türkoloji-Cemil MERİÇ
  => Tevfik Fikret ve Batı Retoriği-Rıza Filizok
  => Estetik tarihimize bir bakış-Arslan Kaynardağ
  => MÜRSEL MECAZ-Rıza FİLİZOK
  => Başlıca Dil Bilimi Akımları-Prof.Dr. Rıza FİLİZOK
  => ZİYA OSMAN SABA’NIN NEFES ALMAK ADLI ŞİİR KİTABINDA -Yrd. Doç. Dr. Safiye AKDENİZ
  => HİKAYE VE ROMANDA “ANLATICI”YA GÖRE METİN TİPLERİ, - Yard. Doç. Dr. Safiye AKDENİZ
  => GÖSTERGEBİLİM-Yard. Doç. Dr. Mustafa Ö Z S A R I
  => TÜRKİYE'NİN ÖNEMİ-Emre Kongar
  => KÜRESELLEŞME VE KÜLTÜREL FARKLILIKLAR ÇERÇEVESİNDE ULUSAL KÜLTÜR-Prof. Dr. Emre Kongar
  => TÜRKİYE'NİN KÜLTÜREL ÖZ-ANLAYIŞI: AVRUPA BİRLİĞİ İÇİN BİR ZENGİNLİK-Emre Kongar
  => BARIŞ KÜLTÜRÜ VE DEMOKRASİ-EMRE KONGAR
  => GOP NEYİ AMAÇLIYOR, NEYİ GERÇEKLEŞTİREBİLİR-EMRE KONGAR
  => YENİ EMPERYALİZM, HUNTINGTON VE ELEŞTİRİSİ-Emre Kongar
  => KÜRESELLEŞME BAĞLAMINDA TÜRKİYE-Emre KONGAR
  => DEMOKRASİ KÜLTÜRÜ SORUNLARI-Emre Kongar
  => AVRUPA BİRLİĞİ'NE "ONURLU VE BAŞI DİK" GİRİŞ NE DEMEK-Emre Kongar
  => TOPLUMSAL VE SİYASAL GELİŞMEMİZİ ETKİLEYEN MARKALAR-Emre Kongar
  => KÜRESELLEŞME, MİKRO MİLLİYETÇİLİK, ÇOK KÜLTÜRLÜLÜK, ANAYASAL VATANDAŞLIK-Emre KONGAR
  => NİYAZİ BERKES'DE ÇAĞDAŞLAŞMA KAVRAMI-Emre KONGAR
  => KEMAL TAHİR-Hilm Yavuz
  => OYUNLARIM ÜSTÜNE-Nazım Hikmet
  => OYUN YAZARI OLARAK-Ataol Behramoğlu
  => POPÜLER EDEBİYAT- M. Orhan OKAY
  => HER SÖZ BİR ŞEY SÖYLER-Feyza HEPÇİLİGİRLER
  => Tiyatronun Kökeni, Ritüel ve Mitoslar
  => ROMANDA KURMACA VE GERÇEKLİK
  => Fuzûlî’nin Hikaye-i Leylâ ve Mecnun’u
  => SEZAİ KARAKOÇ ve HİS “;KAR ŞİİRİ”;-Selami Ece
  => İSTANBUL’UN AHMED MİDHAT EFENDİNİN ROMANLARINA TESİRİ
  => AHMET MİDHAT’A ATFEDİLEN BİR ESER: “HÜKM-İ DİL” VE MANASTIRLI MEHMET RIFAT
  => CEZMİ ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER
  => "EDEBİYATEĞİTİMİ"NDE "EDEBÎ METİN"İN YERİ VE ANLAMI
  => Mustafa Kutlu ve Rüzgârlı Pazar
  => BİR BİLİM ADAMININ ROMANI” ÜZERİNE GEÇİKMİŞ BİR TAHLİL
  => ÖLÜMÜNÜN 50. YIL DÖNÜMÜNDE
  => “MİT”TEN “MODERN HİKÂYE” “HİKÂYE”NİN SERGÜZEŞTİ
  => EDEBİYAT DİLİ/EDEBÎ DİL
  => BİR NESLİN VEYA BİR ŞAİRİN ROMANI: MÂİ VE SİYAH
  => İSTİKLÂL MARŞI’NIN TAHLİLİ
  => CAHİT KÜLEBİ
  => TEVFİK FİKRET’İN ŞİİRLERİNDE TRAJİK DURUM
  => MEHMED RAUF’UN ANILARI yahut EDEBÎ HATIRALARIN YAYIMI ÜZERİNE BİR DENEME
  => MEÇHUL BİR AŞKIN SON NAĞMELERİ: TEVFİK FİKRET’İN “TESADÜF” ŞİİRLERİ / YARD. DOÇ. DR. NURİ SAĞLAM
  => Tarihsel Romanın Eğitimsel İşlevi
  => ALIMLAMA ESTETİĞİ VE EDEBİYAT ÖĞRETİMİ1
  => Tanzimat Dönemi Oyun Yazarliginda Batililasma
  => SİNEMA VE EDEBİYAT TÜRLERİ
  => EDEBİYAT EĞİTİMİ, ESTETİK BİR HAZZIN EDİNİMİ
  => EDEBÎ TENKİT
  => ADALET AĞAOĞLU’NUN DAR ZAMANLAR ÜÇLEMESİNDE KİMLİK SORUNU
  => Halit Ziya ve Mehmet Rauf'un hayatları ile romanları
  => YAZIN VE GERÇEKLİK
  => MİLLÎ EDEBİYAT
  => HECE-ARUZ TARTIŞMASI/ Arş.Gör.Oğuzhan
  => AHMET HAŞİM’İN ŞİİRLERİNDE ATEŞİN DİLİ / ARŞ. GÖR. VEYSEL ŞAHİN
  => ROMAN TEKNİĞİ BAKIMINDAN YABAN
  => TANZİMATTAN GÜNÜMÜZE COCUK EDEBİYATI
  => KADIN VE EDEBİYAT
  => Şiirin Temel Özellikleri-Christopher Caudwell
  => EDEBİYAT EĞİTİMİ: HERMENEUTİK BİR YAKLAŞIM Vefa TAŞDELEN
  => VOLTAİRE VE ROUSSEAU ETRAFINDA AYDINLANMA ÇAĞI FRANSIZ YAZINI
  => TÜRKİYE’DE ULUSAL KÜLTÜR TARTIŞMALARI BAĞLAMINDA ÇAĞDAŞ UYGARLIK SORUNU
  => EDEBİYATIN DİLİ ÜZERİNE
  => TARİHİN SINIFLANDIRILMASI
  => Türk Milletini Uyandıran Adam: Attila İlhan
  => EDEBİYAT DERSLERİNİN İÇERİĞİNİN DEĞİŞTİRİLMESİ KONUSUNDA
  => "Yalancı şöhretlerin Gerçek Yüzünü Ortaya Koydum"-Hilmi Yavuz
  => AVRUPA BİRLİĞİNİ YARATAN NEDENLER VE TÜRKİYE Metin AYDOĞAN
  => DİVAN ŞİİRİYLE HALK ŞİİRİNDE ORTAK BİR SÖYLEYİŞ BİÇİMİ
  => divan şiirindeki sevgili tipini alaya alan bir roman
  => ALIMLAMA ESTETİĞİ VE EDEBİYAT ÖĞRETİMİ
  => BAĞLANMA VE ÇELİŞKİ
  => Antik Çağ’da Tarih Yazmak
  => TARİHÎ ROMANDA POST-MODERN ARAYIŞLAR
  => Kültürel Batılılaşma
  => GARPÇILAR VE GARPÇILAR ARASINDAKİ FİKİR AYRILIKLARI
  => Harf Devrimi Üzerine Yeniden Düşünmek
  => EDEBİYAT ÖĞRETİMİNDE WALDMANN MODELİ
  => KEMÂL AHMED DEDE VE TERCÜME-İ MENÂKIB-IMEVLÂNÂ’SI
  => TARİHSEL GELİŞİM SÜRECİ İÇERİSİNDE URDUCA
  => Avrupalılaşmak mı, Avrupalılaştırmak mı?CEMİL MERİÇ
  => ŞAİRANE BİR ÇEVİRİ yahut TOPLUMBİLİMİN SERÜVENLERİ Cemil MERİÇ
  => 47 LİLER YAHUT BİR ROMANIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
  => ZAMAN, ZAMAN – I TERAKKİ Cemil Meriç,
  => Kırk Ambar (Cilt1)
  => KADIN RUHU, Cemil Meriç
  => Umrandan Uygarlığa-C.Meriç
  => Balzac’tan önce modern roman-Cemil Meriç
  => ARİSTARK’LA ZOİL-c.meriç
  => ELİNDE CENNET AÇAN ZEND AVESTA- c.meriç
  => SELEFÎLİK–SÛFÎLİK VE ÂKİF-SÜLEYMAN ULUDAĞ
  => Mehmet Âkif- Mâhir İz’e Yazdığı Mektuplar
  => DİDO SOTİRİYU’NUN ROMANI GİBİ BİR ROMANIMIZIN OLMAYIŞI
  => HİLMİ YAVUZ’UN DENEMECİLİĞİ
  => İRONİ KAVRAMI, GERÇEKÜSTÜCÜLÜK VE ERCÜMEND BEHZAD LAV ŞİİRİ ÜZERİNE
  => OKUNAMAYAN ROMANLAR
  => Gelenekçilik Geleneğe Dahil Değil
  => Türk Tiyatrosunda İronik Söz, İronisiz Metin
  => Postmodernist İroni
  => NÂZIM HİKMET ŞİİRİNİN SİYASİ ETKİLERİ
  => NÂZIM HİKMET ŞİİRİNDE SİNEMASAL ÖĞELER
  => Savaş
  => Newton, Goethe ve Sosyal Bilimler
  => Bir Afyon (!) Olarak Diktatörlükten Demokrasiye Futbol
  => Adorno Yüz Yaşında
  => Theodor Adorno: Kültür Endüstrisini Yeniden Düsünürken
  => ADORNO'NUN KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ KAVRAMI ÜZERİNE
  => ADORNO’NUN KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ KAVRAMI ÜZERİNE
  => Frankfurt Okulu
  => TARİHİ MADDECİLİK VE KAPİTALİZM - ÖNCESİ TOPLUMLARASYA TOPLUMU - FEODALİTE Asaf Savaş AKAT
  => POSTMODERNİZM GEÇ KAPİTALİZMİN KÜLTÜREL MANTIĞI
  => Postmodernizm Ya da Geç Kapitalizmin Kültürel Mantığı 2
  => Postmodernizm Ya da Geç Kapitalizmin Kültürel Mantığı 3
  => DİMİTRİ KANTEMİR'İN DOĞUBİLİM ARAŞTIRMALARINA KATKISI Georges Cioranesco
  => DİMİTRİ KANTEMİR'İN DOĞUBİLİM ARAŞTIRMALARINA KATKISI Georges Cioranesco 2
  => II. MEŞRUTİYET'TE SOLİDARİST DÜŞÜNCE: HALKÇILIK Zafer Toprak
  => II. MEŞRUTİYET'TE SOLİDARİST DÜŞÜNCE: HALKÇILIK Zafer Toprak 2
  => Türkoloji Araştırmaları Makaleler Veritabanı
  => Yeni Makaleler
  => Türkoloji Araştırmaları Dergisi
  => Türkoloji Makaleleri
  => ŞAİR DUYARLILIĞI Afşar TİMUÇİN
  => Yazılar.....
  => SEÇME YAZILAR
  => EDEBİYAT Tez / Makale / Kitap ara
  => Orhan Pamuk: Babamın bavulu Nobel konuşması
  => PiVOLKA'da Çıkan Yazılar
  => Amin Maalouf Üstüne
  => Öykünün Yüzyılı /Feridun ANDAÇ
  => Cumhuriyet Dönemi Türk Felsefesinde Bir Hareket Noktası Olarak Teoman Duralı-oktay taftalı
  => Sofist Bilgeliğin "Empirist" Dayanakları Üzerine 0.TAFTALI
  => Birlik ve Liderlik Hayalleri O.TAFTALI
  => Eğitilemeyen Bir Varlık Olarak İnsan O.TAFTALI
  => Çağdaş Bir Tarım Toplumuna Doğru O.TAFTALI
  => Sosyo-Politik Bağlamda Bir Dekadans Olarak Bilgi Toplumu O.TAFTALI
  => Aşkla Varolan Hayatlar O.TAFTALI
  => Batı Medeniyetinin Mutsuz Çocuğu Entelektüel O.TAFTALI
  => Nihat Genç Yazıları
  => Batılı Tarih Bilimi ve Tarihin Mantığı
  => Bir Hayat Alanı Olarak Aile O.TAFTALI
  => Bir Savaşın Kavramları Üzerine
  => Çalışma ve Erdem Kavramları Arasındaki İlgi Üzerine O.TAFTALI
  => Değer Üreten Hayatlar
  => Doğu'nun Hayal Ülkesi O.TAFTALI
  => Dostlukla Yükselen Hayatlar O.TAFTALI
  => Şiirimizin Hazin Sonu O. TAFTALI
  => Soğuk ve Sıcak Hayatlar OKTAY TAFTALI
  => Yalanın Fenomenolojisi O. TAFTALI
  => Günümüzde Medya Kılavuzluğu - Günümüzde Medya Kılavuzluğu
  => Ermeni Meselesinin Kökenini Batının Irkçılığında Aramak Lazım Prof. Dr. Türkkaya Ataöv
  => Osmanlı’dan Lozan’a Musul-Kerkük
  => “Sözümü Tutamadım, Artık Yaşayamam” Turhan Feyizoğlu
  => Gerilla Mustafa Kemal ve Türk Yurtsever Kurtuluş Hareketi Turhan Feyizoğlu"
  => SİYASİ TARİH YAZILARI -YEREL TARİH YAZILARI
  => Yazarlar - yazılar
  => TÜRKİYE’DE MUHAFAZAKÂRLIĞIN DÜŞÜNSEL - SİYASAL TEMELLERİ
  => yazılar 1
  => yazılar2
  => türk dünyası
  => Derin devlet
  => YAZILAR,
  => SOSYOLOJİ.
  => YAZILAR,,.
  => TANZİMAT DÖNEMİ
  => İdealizm-Realizm
  => Cemil Meriç..
  => ilhan berk
  => NİYAZİ BERKES’İN TÜRK KİTLE İLETİŞİM TARİHİNE KATKILARI
  => yazılar.
  => yazılar..
  => yazılar,
  => yazılar,,
  => yazılar.,
  => YAZILAR.
  => YAZILAR..
  => YAZILAR-
  => YAZILAR-,
  => yazılar.1
  => y.1
  => y.2
  => y.3
  => y.4
  => y.5
  => y.6
  => y.7
  => y.8
  => y.9
  => y.10
  => y.11
  => y.12
  => y.13
  => y.14
  => y.15
  => y.16
  => y.17
  => y.18
  => y.19
  => y.20
  => y.21
  => y.22
  => y.23
  => y.24
  => y.25
  => y.30
  => y.31
  => y.32
  => y.33
  => y.34
  => y.35
  => y.36
  => y.37
  => y,38
  => y.39
  => y.40
  => y.41
  => y.42
  => y.43
  => y.44
  => y.45
  => y.46
  => y.47
  => İnsan-Mekan İlişkileri
  => SANAT VE ELEŞTİRİ
  => Türkiye’de olumsuz Pierre Loti eleştirileri
  => TÜRKiYE’DE MODERN EDEBİYAT ELEŞTİRİSİ
  => ATATÜRK,
  => MAKALELER:
  => MAKALELER,
  => yz
  => yz1
  => yz2
  => yz3
  => yz4
  => yz5
  => yz6
  => yz7
  => yz8
  => FRIEDRICH NIETZSCHE’NİN TARİH ANLAYIŞI
  => Edebiyat Nedir?
  => YM1
  => YM2
  => YM3
  => YM4
  => YM7
  => YM8
  => YM9
  => İbn Battûta’da “Ahı” Kelimesi ve Anadolu
  => Simone de Beauvoir: Abjeksiyon ve Eros Etiği
  => Toplumsal Cinsiyet Düzenlemeleri
  => Psikanalitik ve Post-Yapısalcı Feminizm ve Deleuze
  => Tarihsel Bir Perspektif Üzerinden İroni Tür ve Tekniklerinin Gelişimi ve Bazı Uygulama Örnekleri Tarihi Gelişim
  => İroni ve Melankoli*
  => İroni, Nostalji ve Postmodern
  => “Daha İyi Anlamak İçin Daha Fazla Açıklamak” İsteyen Bir Yorumbilimci: Paul Ricœur
  => Kendi (Paul Ricœur Üstüne)
  => Sersemleşme Okulu
  => Osmanlı ve Avrupa Arasındaki Karşılıklı Etkileşimde Etnomaskeleme
  => Antik Yunan Tragedyasının Metafiziği
  => Sonbahar Mitosu: Tragedya*
  => Ayrışma, Çatışma ve Fanatizm
  => Fanatizm İlkelliktir
  => Tuhaf Bir Çocuk
  => Huzursuz
  => Benjamin’in Mistisizmine “Üç Yönlü Yol”
  => Renan, Irk ve Millet
  => Varlık, Benlik, Hatırlayış ve Unutuş Üzerine
  => Hangi Kilidin, Hangi Anahtarı?
  => Romanda Tarih
  => Bugün Psikanalizi Tartışmak
  => Kültürde Bakış
  => 1930 Goethe Ödülü Dolayısıyla Frankfurt Goethe Evi’nde Konuşma
  => Jacques Derrida ve Konukseverlik Sorusu
  => Metafiziğin Kalesi Hakkında Düşünmek
  => Hakların İadesi
  => Modern Etiğin İki Temel Direği Agnes Heller
  => Ezoterizme Genel Bir Giriş
  => Turnanın Semahı, Ezoterizmin Zamanı: Bektaşi ve Alevi Zaman Kavrayışla
  => Yeni sayfanın başlığı
  => Ulus-Ötesinden Hukuka Bakmak: Jürgen Habermas
  => Yeni Perspektifler Gerçeğin Çölüne Hoşgeldiniz
  => Orlan: Kırılan Ten Kubilay Akman
  => Pusudaki Ten, Vice Versa
  => Cimri ve Çöp Arasındaki Güçlü İlişki Üzerine
  => Demokrasi Kavramı Üzerine Hayli Spekülatif Bir İrdeleme
  => Benim Çöp Bayramım
  => Kamu Yeniden Kurulurken Kadınlara Ne Olacak?
  => Sonsuzluğun Sınırında: Immanuel Kant
  => Kant ve Üniversite İdeası
  => İki Yüzüncü Ölüm Yıldönümünde: Immanuel Kant ve Kantçılık
  => Kant ve Yeni Kantçılık
  => Otuz Beşinci Gece: Ruh, Can, Hayat, Ölüm, Akıl ve Öte Dünya Üzerine1
  => Ölüm Üzerine Tıbbi Çeşitlemeler
  => Ölüme Karşı Ölüm
  => Avrupa İçin Yeni Bir Ethos Üzerine Düşünceler
  => Avrupa ve Ötekileri
  => Sûfî Şiirinin Poetikası
  => Byron ve Romantiklik
  => Kötülük Toplumu ve Biçimin Muhalefeti
  => Balkanlar: Metaforların Çarpıştığı Bir Savaş Alanı
  => Badiou: Etik Üzerine
  => “Semen est Sanguis" Yahudilikte ve Hıristiyanlıkta Kan
  => Âdet Kanaması Tecrübesi: Sınırlar ve Ufuklar
  => Said ve Saidciler ya da Üçüncü Dünya Entelektüel Terörizmi
  => Kültür Endüstrisini Yeniden Düşünürken
  => Adorno ve Tanrının Adı
  => Kant, Adorno ve Estetiğin Toplumsal Geçişsizliği
  => Adorno ve Berg
  => İbn Battûta Seyahatnamesi
  => Irak Savaşı ve Sivil Etkinlikler
  => Yamalı Çelişkiler Semti: Saraybosna'dan Yenibosna'ya
  => Halkla Birlikte Bir Çağdaş Kent Söylemi Üzerine
  => Yeni Dünya Düzeninin Sonu?
  => Selçuklular Anadolu’da
  => Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubâd Dönemine (1220-1237) Bir Bakış
  => 13. Yüzyılın Başında Anadolu’da Ticaret
  => Selçuklular Döneminde Anadolu’da Felsefe ve Bilim (Bir Giriş)
  => Nietzsche ve ‘Akla’ İsyan
  => Bizans Manastır Sistemine Giriş
  => Öğrenci Radikalizmi Üzerine Düşünceler
  => 1968’i Yargılamak ya da 68 Kuşağına Mersiye
  => “Gelecekte İnsanlara Çok Güzel Görüneceğiz”
  => Nevroz, Psikoz ve Sapkınlık
  => Üniversitede Psikanaliz Öğretmeli miyiz? Sigmund Freud
  => Psikanalist Kimdir?
  => Nerelisiniz?
  => Irak’a Kant Çıkarması
  => Bizans Şaşırtıyor
  => 12 eylül dosyası
  => FETHİ NACİ: Cesur, Gerçekçi Ve Halkçı... İzzet Harun Akçay
  => SON OKUDUKLARIM- İzzet Harun Akçay
  => Sabahın yalnız kuşları-İzzet Harun Akçay
  => Bir Portre - Cahit Sıtkı TARANCI - Şükran KURDAKUL
  => ŞİİR NEDİR? Cahit Sıtkı TARANCI
  => Afşar TİMUÇİN - Şair Duyarlığı
  => Ahmet KÖKLÜGİLLER - Karacaoğlan'ın Yaşamı ve Şiirleri
  => Atilla ÖZKIRIMLI - Dadaloğlu ve Çevresi
  => Aysıt TANSEL - Metin Eloğlu
  ARAŞTIRMA-İNCELEME
  SÖYLEŞİ
  DENEME
  ATTİLA İLHAN
  ATTİLA İLHAN-KÖŞE YAZILARI
  E-KİTAP
  ANSİKLOPEDİK
  SATRANÇ VİDEO DERSLERİ DÖKÜMANLAR
  SATRANÇ OYNA
  ŞİİR
  DİL ANLATIM TÜRK EDEBİYATI - LİSE KAYNAK
  EDEBİYAT RADYO
  EDEBİYATIMIZDA ŞİİR ROMAN ÖYKÜ (dinle)
  100 TEMEL ESER (dinle)
  100 TÜRK EDEBİYATÇISI (dinle)
  SESLİ KİTAPLAR
  FOTOĞRAF ÇILIK
  E-DEVLET
  EĞİTİM YÖNETİMİ DENETİMİ
  RADYO TİYATROSU
  ÖĞRETMEN KAYNAK
  EDEBİYAT TV
  SÖYLEŞİLER - BELGESELLER TV
  RADYO KLASİK
  TÜRKÜLER
  GAZETELER MANŞETLER
  ÖYKÜ ANTOLOJİSİ
  DERGİLER - KİTAPLAR - KÜTÜPHANELER
  E-DERGİ
  KİM KİMDİR BİYOGRAFİLER
  ZİYARETÇİ DEFTERİ
  İLETİŞİM
  EDEBİYAT OKYANUS
Ulus-Ötesinden Hukuka Bakmak: Jürgen Habermas
Ulus-Ötesinden Hukuka Bakmak: Jürgen Habermas
Onur Bakıner


 

Jürgen Habermas, Hukuk Fakültesi’nde bir konuşma yapmak için 17 Kasım’da Yale Üniversitesi’ne geldi. Konuşmanın konusu küresel düzende kozmopolitan hukukun önemiydi. İletişimsel Eylem Kuramı ile yirminci yüzyıl felsefesine büyük katkıda bulunan yetmiş altı yaşındaki Habermas, bugünlerde daha çok siyasi içerikli makaleler yazıyor. Başta ülkesi Almanya olmak üzere akademik ve siyasi çevrelerde Habermas’ın dedikleri bir hayli ciddiye alınıyor; hatta dostu Joschka Fischer’in Dışişleri Bakanı olduğu dönemde Habermas’ın AB Anayasası’yla ilgili görüşlerinin Alman dış politikasını etkilediği bile söyleniyor. Yaşamı sırasında bu denli etkiye kavuşmak her filozofun harcı değil elbette; yirminci yüzyılda, akademik çevrenin dışına çıkıp dünya siyasetine şekil vermek, Bretton Woods’da kurulan iktisadi düzenin mimarı olan Keynes dışında, çok az düşünce insanına nasip oldu. Büyük bir akıl olmak her zaman siyasi etkinliğe dönüşemiyor; bunun için öncelikle uluslararası koşulların, özellikle de siyasi elitin, birtakım fikirleri benimsemeye hazır olması gerekiyor (1944 koşullarında Keynezyen politikaları benimsemek kapitalist sistemin neredeyse tek çıkış yolu olarak gözüküyordu). Habermas’ın küreselleşen dünyada hukukun üstünlüğünü ve anayasa temelli siyasi bütünleşme kültürünü öne çıkaran söylemi de AB projesini yürütmeye çalışan Avrupa siyasi eliti için çok anlamlı; ancak bir de Atlantik’in öte yanı var.
Habermas’ın öne sürdüğü en önemli tez, uluslararası ilişkileri yürüten ilkelerin “ahlaki” değil “hukuki” zemine oturmasının gerekli olduğu. ABD’nin uluslararası hukuki normları hiçe sayarak Irak’ı işgal etmesi onu bir hayli rahatsız etmiş. Yeni-muhafazakâr kanadın işgali meşrulaştırmak için öne sürdüğü argümanlar, diktatörlükle yönetilen bir ülkeyi özgürleştirmek için “adil savaş” yürüttükleri yönünde. Tabii bu argümanlara hiç yabancı değiliz; Soğuk Savaş’ın “özgür dünya” ve “demir perde” ikiliği üzerinden kurgulanan söylemi hâlâ kulaklarda çınlıyor, ancak bugün durum biraz farklı: yeni-muhafazakârların dağıttığı adalet, George W. Bush’un “özgürlük, Tanrı’nın bize hediyesidir” sözlerinde cisimleşen tuhaf bir köktendinci anlayışla kendini meşrulaştırıyor. Karşımızda, korkunç savaş makinesini “Allah rızası için” kullanan bir süpergüç var.
Soğuk Savaş demişken: Nükleer felaket anlamına gelecek bir III. Dünya Savaşı’nın nasıl olup da engellendiğini araştıranlar genel olarak iki farklı görüş belirtiyorlar ki, Habermas’ın konuşması açısından bu ayrışma büyük önem taşıyor. İlk grup, realistler: “iki süpergüç de savaşı kim başlatırsa başlatsın saldırıya uğrayan tarafın yok olmadan önce saldırganı yok edebilecek nükleer kapasitesi olduğunu biliyordu, Nükleer silahlanmanın getirdiği bu ‘caydırıcı mantık’ savaşı önledi” diyor. Bu realist açıklamayı yetersiz bulan liberal anayasacı model ise, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi gibi uluslararası müzakere kurumlarının ve yine BM çatısı altında hazırlanan uluslararası hukuk metinlerinin (Cenova Konvansiyonu gibi) önemini vurguluyor. Evrensel normların realist argümanlarla ayaklar altına alınmasından hiç hazzetmeyen Habermas, işte bu bahsettiğim liberal modelin küreselleşme koşullarına uygulanmasını öneriyor. 1991’de Körfez Savaşı’nda ve 1999’da Sırbistan’a karşı girişilen NATO operasyonunda geniş bir uluslararası muhalif koalisyonun oluşması bu anlamda onu umutlandırmış; ancak Bush yönetiminin “kötülüğü yeryüzünden silme” söylemi ve (kendilerinden başka kimsenin inanmadığı) böyle bir ahlaki duruşla haklılaştırdığı “terörizmle savaş”, görünen o ki bu umutları bir hayli sarsmış. Habermas’ın öne sürdüğü uluslararası hukuk temelli çözüme geçmeden önce, savaşın ahlakileştirilmesi konusuna biraz daha değinmek istiyorum.
Savaşın nasıl meşrulaştırıldığı konusu bana bazen fazlasıyla soyut, akademiyle sınırlı bir konu gibi geliyor. Felsefeyle veya uluslararası hukukla uğraşmayan birisi, ABD’nin savaşı uluslararası hukuk değil de ahlak düzleminde tanımlaması sorununa otuz saniye bile ayırmaz. Dahası size bu anlatılanların masal olduğunu, hak diye bir şey varsa onun güçten geleceğini, böyle şeylerle kafanızı yormaktansa gerçek memleket sorunlarıyla uğraşmanızın daha hayırlı olacağını söyler, sizi üzer. Güçler dengesini uluslararası ilişkilerin merkezine oturtan realizm, gerçekten sağduyuya hitap ediyor. (Kurtlar Vadisi’ni izliyor musunuz?) Özellikle Irak’ın işgali gibi herkesin gözünün önünde cereyan eden bir saldırganlık kimsede kuşku bırakmıyor. ABD’nin liberal demokratik söylemi kullanarak savaşı ahlakileştirdiğini daha 1950’de sistematik olarak işleyen kişi, Dünya’nın Nomos’u adlı kitabın yazarı Alman anayasa hukukçusu Carl Schmitt. Siyaset felsefesi alanına miras bıraktığı çok önemli fikirleri bir yana, bu zat aslında pek de tekin biri sayılmaz: Nazi Almanyası’nın en coşkulu destekçilerinden biri olarak yıllarca Hitler yönetiminin yasal düzenlemelerini hazırlaması bir yana, eski Nazilerin Nürnberg’de insanlık suçu işledikleri için yargılanması onu bir hayli kızdırmış. I. Dünya Savaşı’ndan sonra Alman İmparatoru’nun savaşı başlatmakla suçlanması onu zaten yeterince rahatsız etmişken bir de 1945 sonrasında yasal altyapısı henüz oluşmamış bir insanlık suçu mahkemesi kurulması, Schmitt’in “kahrolsun insan hakları!” temelli bir uluslararası hukuk doktrini kurmasına yol açmış. Temelde şunu diyor Schmitt: Savaşı ahlak veya adalet kriterleriyle inceleyemeyiz. Savaş iki eşit arasında yapılan bir düello gibidir, sonunda kaybedene ahlaki sorumluluk yüklemek işte bu yüzden anlamsızdır. Sonuçta kurulan yeni düzen, haklı olanın değil kazananın hukukudur ve bunu başka şekillerde göstermek iki yüzlülüktür. Schmitt, Avrupalıların onyedinci yüzyıldan ondokuzuncu yüzyıl sonuna dek yürüttüğü sömürge savaşlarını işte bu düello modeline örnek olarak gösteriyor: Avrupa devletleri arasında işleyen bir hukuk vardır ve bu hiçbir ahlaki ilkeye değil, tarafların savaşı neden ve sonuçlarıyla kabullenmelerine dayanmaktadır. Avrupa-merkezli olmasıyla eleştiriyi hak eden Schmitt’in düşünsel temelinde de faşizan özellikler taşıyan bir savaş anlayışı olduğunu görüyoruz: Savaş bir milletin [Volk] kendini ifade etme biçimidir ve her milletin savaşma iradesine saygı göstermek gerekir; öyle ki savaşın sonunda kaybedene savaş suçlusu değil yiğitçe dövüşüp kaybeden taraf muamelesi yapılmalıdır. Kant’tan başlayan ve Habermas’a dek uzanan Avrupalı düşünürlerin aksine, Schmitt savaşın önlenmesini değil, “doğru” bir şekilde kavramsallaştırılmasını önemsiyor.
Schmitt’ten çıkardığımız iki ders var: Birincisi, ABD’nin insan hakları etrafında kurduğu uluslararası hukuk düzeni, Amerikan işgalciliğinin ahlaki duruş kisvesinde gizlenmesinden başka bir şey değildir. Bu görüş sağda ve solda birçok taraftar bulmakta, çünkü Nazileri Nürnberg’de yargılayan ABD gün geldi Russell Mahkemesi’ne düştü, gün geldi Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne katılmayı reddetti, gün geldi Irak hapishanelerindeki korkunç işkenceleri örtbas etmek zorunda kaldı. Ancak Schmitt’in bize sunduğu ikinci ders, hiç de o kadar apaçık değil: Uluslararası hukuk, insan hakları düzleminde değil, milletlerin kendilerini ifade etmesine (savaşmasına) olanak verecek bir realist düzlemde kurgulanmalıdır. Bu, savaş suçları gibi, savaşta yürütülen soykırımlar gibi korkunç insanlık suçlarını da hukuksal çerçevenin dışında bırakacak bir proje olduğu için kimsenin kolay kolay desteklemeyeceği bir öneri. Ancak realistlerin gücü önerilerinin normatif çekiciliğinden değil, “bizim dediğimiz zaten bugün dünyada olan şeyler (gerçekten de insanlık suçu işleyen devletler genelde haklı veya haksız olmaktan ziyade yenmiş veya yenilmiş olmak kriterine göre cezalandırılıyorlar); bari kendinizi kandıracağınıza gerçek olanı hukuksallaştırın” diyebiliyor olmalarından geliyor. O zaman?
O zaman devreye Habermas’ın normatif kuramı giriyor. Amacım öncelikle Habermas’ın kuramsal temellerini belirlemek, daha sonra da Konferans’ta sunduğu öneriyi tartışmak. Habermas, Kant’ın “ebedi barış” önerisinin küreselleşen dünyaya uygulanabilmesi için, birtakım dinamikleri göz önüne almak gerektiğini söylüyor. Aradan geçen iki yüz yılın getirdiği üç temel sorun, bizi Kant’ın “Kozmopolitan Hukuk” fikrini farklı parametreler etrafında düşünmeye zorluyor: Milliyetçiliğin tüm dünyayı etkilemesi, kapitalist gelişimin hem sınıf çatışması hem de emperyalizm olarak insanlığı bölmesi (Kant, gelişen ticaretin ulusları barışçı bir şekilde birleştireceğini varsayıyordu), ve “kamusal alanın yapısal dönüşümü” sonucunda siyasi liderleri gözetecek duyarlıkta bir kamusal alanın artık kalmaması. Bütün bunlara rağmen, küreselleşmenin bir sonucu olarak dünya uluslarının birtakım riskleri paylaşmak zorunda kalmasının (iktisat, ekoloji, kamu sağlığı ve küresel terörizm bağlamlarında ortaya çıkan riskler) kozmopolitan hukuku teşvik eden bir unsur olduğunu ekliyor. Kozmopolitan hukuk, uluslararası hukuktan farklı olarak devletleri değil, bireyleri hak ve sorumluluk sahibi yapan yasal düzenlemeleri içeriyor. İnsan hakları, tüm devletleri, kültürleri ve hatta bireyleri birleştirme iddiasındaki evrensel tek norm olarak kozmopolitan hukukun biricik temeli olarak görülüyor. Bu hukuk anlayışı kaçınılmaz olarak devletin bireyler üzerindeki egemenliğini sınırlıyor ve her bireyi devletlerüstü bir sistemin üyesi haline getiriyor. Açıkça görülüyor ki, evrensel insan haklarının gerekirse devlet egemenliğini devre dışı bırakmak pahasına korunması, kozmopolitan hukukun normatif çekirdeğini oluşturuyor.
Bunun nasıl sağlanabileceği, Habermas’ın konuşmasındaki bir diğer önemli konuydu. Kant’ın “dünya devleti” fikrinin emperyalist çağrışımlarını kabul eden Habermas, yine Kant tarafından bir ara form olarak düşünülen “devletler federasyonu” fikrini ise, devlet egemenliğine çok fazla taviz verdiği için reddediyor. Önerisi, dikkatli bir orta yol formülü: “Küresel iç siyaset.” Devletler, giderek artan uluslararası ilişkilerin yasal bir meşruiyet zeminine oturtulması ile, karşılıklı bağlılık esasıyla sorunları çözecekler. Bunun mümkün olması, öncelikle kendi sınırları içinde egemen devletleri varsayıyor; ancak etkili bir siyaset için bölgesel işbirliği örgütleri de şart. Habermas açıkça dile getirmese de, AB modeli “ulus-sonrası oluşum”un ortaya çıkardığı yönetim sorunlarını çözmek için başarılı bir örnek olarak gösteriliyor, çünkü başta kapitalist küreselleşmenin yıkıcı etkileri olmak üzere ulus-devletin uğraşamadığı sorunlar, bölgesel işbirliği sayesinde en azından hafifletilebilir. Bir örnek vermek gerekirse: Bir ulus-devlet, piyasa rekabetinin yarattığı eşitsizlikleri gidermek için tek taraflı olarak piyasa dışı alternatifler aramaktan, rekabet gücünü yitireceği endişesiyle kaçınabilir; halbuki çok sayıda devletin işbirliği yaparak serbest piyasayı belli ölçüde “askıya alması”, daha akla yatan bir çözüm olabilir (tabii Maastricht Anlaşması ile Sosyal Avrupa’yı neo-liberal politikalara kurban eden AB’nin ilk anda hayalkırıklığı yarattığını da söylemek gerekir). Birkaç bölgesel blokun (örneğin AB, ABD önderliğinde Amerika kıtası, Doğu Asya, Rusya önderliğinde Orta Asya, vs.) işbirliği sonucunda belki küresel düzeyde işleyen bir refah rejimi kurulabilir.
Burada öne çıkan mantık, çeşitli yönetim katmanları oluşturulması. Başta AB olmak üzere ulus-ötesi birçok oluşumun halk onayı alınmadan elitler düzeyinde yürütülmesi Habermas için bir “demokrasi açığı”nın habercisi. Bir yandan demokratik meşruiyet sağlanması, öte yandan temsili yönetime dayalı siyasi yapıların ulus-ötesi koşullara uyumlu hale getirilmesi, ancak çeşitli katmanların devreye sokulmasıyla mümkün. Birleşmiş Milletler, kozmopolitan hukukun ve uluslararası işbirliğinin yürütüldüğü katman olarak düşünülüyor. Ancak bunun için, başta Genel Kurul yetkilerinin artırılması olmak üzere birtakım reformlar şart. Bir başka katman, önemine değindiğimiz bölgesel işbirliği örgütleri. Bu katmanda, halklar için demokratik meşruiyetin kaynağı olmaya devam eden ulusal duyarlılıklara ek olarak ulus-ötesi bir dayanışma fikrinin temellenmesi gerekiyor (AB örneğinde olduğu gibi). Elbette ulus-devlet içindeki yerel yönetimlerin güçlendirilmesi etkin yönetim açısından olumlu görülebilir, tabii herkesi içine alma iddiasındaki kamusal alanın tikel kaygılar yüzünden yok edilmemesi koşuluyla.
Savaşın önlenmesi ise bugünkü BM Güvenlik Konseyi’nin daha etkin ve kapsayıcı olmasına bağlı. Özellikle Almanya, Japonya ve Hindistan’ın daimi üye olma çabalarını göz önüne alacak olursak, bu önerinin günün gerçeklerine uyumlu olduğunu söyleyebiliriz. Dahası, insan haklarını ihlal eden ve/veya insanlık suçu işleyen rejimlere karşı silahlı müdahale gerekebileceğini düşünen Habermas, uluslararası dayanışma temelinde kurulacak bir askeri koalisyonun önemini vurguluyor. İşte bu noktada, “savaşın ahlakileştirilmesi” tartışması tekrar açılıyor: Söz konusu askeri müdahaleler, meşruiyetlerini bir süpergücün keyfekeder ahlaki normlarından değil kozmopolitan hukukun getirdiği evrensel normlardan alacakları için, emperyalist çıkar hesaplarından arınmış olacaklar. Görünen o ki, Habermas’ın kafasındaki uluslararası işbirliği modeli ABD’nin Bush yönetimi öncesinde uyguladığı dış politikadan esinleniyor. 2003 nisanında Bağdat’ın Firdevs Meydanı’ndaki Saddam heykeli alaşağı edilirken konuya ilişkin görüşlerini belirten Habermas şöyle diyordu: “ABD’ye, [savunduğum] kozmopolitan yoldaki ilerlemenin önderi olarak yarım yüzyıldır güveniliyordu. Irak Savaşı’yla bu rolü bırakmakla kalmadı, uluslararası hakların garantörü rolünden de vazgeçti.” Habermas daha sonraki paragraflarda Henry Kissinger’ın sinik realizminden bahsettiğine göre, sanırım ABD’nin bundan önceki dönemlerde daha az agresif olduğuna o da inanmıyor. Bush yönetimiyle beraber değişen, yalnızca meşrulaştırma söylemi ve bu söylemin kapsayıcılığı. Terörizmi belirsiz bir düşman, mutlak bir “kötü” olarak tanımlayan yeni-muhafazakârlar, bu uğurda yapılan her şeyin (tüm dünyanın itirazlarına rağmen savaş ilan etmekten tutun insanlık suçu işlemeye kadar) nihayetinde “iyi”ye hizmet ettiğini söyleyerek sorumluluktan kurtulmaya çalışıyorlar. Dolayısıyla Habermas’ın eleştirisi şu sonuca varıyor: Uluslararası işbirliğinin gelişmesi, emperyalist saldırganlığı bitirmese de en azından belirli sınırlar içinde tutabilir. Dahası, insan hakları temelli kozmopolitan bir hukuk, savaş esnasında insanlık suçlarının işlenmesine karşı bir güvence olabilir.
Kuramının normatif olduğunu söyleyerek realist kanadın olası saldırılarından uzak durmaya çalışan Habermas için sorunun çözümü, ayakları yere basan bir Amerikan yönetimi gibi görünüyor. Dünyanın birçok ülkesinde ABD’ye muhalefetin giderek Bush karşıtlığı üzerinden tanımlanması bu kuramın belkemiği adeta; yani bu yeni-muhafazakârlardan kurtulursak Amerikan dış politikasının uluslararası hukuka daha saygılı, işbirliğine daha çok önem veren bir yönelime kavuşacağı varsayılıyor. Bence kuramın en zayıf yönlerinden biri bu: Bush taifesinin rezilliklerinden söz etmek, sağlıklı bir eleştirel duruş olmaktan çıkmış, Amerikan savaş makinesini besleyen kaynakları görmezden gelmek için en kolay yol olmuş durumda. Clinton dönemine göre daha saldırgan bir dış politika izlendiğini ve mevcut yönetimin gitmesiyle biraz rahat nefes alabileceğimizi elbette kabul ediyorum, ancak savaş endüstrisinin, petrol şirketlerinin, Pentagon’un ve adını bilmediğimiz kim bilir hangi çıkar odaklarının var olduğu ve yönetimleri etki altına alma konusunda eşitsiz bir avantaja sahip olduğu gerçeği gün gibi ortadayken uzun vadede barışçı bir Amerikan politikası beklemek çok gerçekçi değil. Daha da önemlisi, Schmitt’in eleştirisindeki ilk noktanın giderek daha belirgin hale gelmesi: İnsanlık suçlarının yargılanması uygulamada hep kazananın hukuku olarak dayatılmışken, bundan sonra güçlü devletlerin (en başta ABD’nin) kozmopolitan hukuka kayıtsız şartsız uyacağını düşünmek hayalperestlik. Normatif kuram her ne kadar evrensel ilkeleri öne çıkarsa da, sonuçta ABD’nin himmetine kaldık anlayacağınız!
Habermas’ın konuşmasından sonra Yale Üniversitesi Hukuk Profesörü Bruce Ackerman söz aldı, akıllara zarar bir öneriyle çıkageldi. Kuruluş itibariyle ABD’nin bir “ideal devlet” olduğunu, çünkü bu göçmenler ülkesinin anayasasının kapsayıcı içeriğiyle farklı bir yurttaşlık bağı yarattığını, aynı şekilde AB’nin de bir ideal devlet olma yolunda ilerlediğini iddia etti ve bu iki devletin çok daha sıkı bir işbirliğine girmelerini, hatta tek bir “ideal devlet” çatısı altında toplanmalarını önerdi. Böylece tüm dünya için bir çekim merkezi haline geleceklerini, bir demokrasi ve insan hakları kültürünün yayılacağını söyledi. İlerlemiş yaşı dolayısıyla uzun süre ayakta durmakta güçlük çeken Habermas, bu öneri karşısında kalkıp şunu diyebildi: “Peki bu, dünyanın geri kalanı tarafından emperyalizm olarak algılanmaz mı?” İdeal devlet fikrinin tuhaflığından bu projenin küresel eşitsizlikleri görmezden geleceğine kadar, söylenecek çok şey var, ama bu önerinin ciddi olduğuna bile inanamadığım için tartışmayı sürdürmek istemiyorum.
Sonuçta pek tatmin edici olmayan projelerin tartışıldığı bir akşam geride kaldı New Haven’da. Yeterince ütopik ya da pek gerçekçi olmaması dolayısıyla Habermas’ın önerisi kalbe de akla da hitap etmiyor. Konuşma sonrasında aklıma takılan iki soruyu paylaşmak istiyorum: Birincisi, ABD’nin tavrına bu denli bağımlı olmayan bir savaşı önleme mekanizması kurulabilir mi? Rusya ve Çin’in de giderek silahlandığını göz önüne alırsak bu sorunun yanıtı sanırım giderek güçleşiyor. Savaştan ve silahlardan tamamen kurtulmamızın tek çıkar yolu tüm uygarlığı yok edecek bir III. Dünya Savaşı maalesef; artık geriye kalan olursa huzura kavuşur belki – en azından ateşin yeniden icadına kadar. İkinci soru, liberal emperyalizmi (Irak’ın “özgürleştirilmesi”ni) reddeden bireyler için küresel bir demokrasi projesi düşünülebilir mi? Toplumsal aktörlerin karar verme mekanizmalarından dışlanması süreci öyle acımasızca işliyor ki, siyasetin demokratikleştirilmesi için küresel bir isyan en akla uygun seçenek gibi görünüyor. Sudan’da olduğu gibi, soykırıma varan katliamlar yapan diktatör rejimlerin bile kendini ABD saldırganlığı üzerinden kolaylıkla meşrulaştırdığı, Robert Dahl gibi önde gelen Amerikan siyaset bilimcilerinin “Amerikan demokrasisi büyük tehdit altında” uyarısı yaptığı bir dönemde, halkların “dış destekle” özgürleştirilmesi, hiç ama hiç inandırıcı gelmiyor. Genelde ütopik olmakla suçlanan radikal demokratik alternatifler, sanırım giderek daha gerçekçi çözümler olarak görülüyorlar.


İLETİŞİM edebiyatokyanus@gmail.com  
   
Reklam  
 
 
edebiyatokyanus 387711 ziyaretçi (743828 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=